İçeriğe geç
Giriş yap
0

Rüsumat Emaneti: Osmanlı gümrük teşkilatı Balta Limanı'ndan kapitülasyonların kaldırılmasına

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
Bir devletin dış ticaretten aldığı vergiler, hem hazinenin gelirini hem de ekonominin yönünü belirler. Osmanlı Devleti'nde bu vergileri toplayan kurum, uzun süre Gümrük Emaneti adıyla anıldı; on dokuzuncu yüzyılda ise gümrükler ve dolaylı vergilerle birlikte Rüsumat Emaneti adı altında örgütlendi. "Rüsum", resimler yani harç ve vergiler anlamına gelir. Kurumun tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, 16 Ağustos 1838'de imzalanan Balta Limanı Ticaret Antlaşması'dır. Bu yazıda Osmanlı gümrük düzeninin klasik yapısını, Balta Limanı'nın getirdiği değişiklikleri, Rüsumat teşkilatının görevlerini ve kapitülasyonların kaldırılmasına uzanan süreci ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: Kapitülasyonlar — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Dilek Temiz Dinç. Tarih: 15 Şubat 2021.
Galata'daki Rüsumat Dairesi binası
Galata'daki Rüsumat Dairesi binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Aegonss. Dosya sayfası

Klasik dönemde gümrük

Klasik dönemde Osmanlı gümrükleri, büyük ölçüde iltizam usulüyle işletiliyordu. Devlet, belirli bir gümrüğün gelirini, peşin bir bedel karşılığında mültezimlere bırakıyordu. Mültezim, gümrük vergilerini toplayıp devlete ödediği bedelden fazlasını kendine kâr olarak alıyordu. İstanbul, İzmir, Selanik ve Halep gibi büyük ticaret merkezlerindeki gümrükler, hazinenin en değerli gelir kaynakları arasındaydı.

Yabancı tüccarlar, kapitülasyonlar olarak bilinen ahitnameler çerçevesinde ticaret yapıyordu. Bu belgeler, başlangıçta padişahın tek taraflı bir lütfu olarak verilmişti ve ticareti teşvik etmeyi amaçlıyordu. Avrupalı tüccarlar için gümrük vergisi genellikle yüzde üç olarak belirlenmişti. Zamanla bu ayrıcalıklar genişledi ve devletin ekonomi üzerindeki denetimini sınırlayan bir yapıya dönüştü.

Balta Limanı Antlaşması

1838 yılında Osmanlı Devleti, Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile yaşanan bunalımda İngiltere'nin desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bu ortamda Mustafa Reşid Paşa'nın yürüttüğü görüşmeler sonucunda, İstanbul Boğazı'ndaki Balta Limanı'nda İngiltere ile bir ticaret antlaşması imzalandı. Antlaşma, Osmanlı ülkesinde devlet tekellerini, yani yed-i vahid usulünü kaldırdı. İngiliz tüccarları, imparatorluğun her yerinde serbestçe mal alıp satabilecekti.

Antlaşmayla gümrük oranları da yeniden belirlendi. İthal mallarına yüzde üç gümrük vergisine ek olarak yüzde iki iç gümrük resmi konuldu. İhracat mallarından ise toplam yüzde on iki vergi alınacaktı. Bu düzen, yabancı malların ülkeye girişini kolaylaştırırken, Osmanlı ürünlerinin dışarı satışını pahalı hâle getiriyordu. Benzer antlaşmalar kısa süre içinde Fransa ve diğer Avrupa devletleriyle de imzalandı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Balta Limanı Antlaşması, Osmanlı'ya dayatılmış ve hiçbir karşılığı olmayan bir antlaşmadır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Antlaşma, Osmanlı yönetiminin Mehmed Ali Paşa'ya karşı İngiltere'nin siyasi desteğini kazanma çabasının bir parçasıydı. Mehmed Ali'nin Mısır'daki tekel düzenini de hedef alıyordu. Ancak uzun vadede yerli üreticiyi koruyacak gümrük araçlarını zayıflattı ve ağır ekonomik sonuçlar doğurdu.
Servet-i Fünun dergisinin 1914 sayısında Rüsumat Müdüriyeti
Servet-i Fünun dergisinin 1914 sayısında Rüsumat MüdüriyetiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Servet-i Fünun Dergisi. Dosya sayfası

Rüsumat teşkilatının kuruluşu

Tanzimat yıllarında devlet, gelirlerini doğrudan toplamak için iltizam usulünü sınırlamaya çalıştı. Gümrüklerin yönetimi, merkezde bir emanet etrafında toplandı. Zamanla bu kuruma yalnızca gümrükler değil, damga resmi, ipek ve tuz gibi ürünlerden alınan vergiler, balık ve şarap resimleri gibi dolaylı vergiler de bağlandı. Bu genişleyen yapı, Rüsumat Emaneti adıyla anılmaya başladı. Kurumun başındaki yöneticiye Rüsumat emini deniyordu.

Rüsumat teşkilatı, merkezde İstanbul'da, taşrada ise liman ve sınır kapılarındaki gümrük müdürlükleri aracılığıyla çalışıyordu. Galata ve Sirkeci'deki gümrük binaları, başkentin dış ticaretinin kalbiydi. Gümrük memurları, gelen malların cinsini, miktarını ve değerini kaydediyor, vergiyi hesaplıyor ve makbuz düzenliyordu. Kaçakçılığı önlemek için kıyılarda devriye gezen Rüsumat gemileri kullanılıyordu. Mersin Deniz Müzesi'nde modeli sergilenen Rüsumat No. 4 gibi gemiler, bu deniz kolluğunun hatırasını taşır.
Mersin Deniz Müzesi'ndeki Rüsumat No. 4 gemisinin modeli
Mersin Deniz Müzesi'ndeki Rüsumat No. 4 gemisinin modeliGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Cobija. Dosya sayfası

1861 tarifeleri ve gelir kayıpları

Balta Limanı düzeninin olumsuz sonuçları kısa sürede görüldü. Yerli dokumacılık ve el sanatları, ucuz Avrupa malları karşısında büyük ölçüde geriledi. Devlet, 1861 yılında yapılan yeni ticaret antlaşmalarıyla ithalat vergisini yüzde sekize çıkardı. İhracat vergisi ise yıllar içinde kademeli olarak yüzde bire indirilecekti. Bu düzenleme, hazine gelirlerini bir ölçüde artırdı; ancak oranların yabancı devletlerin onayı olmadan değiştirilememesi, gümrük politikasının bağımsız biçimde yürütülmesini engelledi.

Düyun-ı Umumiye ve gümrükler

1875 yılında Osmanlı hazinesinin dış borç ödemelerini durdurmasından sonra, 1881 yılında Muharrem Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu. Tuz, tütün, ipek, damga, balık ve alkollü içki gelirleri gibi önemli dolaylı vergiler bu idareye devredildi. Böylece Rüsumat teşkilatının elindeki gelir kaynaklarının bir kısmı, alacaklı Avrupa devletlerinin temsilcilerinin yönettiği bir kuruma geçti. Gümrük gelirleri ise Rüsumat'ta kaldı; ancak yabancı devletler, gümrük oranlarının artırılmasına uzun süre direnç gösterdi. Osmanlı yönetimi, ithalat vergisini yüzde sekizden yüzde on bire çıkarmak için yıllarca diplomatik görüşme yürütmek zorunda kaldı.

Kapitülasyonların kaldırılması

Birinci Dünya Savaşı'nın başında, Eylül 1914'te Osmanlı hükümeti kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan etti. Karar, 1 Ekim 1914'ten itibaren yürürlüğe girdi. Bu adımla devlet, gümrük oranlarını kendi belirleme hakkını kazandığını açıkladı. Ertesi yıllarda yerli üretimi korumaya yönelik yeni tarifeler hazırlandı. Ancak savaş koşulları, bu düzenlemelerin etkisini sınırladı. Savaşın ardından imzalanan Lozan Antlaşması, kapitülasyonları kesin olarak kaldırdı; yalnız gümrük tarifeleri konusunda Türkiye'ye beş yıllık bir sınırlama getirdi. Bu sürenin dolmasıyla, 1929 yılında ulusal gümrük tarifesi yürürlüğe girdi.
Tarih notu
Kronoloji
16 Ağustos 1838: Balta Limanı Ticaret Antlaşması.
1839: Tanzimat Fermanı.
1861: Yeni ticaret antlaşmaları; ithalat vergisinin yüzde sekize çıkması.
1881: Muharrem Kararnamesi ve Düyun-ı Umumiye İdaresi.
1 Ekim 1914: Kapitülasyonların kaldırılmasının yürürlüğe girmesi.
1923: Lozan Antlaşması.
1929: Ulusal gümrük tarifesi.

Kaçakçılık ve gümrük memurları

Yüksek ihracat vergileri ve uzun kıyı şeritleri, kaçakçılığı Osmanlı gümrük düzeninin sürekli sorunlarından biri hâline getirdi. Tütün, tuz ve silah kaçakçılığı özellikle Ege ve Karadeniz kıyılarında yaygındı. Rüsumat teşkilatı, kıyı karakolları ve devriye gemileriyle bu kaçakçılığı önlemeye çalıştı. Gümrük memurlarının maaşlarının düşük olması, rüşvet ve yolsuzluk şikâyetlerine yol açıyordu. İkinci Meşrutiyet yıllarında gümrüklerin yeniden düzenlenmesi için yabancı uzmanlardan da yararlanıldı; işlemlerin kayda bağlanması, memurların eğitimi ve gümrük binalarının yenilenmesi bu düzenlemelerin parçasıydı. Servet-i Fünun gibi dergilerde yayımlanan Rüsumat binası fotoğrafları, bu yenilenme çabasının kamuoyuna nasıl sunulduğunu gösterir.

Rüsumat Emaneti'ni değerlendirmek: gümrük kapısında egemenlik

Rüsumat teşkilatının tarihi, Osmanlı Devleti'nin ekonomik egemenliği için verdiği mücadelenin aynasıdır. Klasik dönemde iltizamla işletilen gümrükler, hazineye güvenilir bir gelir sağlıyordu; ancak devletin denetimi sınırlıydı. Tanzimat yıllarında gümrüklerin ve dolaylı vergilerin tek bir emanette toplanması, merkezî yönetimin gelirlerini doğrudan toplama isteğinin ürünüydü. Balta Limanı Antlaşması ise siyasi bir bunalımda İngiltere'nin desteğini kazanmak için ödenen ağır bir ekonomik bedeldi; yerli üretimi koruyacak gümrük araçlarını yıllarca elden aldı. Kurumun memurları, liman kapılarında ve kıyılardaki devriye gemilerinde hazineyi korumaya çalışırken, tarifeleri yabancı devletlerin onayı olmadan değiştiremiyordu. Düyun-ı Umumiye'nin kurulması, dolaylı vergilerin önemli bir kısmının alacaklıların denetimine geçmesiyle bu sınırlamayı daha da derinleştirdi. Kapitülasyonların 1914'te kaldırılması ve Lozan'dan sonra 1929'da ulusal tarifenin yürürlüğe girmesi, gümrük kapısının yeniden bir egemenlik aracı hâline gelmesini sağladı. Kaçakçılığa karşı kurulan kıyı karakolları ve devriye gemileri de, devletin gelirini korumak için sınırlı kaynaklarla geniş bir coğrafyayı denetlemeye çalıştığını açıkça ortaya koyar ve memurların ağır çalışma koşullarını hatırlatır. Rüsumat'ı anlamak, bir devletin bağımsızlığının yalnızca cephelerde değil, liman ambarlarında ve tarife cetvellerinde de kazanıldığını görmek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap