Savaş yıllarında büyük bir felaket
Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında, Eylül 1916'da Ankara, tarihinin en büyük yangınlarından birini yaşadı. 13 Eylül 1916'da başlayan yangın, birkaç gün boyunca şehrin eski çarşısını ve çevresindeki mahalleleri yaktı. Ahşap ve kerpiç ağırlıklı yapılardan oluşan, dar sokaklarla örülmüş şehir dokusu, alevlerin hızla yayılmasına elverişliydi. Savaş nedeniyle erkek nüfusun önemli bir kısmının cephede olması, yangınla mücadeleyi de son derece güçleştirdi.Yangın sona erdiğinde Ankara'nın ticari merkezi büyük ölçüde kül olmuştu. Kayıtlara geçen rakamlara göz atıldığında felaketin boyutu açıkça görülür: yaklaşık bin ev, dokuz yüzü aşkın dükkân, yedi kilise, iki cami ve üç sağlık kuruluşu yanmıştı. Yangında beş kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi. Şehrin önemli bir bölümü, yıllarca enkaz ve harabe olarak kalacaktı.

Tarih notu
Kronoloji: 13 Eylül 1916 yangının başlaması; 13-15 Eylül 1916 yangının şehrin çarşı ve çevre mahallelerine yayılması; 1916-1919 yanan alanların büyük ölçüde harabe olarak kalması; 27 Aralık 1919 Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye ile Ankara'ya gelişi; 13 Ekim 1923 Ankara'nın başkent ilan edilmesi; 1924-1925 ilk imar çalışmaları; 1928 Hermann Jansen'in imar yarışmasını kazanması.
Yangının seyri
Yangın, Ankara Kalesi'nin eteklerindeki Hisarönü çevresinde başladı. Rüzgârın etkisiyle alevler kısa sürede çarşıya ve çevresindeki mahallelere yayıldı. Şehirde yeterli itfaiye teşkilatı ve su kaynağı bulunmuyordu; halkın kovalarla ve el tulumbalarıyla yürüttüğü söndürme çalışmaları alevlerin önünde yetersiz kaldı. Yangın, ancak yanacak yapı kalmayan alanlarda ve açık arazilerde kendiliğinden sönmeye yüz tuttu.Yangının etkilediği bölge, Ankara'nın tarihî ticaret merkeziydi. Tiftik ve yün ticaretinin yapıldığı hanlar, dükkânlar ve depolar alevlerin arasında kaldı. Bu bölgede farklı dinî toplulukların bir arada yaşadığı mahalleler bulunuyordu; yanan yapılar arasında kiliseler ve camiler birlikte yer aldı. Yangın, şehrin bütün sakinlerini derinden etkileyen bir felaket oldu.
Yangının nedeni üzerine tartışmalar
1916 Ankara yangınının nedeni, bugün de kesinlik kazanmış değildir. Dönemin kayıtlarında ve sonraki araştırmalarda farklı açıklamalar öne sürülmüştür. Bazı anlatımlar yangını bir ihmal ya da kaza sonucu başlamış bir felaket olarak değerlendirirken, bazı araştırmacılar kasıt ihtimali üzerinde durmuştur. Savaş koşulları, belgelerin dağınıklığı ve tanıklıkların birbiriyle çelişmesi, yangının nedenini netleştirmeyi zorlaştırmıştır.Tarihçiler, bu tartışmayı ele alırken dönemin olağanüstü şartlarını ve mevcut belgelerin sınırlarını dikkate almanın önemini vurgular. Yangının nedenine dair kesin bir hüküm vermek yerine, felaketin şehir üzerindeki etkilerini ve sonrasında yaşanan dönüşümü incelemek, çoğu araştırmanın odak noktası olmuştur.
Kaynaklarda fark
1916 Ankara yangınının nedeni hakkında kesin hükümler içeren anlatımlar dolaşımdadır. Mevcut belgeler, yangının nasıl başladığı konusunda kesin bir sonuca ulaşmaya elvermez; nedeni tartışmalıdır ve bu tartışma, ihtiyatla ve belgelere dayanılarak ele alınmalıdır.
Mustafa Kemal'in gördüğü Ankara
Mustafa Kemal, 27 Aralık 1919'da Heyet-i Temsiliye ile birlikte Ankara'ya geldiğinde, yangının üzerinden üç yıldan fazla zaman geçmişti. Ancak şehrin yanmış bölümleri büyük ölçüde onarılmamıştı. Savaş yılları, yeniden yapılanma için gereken kaynakları ve insan gücünü tüketmişti. Ankara'nın çarşısı ve çevresi, kararmış duvarlar, yıkık yapılar ve boş arsalarla doluydu.Millî Mücadele yıllarında Ankara'ya gelen mebuslar, subaylar ve gazeteciler de yangın harabelerinden söz eder. Hatıratlarda, şehrin bir bölümünün yanık enkazla kaplı olduğu, barınacak yer bulmanın bu yüzden son derece güç olduğu anlatılır. Ankara'nın Millî Mücadele'nin merkezi olarak seçilmesi, böyle zor bir şehir manzarasına rağmen gerçekleşmişti.

Harabeden başkente
13 Ekim 1923'te Ankara'nın başkent ilan edilmesi, şehrin yeniden kurulması meselesini acil bir gündem maddesi haline getirdi. Yangından kalan geniş harabe alanları, yeni yapılaşma için hem bir engel hem de bir fırsattı. Bir yandan enkazın kaldırılması ve mülkiyet sorunlarının çözülmesi gerekiyordu; öte yandan boşalan alanlar, yeni yolların ve meydanların açılmasına imkân tanıyordu.Başkentin imarı için ilk adımlar 1924-1925 yıllarında atıldı. Alman şehirci Carl Christoph Lörcher'in hazırladığı ilk plan, eski şehrin ve yeni gelişme alanlarının düzenlenmesine yönelikti. 1928'de açılan uluslararası yarışmayı kazanan Hermann Jansen'in planı ise Ankara'nın sonraki gelişiminin çerçevesini belirledi. Jansen, eski şehri Kale ve çevresiyle korumayı, yeni şehri ise güneye doğru geliştirmeyi öngördü.
Ek bilgi
1916 yangınının kayıtlara geçen bilançosu şöyledir: yaklaşık bin ev, dokuz yüz otuz beş dükkân, yedi kilise, iki cami ve üç sağlık kuruluşu yanmış; yangında beş kişi hayatını kaybetmiştir. Yanan alanların önemli bir kısmı Cumhuriyet'in ilanına kadar harabe olarak kalmıştır.
Savaş yıllarının Ankara'sı
Yangından önce Ankara, Osmanlı'nın orta büyüklükteki vilayet merkezlerinden biriydi. 1892'de demiryoluna kavuşan şehir, tiftik ticaretinin önemli merkezlerinden biri olarak bilinirdi. Ancak Birinci Dünya Savaşı, şehrin ekonomik hayatını derinden sarstı. Seferberlikle birlikte erkek nüfusun büyük bölümü silah altına alındı, ticaret durgunlaştı, zaruri ihtiyaç maddelerinde kıtlık baş gösterdi.Bu koşullarda gelen yangın, şehrin zaten zayıflamış olan direncini büsbütün kırdı. Yangından sonra evini ve dükkânını kaybeden pek çok aile, akrabalarının yanına sığındı ya da şehrin çevresindeki bağ evlerine taşındı. Yanan alanların yeniden inşası için gereken malzeme ve iş gücü savaş şartlarında temin edilemedi; bu nedenle harabeler yıllarca olduğu gibi kaldı.
Yangının şehir dokusundaki izleri
1916 yangını, Ankara'nın şehir dokusunda kalıcı izler bıraktı. Yanan alanların yeniden yapılaşması, Cumhuriyet döneminin imar anlayışıyla gerçekleşti. Eski çarşının dar ve dolambaçlı sokaklarının yerini kısmen daha geniş yollar aldı. Ulus ve çevresinde Cumhuriyet'in ilk yıllarında inşa edilen bankalar, ticarethaneler ve kamu binaları, bir bölümü yangın harabelerinin bulunduğu alanlarda yükseldi.Kale ve çevresi ise yangından kısmen korunmuş eski dokusuyla bugüne ulaştı. Kale'nin eteklerindeki geleneksel Ankara evleri, son yıllarda yapılan restorasyonlarla eski şehrin görünümünü yansıtan alanlar haline getirildi. Bu evler, yangından önceki Ankara'nın nasıl bir şehir olduğunu anlamak için bugün eldeki en somut örneklerdir.
Bellekte yangın
1916 yangını, Ankara'nın yakın tarihinin en az bilinen felaketlerinden biridir. Birinci Dünya Savaşı'nın büyük cephelerindeki olaylar ve hemen ardından gelen Millî Mücadele, yangını toplumsal hafızada geri plana itti. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, yangının Ankara'nın şehir tarihindeki önemini yeniden gündeme getirdi. Arşiv belgeleri, dönemin fotoğrafları ve hatıratlar, yangının boyutunu ve şehir üzerindeki etkilerini daha net biçimde ortaya koydu.Yangın, Ankara'nın başkent olarak seçildiği günlerde nasıl bir şehir olduğunu anlamak için de önemli bir anahtardır. Harabelerle dolu, nüfusu azalmış, savaşın yıprattığı bir Anadolu kasabasının birkaç on yıl içinde modern bir başkente dönüşmesi, Cumhuriyet'in en iddialı projelerinden biriydi.