Savaş sonrası İstanbul'a gelen amiral
Mark Lambert Bristol, 1868'de New Jersey'de doğmuş, Amerikan donanmasında uzun bir kariyer yapmış bir deniz subayıydı. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda tuğamiral rütbesindeydi. Ocak 1919'da İstanbul'a gönderildi ve kısa süre sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'deki Yüksek Komiseri olarak atandı. Amerika, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmemişti; ancak Osmanlı Devleti 1917'de Amerika'yla diplomatik ilişkilerini kesmişti. Bu nedenle Bristol'un görevi, resmî bir büyükelçilikten çok, savaş sonrası koşullarda Amerikan çıkarlarını gözeten, yarı diplomatik, yarı askerî bir temsilcilikti.Bristol, İstanbul'da sekiz yıl kaldı. Bu süre, Mütareke döneminin karmaşasını, Millî Mücadele'yi, Lozan görüşmelerini ve Cumhuriyet'in ilk yıllarını kapsıyordu. Bu uzun görev süresi, onu Türkiye'deki en tecrübeli yabancı temsilcilerden biri haline getirdi. Bristol'un raporları, günlükleri ve yazışmaları, bu dönemin Amerikan bakış açısından en ayrıntılı kayıtları arasında sayılır.

Tarih notu
Kronoloji: ocak 1919 Bristol'un İstanbul'a gelişi; ağustos 1919 Yüksek Komiserliğe resmî atanması; eylül 1919 Harbord Heyeti'nin Anadolu yolculuğu; eylül 1922 İzmir'de Amerikan muhriplerinin varlığı; 1922-1923 Lozan görüşmeleri sırasında Amerikan gözlemcileri; 6 Ağustos 1923 Türk-Amerikan antlaşmasının imzası; ocak 1927 Amerikan Senatosu'nun antlaşmayı onaylamaması; şubat 1927 iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin nota teatisiyle yeniden kurulması; 1927 Bristol'un Türkiye'den ayrılışı.
İtilaf Devletleri arasında farklı bir ses
Bristol, İstanbul'daki İtilaf temsilcileri arasında farklı bir çizgi izledi. İngiliz, Fransız ve İtalyan yüksek komiserleri, Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda kendi hükûmetlerinin çıkarlarını savunurken, Bristol Amerikan ticaret çıkarlarını ve açık kapı politikasını ön plana çıkardı. Amerika, Osmanlı topraklarında bir nüfuz bölgesi elde etmeyi hedeflemiyordu; bunun yerine Amerikan şirketlerinin bölgede serbestçe ticaret yapabilmesini, petrol ve maden imtiyazlarında eşit fırsat elde etmesini istiyordu. Bu yaklaşım, Bristol'u zaman zaman İngiliz politikasına eleştirel bir konuma itti.Bristol'un raporlarında Yunan işgaline ve Batı Anadolu'daki olaylara dair değerlendirmeler dikkat çeker. İzmir'in işgalinin ardından kurulan Müttefikler arası soruşturma komisyonunda Amerika'yı Bristol temsil etti. Komisyonun raporu, işgal sırasında yaşanan olaylara dair eleştirel tespitler içeriyordu. Bristol, Yunan işgalinin bölgede istikrar getirmeyeceğini, aksine Türk direnişini güçlendireceğini savunan raporlar yazdı. Bu görüşleri, Amerika'da Ermeni ve Rum yanlısı çevrelerin tepkisini çekti.
Ankara'yla kurulan dolaylı temaslar
Millî Mücadele yıllarında Amerika, Ankara hükûmetini resmen tanımadı. Ancak Bristol, Ankara'yla dolaylı temaslar kurmanın yollarını aradı. İstanbul'daki Ankara yanlısı çevreler, Amerikan yardım kuruluşlarının temsilcileri ve Anadolu'ya giden gazeteciler, bu temasların aracılarıydı. Bristol, Ankara'nın gücünün arttığını ve Anadolu'daki geleceğin bu hükûmetle şekilleneceğini gören ilk yabancı temsilciler arasındaydı. Raporlarında Mustafa Kemal'in liderliğini ciddiye alan, Ankara hükûmetiyle ilişki kurulmasının Amerikan çıkarlarına uygun olacağını savunan değerlendirmeler yer aldı.Bu dönemde Amerikan yardım kuruluşu Near East Relief'in Anadolu'daki faaliyetleri, Bristol'un en çok ilgilendiği konulardan biriydi. Yetimhaneler, aşevleri ve hastaneler, Ankara'nın denetimindeki bölgelerde de çalışıyordu. Bu faaliyetlerin sürdürülebilmesi için Ankara'yla işbirliği gerekiyordu. Bristol, bu işbirliğinin sağlanmasında arabuluculuk rolü üstlendi.

Ek bilgi
Eylül 1922'de İzmir'in kurtuluşu sırasında limanda Amerikan muhripleri de bulunuyordu. Bristol, bu gemileri Amerikan vatandaşlarını korumak ve tahliye etmek amacıyla İzmir'e göndermişti. Şehirde çıkan büyük yangın sırasında Amerikan gemileri, sivillerin tahliyesine yardım eden gemiler arasında yer aldı.
Lozan ve Türk-Amerikan antlaşması
Lozan Barış Konferansı'nda Amerika resmî bir taraf değildi, ancak gözlemci olarak katıldı. Amerikan heyeti, kapitülasyonların kaldırılması, azınlıkların hakları, Boğazlar rejimi ve ticaret konularındaki görüşmeleri yakından izledi. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından birkaç gün sonra, 6 Ağustos 1923'te, Türkiye ile Amerika arasında ayrı bir dostluk ve ticaret antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasının yolunu açacaktı.Ancak antlaşma, Amerikan Senatosu'nda büyük bir muhalefetle karşılaştı. Ermeni yanlısı lobiler, misyoner çevreleri ve bazı senatörler, antlaşmanın Ermeni meselesini göz ardı ettiğini ve kapitülasyonların kaldırılmasıyla Amerikan vatandaşlarını korumasız bıraktığını savundu. Senato, antlaşmayı 1927 başında onaylamadı. Bu, Bristol için büyük bir hayal kırıklığıydı; çünkü yıllardır iki ülke arasında normal ilişkilerin kurulması için çalışıyordu.
Nota teatisiyle kurulan ilişkiler
Senato'nun ret kararına rağmen iki ülke, diplomatik ilişkileri kurmanın başka bir yolunu buldu. Şubat 1927'de Bristol ile Türk Dışişleri arasında yapılan nota teatisiyle iki ülke, büyükelçi düzeyinde diplomatik ilişki kurmayı kabul etti. Bu düzenleme, Senato onayı gerektirmeyen bir yürütme anlaşmasıydı. Böylece Türkiye ile Amerika arasında on yıl süren resmî ilişkisizlik dönemi sona erdi. Kısa süre sonra Amerika'nın Türkiye'deki ilk büyükelçisi Ankara'ya geldi, Türkiye de Washington'a bir büyükelçi gönderdi.Bristol, bu düzenlemenin ardından Türkiye'den ayrıldı. Sonraki yıllarda Amerikan Asya Filosu'nun komutanlığını yaptı ve donanmadaki kariyerini sürdürdü. 1939'da hayatını kaybetti. Türkiye'deki sekiz yılı, onun hayatının en uzun ve en etkili diplomatik görevi olarak kaldı.
Doğrusu
Bristol sık sık "Türk dostu" bir diplomat olarak anılır. Bu nitelendirme, onun Amerikan ticari çıkarlarını ve bölgesel istikrarı öncelikli gören pragmatik yaklaşımını tam olarak yansıtmaz. Bristol'un raporları, Türk hükûmetine yönelik eleştirileri de içerir; onun tutumu, duygusal bir yakınlıktan çok, Amerikan çıkarlarının Ankara'yla iyi ilişkilerle daha iyi korunacağına dair bir değerlendirmeye dayanıyordu.
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gözlemleri
Bristol, Cumhuriyet'in ilanından sonraki yıllarda da İstanbul'daki görevini sürdürdü. Bu dönemde Ankara'daki reformları, hilafetin kaldırılmasını, şapka kanununu, medeni kanunun kabulünü ve yeni Türk devletinin kuruluş sürecini yakından izledi. Raporlarında bu reformların hızına ve kapsamına dair gözlemler yer aldı. Bristol, yeni Türkiye'nin Batılı devletlerle eşit ilişkiler kurmak istediğini ve kapitülasyonların geri gelmesine asla razı olmayacağını Washington'a sık sık hatırlattı.Bristol'un İstanbul'daki evi, yabancı diplomatlar, gazeteciler, iş insanları ve Türk aydınlarının buluştuğu bir mekân haline gelmişti. Bu buluşmalar, resmî ilişkilerin bulunmadığı yıllarda iki ülke arasında bir tür gayriresmî diyalog kanalı işlevi gördü.