İçeriğe geç
Giriş yap
0

Viyana'dan gelen marş: Leopoldine König'e yazılan 4 Ocak 1923 tarihli cevap

Mavi Mürekkep başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Mavi MürekkepKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Ankara'ya ulaşan bir zarf

1922 sonbaharında Büyük Taarruz'un kazanılması ve Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasıyla Türk Kurtuluş Savaşı askerî açıdan sona ermişti. Zafer haberi Avrupa'nın birçok şehrinde yankı uyandırdı. Ankara'ya bu dönemde yalnızca hükümetlerden değil, sıradan insanlardan da mektuplar, tebrikler, şiirler ve hediyeler geldi. Bunlardan biri, Avusturyalı genç bir kız olan Leopoldine König'in gönderdiği zarftı.

Zarfın içinde iki şey vardı: Türk zaferi ve Mustafa Kemal Paşa üzerine bestelediği bir marşın notaları ve bir mektup. Mektupta König, Birinci Dünya Savaşı'nda yenik düşen ülkesi Avusturya'nın içinde bulunduğu ağır durumu anlatıyordu. Mustafa Kemal Paşa bu mektuba 4 Ocak 1923'te Ankara'dan kısa ama dikkat çekici bir cevap yazdı.
Ankara'daki ilk Meclis binası
Ankara'daki ilk Meclis binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Metuboy. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 10 Eylül 1919 Avusturya'nın Saint-Germain Antlaşması'nı imzalaması; Ağustos–Eylül 1922 Büyük Taarruz ve İzmir'in kurtuluşu; 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi; 1 Kasım 1922 saltanatın kaldırılması; 20 Kasım 1922 Lozan Konferansı'nın açılışı; 4 Ocak 1923 Mustafa Kemal Paşa'nın König'e cevabı; 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması.

Cevabın tam metni

Mustafa Kemal Paşa'nın cevabı şöyledir:

"Matmazel, Duygulu ve ince bir ruhun acılarının ifadesi olan mektubunuzu ve milletimizin kazandığı zaferi dile getiren marşınızı aldım, çok teşekkür ederim. Adalet, geç olsa bile, mutlaka bir gün doğacaktır. Bu, Tanrının yaratma gücünün değişmez bir kanunudur. Onun için, sevgili vatanınızın bugünkü durumu sizi üzmesin. En yakın bir zamanda ülkenizin de kurtuluş ve bağımsızlığa kavuşmasını dilerim, matmazel."

Mektubun altında üç unvan yer alır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkumandan ve Mustafa Kemal. Bu imza düzeni, mektubun yazıldığı günlerdeki siyasi durumu da yansıtır. Saltanat iki ay önce kaldırılmıştı, Cumhuriyet ise henüz ilan edilmemişti. Ankara hükümetinin başı, Meclis Başkanı sıfatıyla ülkeyi temsil ediyordu.

Savaş sonrası Avusturya

Mektubun içeriğini anlamak için König'in ülkesinin durumuna bakmak gerekir. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Avusturya, çok uluslu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun merkeziydi. Savaşın sonunda imparatorluk dağıldı; Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya ve Macaristan gibi devletler bağımsızlıklarını ilan etti. Geriye küçük, Almanca konuşan bir Avusturya cumhuriyeti kaldı.

10 Eylül 1919'da imzalanan Saint-Germain Antlaşması, yeni Avusturya'ya ağır koşullar getirdi. Ülke geniş topraklar kaybetti, ordusu sınırlandırıldı ve savaş tazminatı yükümlülüğü altına girdi. Antlaşma, Avusturya'nın Almanya ile birleşmesini de yasakladı. Savaş sonrası yıllarda ülke ağır bir ekonomik bunalım yaşadı. Viyana'da gıda ve yakıt sıkıntısı çekildi, enflasyon hızla yükseldi, para birimi kron büyük ölçüde değer kaybetti. 1922'de Avusturya, Milletler Cemiyeti'nin aracılığıyla uluslararası bir kredi almak zorunda kaldı; bu kredi, ülkenin maliyesinin dış denetime açılması karşılığında verildi.

König'in mektubunda sözünü ettiği acılar, bu tablonun bir parçasıydı. Genç bir Avusturyalı, kendi ülkesi yenilgi ve yoksullukla boğuşurken, aynı savaşta yenik sayılmasına rağmen işgale karşı direnip zafer kazanan bir milletin hikâyesinden etkilenmişti.
Saint-Germain'deki Avusturya heyeti
Saint-Germain'deki Avusturya heyetiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Saint-Germain Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilen devletlerle imzalanan antlaşmalar dizisinin bir parçasıydı. Almanya ile Versay, Bulgaristan ile Neuilly, Macaristan ile Trianon ve Osmanlı Devleti ile Sevr antlaşmaları imzalandı. Bunlar içinde uygulanamayan ve yerini yeni bir antlaşmaya bırakan tek metin Sevr oldu.

Sevr'den Lozan'a: Avrupa'nın gözünde Türk zaferi

Türk Kurtuluş Savaşı'nın Avrupa'da özel bir ilgi uyandırmasının nedeni, Birinci Dünya Savaşı sonrası düzene karşı başarılı bir direnişin ilk örneği olmasıydı. Savaşın galipleri, yenik devletlere antlaşmalarını kabul ettirmişti. Osmanlı Devleti de 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzalamıştı. Ancak Ankara hükümeti bu antlaşmayı tanımadı ve askerî zaferle yeni bir barışın yolunu açtı. Lozan Konferansı, König'e cevap yazıldığı günlerde sürüyordu.

Bu başarı, savaş sonrası antlaşmaların ağır koşulları altında ezilen ülkelerde dikkatle izlendi. Mektuplar, tebrik telgrafları, gazete yazıları ve şiirler, Avrupa'nın farklı köşelerinden Ankara'ya ulaştı. König'in marşı da bu ilginin müzik yoluyla ifade edilmiş bir örneğiydi. Bir genç kızın, hiç görmediği bir ülkenin zaferi için marş bestelemesi, Türk zaferinin sınırları aşan etkisini gösteriyordu.

Cevaptaki iki düşünce

Mustafa Kemal Paşa'nın kısa cevabı, iki ana düşünceyi öne çıkarır. Birincisi adalet inancıdır: "Adalet, geç olsa bile, mutlaka bir gün doğacaktır." Bu cümle, bir milletin haklı davasında ısrar etmesi halinde sonunda başarıya ulaşacağı düşüncesini dile getirir. Kurtuluş Savaşı da Mustafa Kemal Paşa'nın gözünde böyle bir davaydı.

İkincisi, bütün milletlerin bağımsızlık hakkına duyulan saygıdır. Mustafa Kemal Paşa, König'e ülkesinin "kurtuluş ve bağımsızlığa" kavuşmasını diler. Bu dilek, kendi milletinin bağımsızlık mücadelesini yürütmüş bir liderin, başka bir milletin de aynı haklara sahip olduğunu kabul ettiğini gösterir. Mektup, zaferin ardından bir kibir değil, yenilmiş bir ülkenin insanına karşı anlayış ve dayanışma dili taşır.
Viyana'daki Avusturya Parlamento binası
Viyana'daki Avusturya Parlamento binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Peter Haas. Dosya sayfası
Doğrusu
Leopoldine König'in hayatı ve bestelediği marşın sonraki akıbeti hakkında ayrıntılı bir kayıt elde değildir. Bu nedenle onun hakkında anlatılabilecek olanlar, mektubunda dile getirdikleri ve Mustafa Kemal Paşa'nın cevabından anlaşılanlarla sınırlıdır.

Küçük bir mektubun büyük anlamı: bir zafer liderinin şefkat dili

Leopoldine König'e yazılan cevap, Atatürk'ün resmî belgelerinin ve büyük nutuklarının yanında küçük bir metin gibi görünebilir. Ancak bu küçüklük, onu önemsiz kılmaz. Tam tersine, bu mektup Atatürk'ün kişiliğinin daha az bilinen bir yönünü gösterir. Lozan Konferansı'nın en çetin günlerinde, ülkenin geleceğinin masada tartışıldığı bir sırada, Meclis Başkanı ve Başkumandan sıfatını taşıyan bir lider, yabancı bir ülkeden yazan genç bir kızın mektubunu okuyup ona cevap vermeye zaman ayırmıştır.

Cevabın dili de dikkat çekicidir. Mustafa Kemal Paşa, König'in duygularını "duygulu ve ince bir ruhun acıları" olarak niteler; onu teselli eder ve ülkesinin geleceği için umut verir. Burada bir zafer sarhoşluğu ya da yenik bir ülkeye tepeden bakış yoktur. Aksine, aynı savaşın acılarını yaşamış iki milletin insanları arasında bir anlayış köprüsü kurulur.

Mektubun içindeki adalet ve bağımsızlık vurgusu, Atatürk'ün dış politika anlayışıyla da örtüşür. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, her milletin kendi kaderini belirleme hakkına saygıya dayanıyordu. König'e yazılan cevap, bu ilkenin henüz Cumhuriyet ilan edilmeden önce, kişisel bir mektupta dile getirilmiş erken bir ifadesi olarak okunabilir.

Avusturya'nın sonraki yolu

Mustafa Kemal Paşa'nın dileği, Avusturya için uzun ve sarsıntılı bir yoldan geçerek gerçekleşti. 1920'ler ve 1930'lar boyunca ülke ekonomik bunalımlar ve iç siyasi çatışmalarla sarsıldı. 1938'de Nazi Almanyası tarafından ilhak edildi ve İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar bağımsızlığını yitirdi. Savaşın ardından ülke on yıl boyunca Müttefik işgali altında kaldı. 1955'te imzalanan Avusturya Devlet Antlaşması ile ülke yeniden tam bağımsızlığına kavuştu ve tarafsız bir devlet olarak uluslararası toplumdaki yerini aldı.

Türkiye ile Avusturya arasındaki ilişkiler de Cumhuriyet döneminde dostane bir zeminde gelişti. İki ülke 1920'lerde diplomatik ilişkiler kurdu; 1930'larda Türk üniversitelerinde çalışan Avrupalı bilim insanları arasında Avusturyalılar da vardı. Leopoldine König'in gönderdiği marş ve aldığı cevap, bu ilişkinin insani boyutunun erken bir hatırası olarak kaldı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap