İçeriğe geç
Giriş yap
0

1 Kasım 1937 Meclis açış konuşması: Atatürk'ün kürsüden yaptığı son ve en uzun program konuşması

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Son kez kürsüde

1 Kasım 1937'de Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin beşinci döneminin üçüncü yasama yılını açtı. Bu, onun Meclis kürsüsünden bizzat okuduğu son açış konuşmasıdır. Bir yıl sonra, 1 Kasım 1938'de hastalığı nedeniyle Meclis'e gelemedi; o yılın konuşmasını Başbakan Celal Bayar okudu. 1937 konuşması aynı zamanda onun açış konuşmalarının en uzunu ve en ayrıntılısıdır. Metin, iç yönetimden tarım politikasına, sanayiden denizciliğe, maliyeden üniversitelere, ordudan Hatay'a kadar uzanan geniş bir devlet programıdır.

Konuşma, önemli bir hükümet değişikliğinin hemen ardından yapıldı. İsmet İnönü 25 Ekim'de başbakanlıktan izinli olarak ayrılmış, Celal Bayar önce vekâleten, 1 Kasım'da da asıl başbakan olarak hükümetin başına geçmişti. Bu nedenle konuşma, yeni hükümete verilmiş ayrıntılı bir görev listesi olarak da okunur.
Atatürk 1937 Trakya Manevraları'nda
Atatürk 1937 Trakya Manevraları'ndaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 5 Şubat 1937 altı ilkenin Anayasa'ya girmesi; 29 Mayıs 1937 Cenevre'de Hatay'a ilişkin belgelerin imzalanması; Haziran 1937 Ereğli Kömürleri Şirketi'nin satın alınması; 8 Temmuz 1937 Tahran'da Sadabat Paktı; Ağustos 1937 Trakya manevraları; 14 Eylül 1937 Nyon Antlaşması; Eylül 1937 İkinci Türk Tarih Kongresi; 25 Ekim 1937 İnönü'nün izne ayrılması; 1 Kasım 1937 Celal Bayar hükümeti ve açış konuşması; 29 Kasım 1937 Hatay'da yeni rejimin yürürlüğe girmesi.

İç yönetim: "Gücüne olduğu kadar şefkatine de"

Atatürk konuşmasına, Cumhuriyet rejiminin yurtta huzur ve sükûnu en iyi biçimde yerleştirdiği tespitiyle başlar. Vatandaşların ve yurtta oturanların Cumhuriyet kanunlarının eşit şartları altında refah imkânlarından yararlandığını söyler. Bu bağlamda Tunceli'de yapılan uygulamaları da anar.

Ardından konuşmanın en sık alıntılanan cümlelerinden biri gelir: modern hükümetçiliğin en belirgin özelliği, halkı "gücüne olduğu kadar şefkatine de" içtenlikle inandırabilmesidir. Atatürk, büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu düşüncenin gelişmesine önem verilmesini ister. Belediyelerden ve özel idarelerden hayat ucuzluğu için önlem almalarını, şehircilik işlerinde planlı çalışmalarını bekler; belediyelere yol gösterecek merkezi bir teknik büro kurulmasını önerir.

Sağlık bölümünde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nın sistemli çalışmaları ve göçmen işlerindeki başarısı övülür. Bakanlığın "Sağlam ve güçlü bir nesil, Türkiye'nin özüdür" ilkesini iyi kavradığı belirtilir. Adliye bölümünde ise Suçüstü Kanunu anılır, kara ve deniz ticaret kanunlarının ekonomiye uygun hâle getirilmesi ve icra işlerini kolaylaştıracak düzenlemelerin bir an önce kanunlaşması istenir.

Bir tarım rejimi önerisi

Ekonomi bölümüne geçerken Atatürk, tarım, ticaret, sanayi ve bayındırlığı birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün saydığını söyler. Bir ulusun kültür düzeyinin devlet, fikir ve ekonomi alanlarındaki başarıların toplamıyla ölçüldüğünü vurgular. Ardından milli ekonominin dayanağının tarım olduğunu söyleyerek konuşmanın en ayrıntılı bölümüne girer.

Atatürk, her köylünün kolayca kavrayıp uygulayabileceği bir "tarım rejimi" kurulmasını ister ve bu rejimin ana noktalarını tek tek sayar. Ülkede topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bir çiftçi ailesini geçindiren toprak hiçbir nedenle bölünememelidir. Büyük arazi sahiplerinin işletebileceği toprak genişliği, bölgenin nüfus yoğunluğuna ve toprak verimine göre sınırlanmalıdır. En küçük çiftçi ailesinin bile bir çift hayvanı olmalı, bunda ideal olan öküz değil at olmalıdır. Köylüye pulluk, büyük çiftçiye traktör önerilir; köylerde ortak harman makineleri gelenek hâline getirilmelidir.
Ek bilgi
Konuşmada ülkenin iklim, su ve toprak verimine göre tarım bölgelerine ayrılması ve her bölgede köylünün gözüyle görüp örnek alacağı modern tarım merkezleri kurulması önerilir. Devletin elindeki çiftliklerin ve tarımsal sanayi kuruluşlarının birleştirilerek kendi geliriyle yaşayan geniş bir işletme kurulması da istenir. Bu öneri 1938'de Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu'nun kurulmasıyla gerçekleşti. Topraksız köylüye toprak verilmesi fikri ise 1945'te Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile Meclis'e geldi.

Ticaret, sanayi ve madenler

Dış ticarette ana ilke, ticaret dengesinin "aktif karakterini" korumaktır. Belirli anlaşma şartlarını kabul eden ülkeler için kota uygulaması tamamen kaldırılmıştır. İç ticarette kural, kurumlaşma ve akılcı çalışmadır: zorunluluk olmadıkça piyasaya karışılmaz, ama hiçbir piyasa da başıboş değildir. Atatürk tüccarı, ulusun emeğinin ve üretiminin değerlendirilmesi için "eline ve bilgisine güvenilen" ve bu güvene yaraşması gereken kişi olarak tanımlar. Iğdır'da, Ege'de ve Trakya'da satış kooperatifleri kurulmuştur; önümüzdeki yıl başta fındık olmak üzere başka ürünler için de birlikler kurulmalıdır.

Sanayi bölümünde Atatürk, ham maddesi ülkede bulunan büyük küçük her çeşit sanayinin kurulacağını söyler. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'ndan geri kalan fabrikaların bir an önce tamamlanmasını ve yeni plana hazırlanılmasını ister. Devlet sermayeli kuruluşların mali denetiminin ticari çalışma düzenlerine uydurulması, gümrük tarifelerinin yenilenmesi, hayat pahalılığının bilimsel olarak incelenmesi ve küçük esnafa ucuz kredi verecek bir kurumun kurulması da bu bölümün maddeleridir.

Madencilik ayrı bir başlık olarak ele alınır. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü'nün bulduğu madenlerin hemen işletilmesi, en önemli madenler için üç yıllık bir plan yapılması istenir. Satın alınan Ereğli Şirketi'nin havzasında kömür üretiminin kısa sürede en az iki katına çıkarılması, Divriği'de bulunan zengin demir madeninin işletilmesi ve Karabük'ün ihtiyacı dışındaki demirin ihraç edilmesi hedefleri konur.
Atatürk Ertuğrul yatında, 1937
Atatürk Ertuğrul yatında, 1937Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

"Denizciliği Türk'ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli"

Konuşmanın en coşkulu bölümlerinden biri denizciliğe ayrılmıştır. Yeni sipariş edilen gemilerin bir kısmı ilkbaharda gelecektir, ama bunlar ihtiyaca yetmeyecektir. Yeni gemiler yaptırılmalı ve eski tersane ticaret filosu için hem tamir hem yeni inşa merkezi hâline getirilmelidir. Su ürünleri ve Denizbank hakkında bir tasarının Meclis'e geleceği haber verilir. Atatürk, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye'nin sanayisi, ticareti ve sporuyla "en ileri denizci ulus" yetiştirmeye yetenekli olduğunu söyler ve denizciliğin Türk'ün büyük milli ülküsü olarak düşünülmesini ister. Meclis bu sözleri "yaşa" sesleriyle karşılar.

Ardından demiryolları gelir: "Demiryolları bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıkları ile aydınlatan kutsal bir meşaledir." Sivas-Malatya bağlantısı tamamlanmış, Zonguldak hattı kömür havzasını İç Anadolu'ya bağlamış, doğu hattı Divriği'ye varmıştır ve ertesi yıl Erzincan'a ulaşacaktır. Doğu demiryolları da satın alınmıştır; Nusaybin hattı dışında yurt içindeki bütün demiryollarının yönetimi devletin elindedir. Yapım yılları içinde 78 köprü açılmış, 23 köprü inşa hâlindedir. Ankara'da yeni bir radyo istasyonunun yapımına başlandığı ve Sivil Hava Yolları İdaresi'nin modern bir idare olarak yerini aldığı da bildirilir.

Maliye, kültür ve üç üniversite bölgesi

Maliye bölümünde bütçelerin yalnızca denk olmakla kalmayıp fazla verdiği vurgulanır: 1936 bütçesi 22 milyon lira fazlayla kapanmıştır. Atatürk, yeni vergiler yerine mevcut vergilerin düzenli toplanmasını, hayvan, buhran ve denge vergilerinin azaltılmasını, üretim maliyetini artıran vergilerin kaldırılmasını ister. Maliye memurlarından da halkla ilişkilerde "en fazla güven ve inan" vermelerini bekler.

Kültür bölümünde hedefler açıktır: okuma yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, kalkınmanın gerektirdiği teknik elemanları yetiştirmek ve ülke davalarının ideolojisini nesilden nesle yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak. Ülke şimdilik üç kültür bölgesine ayrılmalıdır: batıda İstanbul Üniversitesi'ndeki reform daha köklü uygulanmalı, merkezde Ankara Üniversitesi kısa zamanda kurulmalı, doğuda ise Van Gölü kıyısının en güzel bir yerinde her aşamadaki okullarıyla ve üniversitesiyle "modern bir kültür şehri" yaratılmalıdır. Türk Tarih ve Dil kurumlarının çalışmaları, açılan ilk resim galerisi, Ankara Devlet Konservatuvarı ve spor da bu bölümde anılır.
Dikkat: yanlış bilinen
Konuşmanın ordu bölümünde Atatürk, o yıl Trakya ve Ege büyük manevralarında orduyu iki kez yakından gördüğünü söyler. Ülkede denizaltı yapımına başlandığını, hava kuvvetleri için yapılan üç yıllık programın başarıldığını ve bundan sonra bütün uçakların ve motorların ülkede yapılması gerektiğini belirtir. Dış politika bölümünde Hatay'a ilişkin Cenevre belgelerinin imzalandığını, Sadabat Paktı'nı ve İspanya iç savaşı nedeniyle Akdeniz'de alınan önlemlere, yani Nyon düzenlemesine Türkiye'nin katıldığını anlatır.
Eylül 1937'de toplanan Nyon Konferansı
Eylül 1937'de toplanan Nyon KonferansıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: AnonymousBilinmiyor. Dosya sayfası

"Gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan"

1937 konuşmasının son paragrafları, Atatürk'ün siyasi düşüncesini en açık biçimde anlattığı satırlar arasındadır. Devlet yönetimindeki ana programın Cumhuriyet Halk Partisi programı olduğunu söyler; ama bu ilkelerin "gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla" asla bir tutulmaması gerektiğini ekler. "Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz." Yolu çizen, içinde yaşanan yurt, bağrından çıkılan Türk ulusu ve uluslar tarihinin acı olaylarından çıkarılan sonuçlardır.

Bu cümleler, aynı yılın başında Anayasa'ya giren altı ilkenin bir inanç sistemi olarak değil, deneyle değişebilecek bir yol haritası olarak görüldüğünü gösterir. Konuşmanın tarım rejimi, sanayi, madencilik ve denizcilik bölümlerindeki ayrıntı da bu anlayışın ürünüdür: Atatürk ilkeleri sayıp geçmez, onları pulluk, traktör, köprü, gemi ve üniversite gibi somut hedeflere bağlar.

Konuşma, "Kuvvet birdir ve o ulusundur" ilkesine yapılan bir göndermeyle ve gücün tek kaynağı olan Türk milletinin vekillerini "eğilerek" selamlayan bir cümleyle biter. Bir yıl sonra Atatürk Meclis'e gelemeyecekti. Bu nedenle 1937 konuşması, onun Meclis'e bizzat bıraktığı son ve en kapsamlı devlet programı olarak okunur.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap