İçeriğe geç
Giriş yap
0

İznik'in alınması (2 Mart 1331): uzun abluka, Pelekanon'un ardından teslim olan imparatorluk şehri

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
İznik, Bizans'ın Anadolu'daki en ünlü şehirlerinden biriydi. Antik adıyla Nikaia (Latince Nicaea), Hristiyanlık tarihinin iki büyük konsiline ev sahipliği yapmış, 1204'te Haçlılar İstanbul'u ele geçirdiğinde ise sürgündeki Bizans sarayının başkenti olmuştu. Bu şehir, 2 Mart 1331 tarihinde Orhan Bey'in kuvvetlerine teslim oldu. Teslim, bir günlük bir saldırının değil, yıllara yayılan bir kuşatma ve iaşe yollarının kesilmesi sürecinin sonucuydu. Bursa'nın 1326'daki teslimi gibi İznik de kılıç zoruyla değil, açlık ve umutsuzlukla düştü.

İznik'in alınması, Osmanlı beyliğinin Bitinya'daki konumunu kökten değiştirdi. Artık beylik, yalnızca kırsal alanlara hükmeden bir uç gücü değil, surları, piskoposluğu, çarşıları ve okuma yazma bilen bir şehir halkı olan büyük bir merkezin sahibiydi. Bu yazıda kuşatmanın seyrini, Bizans tarafının kaynaklarını, teslim koşullarını ve şehrin Osmanlı döneminde nasıl bir ilim ve sanat merkezine dönüştüğünü anlatıyoruz.
İznik surlarında İstanbul Kapısı'nın bugünkü görünümü
İznik surlarında İstanbul Kapısı'nın bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Kuşatmadan önce: Bitinya'da sıkışan Bizans

13. yüzyılın sonunda Bizans'ın Anadolu'daki toprakları hızla daralıyordu. Osman Bey'in 1302'deki Bafeus zaferinden sonra İznik ile Bursa arasındaki kırsal bölge giderek Osmanlı akıncılarının denetimine girdi. Bizanslı tarihçi Georgios Pakhymeres, bu dönemde köylülerin topraklarını terk edip surlu şehirlere sığındığını yazar. Surların içinde kalan şehirler ise tarlalarından, bağlarından ve çevre köylerden gelen erzaktan yoksun kaldı.

İznik çevresinde Osmanlılar, şehri doğrudan saldırıyla almak yerine çevresini kuşatan küçük kaleler ve gözetleme noktaları kurdu. Osmanlı kroniklerinde bu dönemle ilgili anlatılarda, şehrin yollarını tutan beylerin adları geçer. Aşıkpaşazade, İznik'in uzun süre kuşatıldığını ve halkın sıkıntıya düştüğünü anlatır. Bu kronik 15. yüzyılın ikinci yarısında yazılmıştır, yani olaylardan bir buçuk asır sonradır; ancak Bizans kaynaklarıyla birlikte okunduğunda genel tablo tutarlıdır.
Ek bilgi
İznik surları, Roma döneminde yapılmış ve Bizans döneminde defalarca onarılmıştır. Yaklaşık beş kilometre uzunluğundaki surlarda yüzü aşkın kule ve dört ana kapı bulunur: kuzeyde İstanbul Kapısı, doğuda Lefke Kapısı, güneyde Yenişehir Kapısı ve batıda Göl Kapısı. Şehrin batısı İznik Gölü'ne açıldığı için, kuşatanlar göl yolunu kesmedikçe şehre tekne ile erzak ulaşabiliyordu.

Pelekanon: kurtarma ordusunun yenilgisi

İznik'in kaderini belirleyen olay, 1329 yazında İzmit Körfezi'nin kuzey kıyısında yaşandı. Bizans imparatoru III. Andronikos ve onun güçlü yardımcısı Ioannes Kantakuzenos, kuşatma altındaki İznik'e yardım götürmek için bir ordu topladı. Ordu, bugünkü Maltepe ile Darıca arasında bir yerde, kaynaklarda Pelekanon ve Filokrene adlarıyla anılan mevkide Orhan Bey'in kuvvetleriyle karşılaştı.

Çatışmanın ayrıntılarını en geniş biçimde Kantakuzenos'un kendi tarih eseri ile Bizanslı tarihçi Nikephoros Gregoras anlatır. Bu anlatımlarda Bizans ordusunun ilk gün tutunduğu, ancak imparatorun yaralanması ve geri çekilme sırasında çıkan panik nedeniyle ordunun dağıldığı aktarılır. Kantakuzenos'un anlatımının, olayın sorumluluğunu kendi üzerinden uzaklaştırma eğilimi taşıdığını unutmamak gerekir. Yine de bu bozgunun sonucu açıktır: Bizans, İznik'i kurtaracak ikinci bir ordu çıkaramadı.
İznik surlarının doğu yüzündeki Lefke Kapısı
İznik surlarının doğu yüzündeki Lefke KapısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Teslim ve koşulları

Pelekanon'dan yaklaşık iki yıl sonra İznik halkı şehrin kapılarını açtı. Teslim tarihi olarak Bizans kaynaklarına dayanan 2 Mart 1331 kabul edilir. Osmanlı kronikleri, teslimin anlaşma ile gerçekleştiğini ve şehirden ayrılmak isteyenlerin serbest bırakıldığını anlatır. Aşıkpaşazade'nin anlatımında, şehri terk etmek isteyen halkın gitmesine izin verildiği, kalanlara ise dokunulmadığı belirtilir.

Bu teslim biçimi, Orhan Bey döneminin genel politikasıyla uyumludur. Bursa'da da benzer bir yol izlenmiş, şehrin yöneticisi ve askerleri belirli koşullarla ayrılmıştı. Yeni kurulan beyliğin yöneticileri, şehirleri boşaltmak yerine onların vergi veren, üreten ve ticaret yapan halkını korumayı yararlı buluyordu. İznik'in Rum halkının önemli bir bölümü şehirde kaldı; metropolitlik ise bir süre daha varlığını sürdürdü.
Dikkat: yanlış bilinen
İznik'in teslim tarihi konusunda kaynaklar arasında fark vardır. Bazı eski Türkçe yayınlarda tarih 1330 olarak geçer, bazı Osmanlı kroniklerinde ise hicri tarihlerin farklı çevrilmesi nedeniyle başka yıllar verilir. Bugün Bizans kaynaklarına dayanan 2 Mart 1331 tarihi en yaygın kabul gören tarihtir; ancak ay ve gün bilgisinin Osmanlı tarafındaki belgelerle doğrulanması mümkün olmamıştır.

Nilüfer Hatun ve İbn Battuta'nın tanıklığı

İznik'in Osmanlı yönetimindeki ilk yıllarına dair en canlı tanıklık, Faslı gezgin İbn Battuta'dan gelir. İbn Battuta, 1330'ların başında Anadolu'yu dolaşırken İznik'e de uğradı. Seyahatnamesinde şehri, harap düşmüş evleri ve az sayıdaki halkı ile tasvir eder; bu, uzun kuşatmanın izlerinin hâlâ silinmediğini gösterir. İbn Battuta, şehirde Orhan Bey'in eşi olan bir hatunun bulunduğunu ve şehrin işlerini onun yönettiğini, kendisini de bu hatunun ağırladığını anlatır. Osmanlı geleneği bu hatunu Nilüfer Hatun olarak tanır.

İbn Battuta'nın aktardığı bu ayrıntı, erken Osmanlı yönetiminde hanedan kadınlarının üstlendiği rolü göstermesi bakımından değerlidir. Orhan Bey seferdeyken şehrin güvenliği ve misafirlerin ağırlanması gibi görevler, sarayın bir kadın üyesine bırakılabiliyordu. Nilüfer Hatun'un adı bugün Bursa'daki Nilüfer Çayı'nda ve İznik'teki Nilüfer Hatun İmareti'nde yaşar.

İlk medrese, ilk camiler

İznik, Osmanlı ilim hayatının da başladığı şehirdir. Osmanlı kaynakları, ilk Osmanlı medresesinin 1331 yılında Orhan Bey tarafından İznik'te kurulduğunu ve buranın ilk müderrisinin, Kayseri'de doğup Mısır'da yetişmiş olan Davud-ı Kayserî olduğunu yazar. Davud-ı Kayserî, İbnü'l-Arabî'nin eserlerine yazdığı şerhlerle tanınan bir âlimdi. Böyle bir ismin küçük bir uç beyliğine çağrılması, Orhan Bey'in şehirle birlikte bir ilim çevresi de kurmak istediğini gösterir.

Şehirdeki ilk Osmanlı yapılarından biri de Hacı Özbek Camii'dir. Kitabesindeki 1333 (hicri 734) tarihi, onu tarihi kesin olarak bilinen en eski Osmanlı camilerinden biri yapar. Tek kubbeli, küçük ve sade bu yapı, sonraki yüzyıllarda gelişecek Osmanlı cami mimarisinin ilk örneklerindendir. 1378'de Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa tarafından başlatılan Yeşil Cami ise şehrin en zarif erken dönem eseri olarak bilinir.
Lefke Kapısı çevresindeki Roma ve Bizans dönemi sur duvarları
Lefke Kapısı çevresindeki Roma ve Bizans dönemi sur duvarlarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Çinilerin şehri olmaya giden yol

İznik adı bugün dünya çapında çini ve seramikle anılır. Bu ün, şehrin alınmasından çok sonra, özellikle 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılda gelişti. İznik atölyeleri, saray nakkaşhanesinin hazırladığı desenlerle Topkapı Sarayı'ndan Süleymaniye'ye, Rüstem Paşa Camii'nden Sultanahmet'e kadar pek çok yapıyı süsleyen çinileri üretti. Bu sanat, Orhan Bey döneminde bir ilim şehrine dönüşen İznik'in, sonraki yüzyıllarda bir zanaat şehrine de dönüştüğünü gösterir.
Ek bilgi
İznik'in Bizans dönemindeki önemi, Osmanlı döneminde de anılmaya devam etti. 325 yılında burada toplanan Birinci Konsil, Hristiyan inanç ikrarının ilk biçimini belirlemişti. 787'deki İkinci İznik Konsili ise ikon tartışmasını sona erdirmişti. Şehir 1080'lerden 1097'ye kadar Anadolu Selçuklularının ilk başkenti olmuş, 1204–1261 arasında ise Laskaris hanedanının yönettiği İznik İmparatorluğu'nun merkeziydi.
Tarih notu
Kronoloji
325: Birinci İznik Konsili
1080'ler: Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın İznik'i merkez yapması
1097: Birinci Haçlı Seferi sırasında şehrin Bizans'a geçmesi
1204–1261: İznik İmparatorluğu dönemi
1302: Bafeus Muharebesi ve İznik çevresinin Osmanlı akınlarına açılması
1326: Bursa'nın teslimi
1329: Pelekanon Muharebesi
2 Mart 1331: İznik'in teslimi
1331: İznik'te ilk Osmanlı medresesinin açılması
1333: Hacı Özbek Camii'nin yapımı
1337: İzmit'in Osmanlı yönetimine geçmesi
1378: Yeşil Cami'nin inşasının başlaması

Bir şehrin teslimi, bir devletin ilk başkent deneyimi

İznik'in alınmasını sıradan bir fetih olarak görmek, bu olayın asıl önemini gözden kaçırmak olur. 1331'de Orhan Bey'in eline geçen şey yalnızca bir kale değildi; konsiller, sürgün imparatorlar ve Selçuklu sultanları görmüş, köklü bir şehir geleneğine sahip bir merkezdi. Osmanlılar bu şehri boşaltmak ya da yakmak yerine teslim koşulu ile almayı ve halkını yerinde tutmayı tercih etti. Bu tutum, beyliğin daha ilk kuşakta bir şehir devleti gibi düşünmeye başladığını gösterir.

Olayın kaynakları da öğreticidir. Kuşatmanın ve Pelekanon bozgununun en ayrıntılı anlatımları Bizanslı yazarlardan, Kantakuzenos ve Gregoras'tan gelir; Osmanlı kronikleri ise olayı çok daha sonra, kuruluş efsaneleriyle iç içe anlatır. İbn Battuta'nın tanıklığı ise bu iki taraf arasında bağımsız bir göz sunar. Bu üç kaynak grubunu birlikte okumak, tek bir anlatıya bağlı kalmaktan daha sağlam bir tablo verir.

İznik'te açılan ilk medrese, Hacı Özbek'in kitabesi ve sonra yükselen Yeşil Cami, Osmanlıların fethettikleri şehri bir ilim ve sanat merkezine dönüştürme iradesini somut olarak gösteriyor. Bugün İznik'i gezen biri, Roma surlarının içinde Bizans kiliseleri, Selçuklu izleri ve Osmanlı camilerini bir arada görebilir. Bu katmanlı görünüm, 1331'deki teslimin bir yıkım değil, bir devir teslim olduğunu en iyi biçimde anlatır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap