Bir trende doğan fikir
25 Mayıs 1946'da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin büyük salonunda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, solistler ve koro, bestecinin yönetiminde yeni bir eseri seslendirdi: Ahmet Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu", Op. 26. Bu eser, bir Türk besteci tarafından yazılmış ilk oratoryo ve Türkçe sözlerle bestelenmiş ilk büyük oratoryo olarak müzik tarihine geçti. Sözleri, XIII.–XIV. yüzyıl Anadolu'sunun büyük şairi Yunus Emre'ye atfedilen şiirlerden besteci tarafından seçilip sıraya konmuştu.Oratoryo, Cumhuriyet dönemi Türk müziğinin en çok seslendirilen eserlerinden biri oldu ve Saygun'un en önemli yapıtı olarak kabul edildi.

Tarih notu
Kronoloji: 7 Eylül 1907 İzmir'de Saygun'un doğumu; 1928 devlet bursuyla Paris; 1931 Türkiye'ye dönüş ve Musiki Muallim Mektebi; 1933 Yunus Emre şiirlerini bestelemeye ilk deneme; 1939 ikinci deneme; Haziran 1942 yurt gezisinde trende oratoryo fikri; Eylül 1942 yeniden çalışmaya başlama; Ocak 1943 eserin tamamlanması; 25 Mayıs 1946 Ankara'da ilk seslendirme; 15 Ekim 1946 Gölpınarlı'nın Yığın dergisindeki yazısı; 1 Nisan 1947 Paris'te Salle Pleyel konseri; 25 Kasım 1958 New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunda seslendirme; 6 Ocak 1991 Saygun'un ölümü.
Üç deneme, bir yolculuk
Saygun, eserin doğuşunu kendi sözleriyle anlatmıştır. İlk kez 1933'te Yunus Emre'nin bazı şiirlerini bestelemeye çalışmış, ama yaptıklarını beğenmemişti. 1939'da bir deneme daha yaptı, yine beğenmedi. Haziran 1942'de Cumhuriyet Halk Partisi adına bir yurt gezisine çıktı. Trende Yunus Divanı'nı okurken bir oratoryo yazma fikri doğdu ve seçtiği şiirlerin müzik eskizlerini yol boyunca hazırladı. Ağustos sonunda Ankara'ya dönünce bu eskizleri orkestraya uyarladı; ama sonucu beğenmeyip yırttı. Kendi ifadesiyle, Yunus Emre'nin yarattığı "o sihirli havayı" bir türlü bulamıyordu. Eylül 1942'de yeniden işe koyuldu ve dört buçuk aylık yoğun bir çalışmanın sonunda, Ocak 1943'te eseri bitirdi.Saygun'un yolu
Ahmet Adnan Saygun 7 Eylül 1907'de İzmir'de doğdu. Babası, İzmir Millî Kütüphanesi'nin kurucuları arasında yer alacak olan öğretmen Mahmut Celalettin Bey'di. Müzik çalışmalarına İzmir'de başladı, 1922'de Macar Tevfik Bey'in öğrencisi oldu. 1925'te Fransız La Grande Encyclopédie'deki müzik maddelerini çevirerek birkaç ciltlik bir müzik sözlüğü hazırladı. 1926'dan itibaren İzmir Erkek Lisesi'nde müzik öğretmenliği yaptı. 1928'de devletin müziğe yetenekli gençler için açtığı sınavı kazanarak bursla Paris'e gitti; Vincent d'Indy'den kompozisyon, başka hocalardan füg, armoni, kontrpuan, Gregoryen ezgileri ve org dersleri aldı. Paris'te yazdığı Divertissement, 1931'de bir beste yarışmasında ödül kazandı ve Colonne Orkestrası tarafından seslendirildi.1931'de Türkiye'ye döndü ve Ankara'daki Musiki Muallim Mektebi'nde ders verdi. 1934'te ilk Türk operası sayılan Özsoy'u ve ardından Taş Bebek'i besteledi. 1936'da Türkiye'ye gelen Macar besteci ve etnomüzikolog Béla Bartók'a Anadolu'daki halk müziği derleme gezisinde eşlik etti; ikili özellikle Osmaniye çevresinden derledikleri türküleri notaya aldı. Saygun bu yıllarda bir tür gözden düşme dönemi yaşıyordu; bu dönem Yunus Emre Oratoryosu'nun seslendirilmesine kadar sürdü. 1939'da Halkevleri'nin önerdiği müfettişlik görevini kabul ederek Türkiye'yi dolaştı. 1940'ta Türk Müzik Birliği adlı bir koro kurdu ve bu koroyla düzenli konserler verdi; aynı yıl, Nazi baskısı nedeniyle ülkesine dönmeyen Budapeşte Kadın Orkestrası üyesi Irén Szalai ile evlendi. Bu dönemde Halkevlerinde Musiki adlı bir kitap yayımladı.
1943 yarışması ve 1946 sonrası
Yunus Emre Oratoryosu, 1943'te Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı beste yarışmasında birincilik ödülünü Ulvi Cemal Erkin'in piyano konçertosu ve Hasan Ferit Alnar'ın viyola konçertosu ile paylaştı. Eserin 1946'daki ilk seslendirilişinin büyük başarı kazanmasından sonra Saygun, Halkevleri'ndeki görevinin yanı sıra Ankara Devlet Konservatuvarı'na kompozisyon öğretmeni olarak atandı. Saygun, eserde çocukluğunda İzmir Kemeraltı'nda Mevlevi dervişlerinden duyduğu ezgilerin izlerini taşıdığını anlatır.
Ek bilgi
Eser soprano, alto, tenor ve bas solistler, karma koro ve orkestra için yazılmıştır. Orkestrada flüt, obua, İngiliz kornosu, klarinet ve fagot gibi tahta nefesliler; korno, trompet, trombon ve tuba gibi bakır nefesliler; timpani, zil, trampet, büyük davul ve tam-tam'ın yanında geleneksel Türk ve Mevlevi müziğinin vurmalı çalgısı kudüm de yer alır. Ayrıca arp, çelesta, isteğe bağlı kilise orgu ve geniş bir yaylı grubu bulunur.
Eserin yapısı
Oratoryo üç ana bölümle ikinci ve üçüncü bölümler arasındaki bir ara bölümden oluşur ve toplam on üç parçadır. Birinci bölümde hayatı seven, ölümü düşünen ve ölümün ötesini bilmediği için ağlayan bir Yunus Emre görülür; alın yazısını değiştirmek elinde değildir. Bu bölüm "Teferrüc eyleyi vardım" korali ile açılır; "Ağlamaktır benim işim" aryası ve "Benim adım dertli dolap" korali bu bölümdedir.İkinci bölümde Yunus, insanın ve evrenin yaratıcısına sitem eder; ama iç sesi onu Tanrı'ya sığınmaya çağırır. "Ya İlahi, ger sual etsen bana", "Yaktın beni yandırdın" ve "Gel gönül seninle" bu bölümün parçalarıdır. Ara bölümdeki "Gönlüm düştü bu sevdaya", aşkı bulmuş ama henüz huzura kavuşmamış Yunus'u anlatır. Üçüncü bölüm ise aşk içinde huzura ermiş, "Dost"a ulaşmış ve son nefesini vermeye hazırlanan Yunus'un dizelerinden kurulur ve "Sensin Kerim, sensin Rahim" korali ile sona erer. Saygun, eserin önsözünde oratoryoyu Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye armağan ettiğini yazdı.
Ankara'dan Paris'e ve New York'a
İngilizce, Fransızca, Almanca ve Macarcaya çevrilen oratoryo, yurt dışında ilk kez 1 Nisan 1947'de Paris'teki Salle Pleyel'de, Saygun'un yönetiminde Lamoureux Orkestrası ve Saint-Eustache korosu tarafından seslendirildi. 25 Kasım 1958'de ünlü şef Leopold Stokowski'nin yönetiminde New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonunda seslendirildi; aynı yıl 14 Aralık'ta Potsdam'daki New York Devlet Üniversitesi'nde 350 kişilik Crane Müzik Okulu korosu ve orkestrasıyla, Saygun'un yönetiminde yeniden çalındı. Eser sonraki yıllarda Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Vatikan ve Moskova'da da yorumlandı. Elli dört yıl sonra, 2012'de New York'taki Lincoln Center'da ve Washington'da yeniden seslendirildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Oratoryodaki bütün şiirler Yunus Emre'ye atfedilerek bestelenmiştir; ancak edebiyat tarihçisi Abdülbâki Gölpınarlı, 15 Ekim 1946 tarihli Yığın dergisinde yayımlanan yazısında, on üç şiirden sekizinin asıl Yunus Emre'ye ait olmadığını ileri sürdü. Gölpınarlı, yalnızca 1, 6, 11 ve 13 numaralı parçalarla 12 numaralı parçanın "Aşkın aldı benden beni" dizesinin Yunus'a ait olduğunu belirtti; öteki şiirlerin ise başka "Yunus" mahlaslı şairlere ya da farklı kişilere ait olup zamanla Yunus Emre'ye mal edildiğini yazdı. Ayrıca kaynakların bir kısmı eserin tamamlanma yılını 1942, bir kısmı bestecinin kendi anlatımına uygun olarak Ocak 1943 olarak verir.
Bir sentez denemesi olarak oratoryo
Yunus Emre Oratoryosu, Cumhuriyet'in ilk kuşak bestecilerinin "Batı müziğinin biçimleriyle yerli kaynakların birleştirilmesi" hedefinin en başarılı örneklerinden biri sayılır. Oratoryo, Avrupa müzik geleneğinde köklü bir türdür; Saygun bu türü, Anadolu'nun en sevilen tasavvuf şairinin dizeleriyle ve kudüm gibi geleneksel bir çalgıyla buluşturdu. Eserin Paris'te, New York'ta ve Avrupa'nın birçok başkentinde çalınması, Türk bestecilerinin uluslararası sahnede kabul görmesine katkı yaptı.Saygun'un eserin doğuşu üzerine anlattıkları da öğreticidir: Fikir bir yurt gezisinde, trende Yunus Divanı okunurken doğdu; ilk eskizler yırtıldı, eser ancak üçüncü denemede tamamlandı. Bu sabırlı süreç, eserin dayandığı şiirler kadar bestecinin Anadolu halk müziği üzerine yaptığı derleme çalışmalarından da beslendi. Saygun, sonraki yıllarda "Devlet Sanatçısı" unvanını alan ilk sanatçı oldu; oratoryo ise onun adını en çok yaşatan yapıt olarak kaldı.