Dördüncü Meclis'in son yılı
1 Kasım 1934'te Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin dördüncü döneminin dördüncü ve son yasama yılını açtı. Konuşma, Cumhuriyet'in ikinci on yılının ortasında, sanayileşme programının uygulamaya girdiği, Balkan Antantı'nın imzalandığı ve Soyadı Kanunu'nun kabul edildiği bir yılın sonunda yapıldı. Bu konuşma, onun son açış konuşmalarını "Gazi" unvanıyla yaptığı konuşmadır: üç hafta sonra, 24 Kasım 1934'te Meclis ona "Atatürk" soyadını verdi.Konuşmanın dili de dikkat çekicidir. Dil çalışmalarının en yoğun olduğu bu yıllarda metin "ulus", "ülkü", "kıvanç", "gürbüzlük" gibi yeni ya da yeniden canlandırılmış kelimelerle doludur. İçerik olarak ise sanayi, tarım, bayındırlık, maliye, sağlık, kültür, musiki, dış politika ve iç birlik sırasıyla ele alınır. Konuşmanın en tartışılan bölümü, musiki üzerine söylenen birkaç cümledir.

Tarih notu
Kronoloji: 9 Şubat 1934 Atina'da Balkan Antantı'nın imzalanması; 8 Ocak 1934 Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın kabulü; 20 Mayıs 1934 Kayseri Bez Fabrikası'nın inşaatına başlanması; 21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu; 1934 sonbaharı belediye seçimleri; 1 Kasım 1934 açış konuşması; 2 Kasım 1934 radyoda alaturka musiki yayınının durdurulması; 24 Kasım 1934 Atatürk soyadının verilmesi; 5 Aralık 1934 kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı; Şubat 1935 genel seçimler.
Sanayi programı: Başlayan inşaatlar
Konuşmanın ilk büyük bölümü ekonomiye ayrılmıştır. Gazi, ülkenin ekonomik durumunu güçlendirmenin en önde tutulan işler arasında olduğunu söyler; bunun için sanayi programı "durmadan" yürütülmektedir. Tasarlanan fabrikaların çoğunun yapımına başlanmış, hepsinin kurulup işletilmesi için bilimsel ve mali gerekler yerine getirilmiştir. Ülkenin "en belirgin eksikliğini" giderecek bu fabrikaları çok geçmeden kurup işletmek, hükümetin en önde göreceği işlerden olacaktır.Bu cümleler, Ocak 1934'te kabul edilen Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'na işaret eder. Plan, dokuma, demir-çelik, kâğıt, cam, kimya ve seramik gibi alanlarda Sümerbank eliyle kurulacak fabrikaları sayıyordu. Kayseri Bez Fabrikası'nın inşaatı Mayıs 1934'te törenle başlamıştı ve fabrika Eylül 1935'te açıldı. Nazilli Basma Fabrikası, İzmit Kâğıt Fabrikası ve Karabük demir çelik tesisleri de bu planın parçalarıydı.
Ticaret bölümünde Gazi, dış ticaretin karşılıklı ve denk anlaşmalara göre yürütüldüğünü söyler. Ekonomik sıkıntının ortaya çıkardığı yeni ticaret yöntemlerinin faydası görülmüştür; ama dış ticareti yardımcı kurumlarla ve doğru bilgilerle kolaylaştırmanın yolları da aranmalıdır.
Ek bilgi
Konuşmada demiryolları için iki rakam verilir: yapımı süren yeni hatlar beş yüz kilometreyi geçmektedir ve satın alınan yabancı şirket hatlarıyla birlikte devletin elindeki demiryolu uzunluğu beş bin kilometreyi aşmıştır. Bu cümle Meclis'te şiddetli alkış alır. Gazi ayrıca Ergani borçlanmasının üçüncü bölümünün de beklenildiği gibi kapandığını söyler. Ergani bakır madenine giden demiryolunun yapımı için halktan toplanan bu iç borçlanma, ulusun "devletin mali gücüne güvenini" gösteren bir örnek olarak anılır.
Tarım ürünleri ve silolar
Gazi, dışarıya satılan malların başında tarım ürünlerinin geldiğini hatırlatır. Bu yıl ürünlerin birçoğunun değeri geçen yıllara göre daha yüksek olmuştur. Yapılan silolar, ülkenin kaliteli ürünlerini piyasalara tanıtmada yardımcı olacaktır. Bununla birlikte tarım işine ve ürünlerin arıtılmasına, yani temizlenip sınıflandırılmasına bütün özenin gösterilmesi gerekir. Bu cümleler, bunalım yıllarında düşen buğday fiyatlarını korumak için devletin hububat alımına başlaması ve Ziraat Bankası eliyle silolar kurmasıyla ilgilidir.Maliye bölümünde bütçe disiplinine sadakat vurgulanır: geçen yıl izlenen tutumdan ayrılmadan yürünmeli, devlet gelirlerinin tahmin edildiği gibi gerçekleşmesi beklenmektedir. Türk parası sağlam değerini korumaktadır ve hükümet bu politikadan ayrılmayacaktır.

Sağlık, tarih ve dil
Konuşmanın kültür bölümü, ulusun, gençlerin ve çocukların sağlığı, sağlamlığı ve "gürbüzlüğü" üzerine kısa bir paragrafla açılır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nın bu yönde "kıvanç verecek biçimde" çalıştığı söylenir. Ardından ulusça "gönüllerimizin titrediği" kültür işleri gelir. Bunların başında Türk tarihini doğru dayanaklar üzerine kurmak ve öz Türk diline "değeri olan genişliği" vermek vardır. Gazi, bu çalışmaların "göz kamaştırıcı verimlere" ulaşacağına şimdiden inanılabileceğini söyler.Musiki üzerine birkaç cümle
Konuşmanın en çok bilinen ve en çok tartışılan bölümü güzel sanatlarla ilgilidir. Gazi, güzel sanatların tümünde ulus gençliğinin ilerletilmesinin istendiğini bildiğini, bunun yapılmakta olduğunu söyler. Ancak bunlar arasında en çabuk ve en önde görülmesi gereken Türk musikisidir. Bir ulusun yeni değişikliğindeki ölçü ise, musikideki değişikliği alabilmesi ve kavrayabilmesidir.Ardından sert bir cümle gelir: o gün dinletilmeye çalışılan musiki "yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır" ve bunun açıkça bilinmesi gerekir. Meclis bu cümleyi "bravo" sesleri ve alkışlarla karşılar. Gazi'nin önerdiği yol ise ulusal ince duyguları ve düşünceleri anlatan "yüksek deyişleri, söyleyişleri" toplamak ve onları genel son musiki kurallarına göre işlemektir. Ancak bu yoldan Türk ulusal müziği yükselebilir ve uluslararası musiki içinde yerini alabilir. Kültür Bakanlığı'nın buna değerince özen göstermesi, kamunun da ona yardımcı olması istenir.
Dikkat: yanlış bilinen
Konuşmanın ertesi günü, 2 Kasım 1934'te İçişleri Bakanlığı'nın kararıyla İstanbul ve Ankara radyolarında alaturka musiki yayınları durduruldu. Yasak yaklaşık iki yıl sürdü ve Eylül 1936'da kaldırıldı. Bu uygulama, konuşmadaki eleştirinin en somut ve en tartışmalı sonucu oldu. Konuşmadaki asıl öneri ise halk ezgilerinin derlenmesiydi; Musiki Muallim Mektebi ve Ankara'daki derleme gezileri bu çizginin devamıdır.
Dış politika: Silahlanan dünya ve Balkan Antantı
Dış politika bölümünde Gazi, uluslararası siyasetin geçen yıl "korunma kaygısına" düştüğünü, bu yüzden bütün ülkelerde silahlanmaya hız verildiğini söyler. Cumhuriyet hükümeti bir yandan ulusal savunma gücünü pekiştirirken, öte yandan barışın sarsılmaması için ulusların birlikte çalışmasına umut veren yoldan ayrılmamıştır. Türkiye'nin dostluklarına bağlılığı türlü durumlarda denenmiştir; verilen sözü tutmak ulusun dünyaca tanınmış bir özelliğidir.Konuşmada "Balkan antlaşması" sözü geçer geçmez Meclis sürekli alkışlarla konuşmayı keser. Gazi, antlaşmayı Balkan devletlerinin birbirlerinin varlıklarına özel saygı beslemesini göz önünde tutan "mutlu bir belge" olarak tanımlar ve bunun sınırların korunmasındaki gerçek değerine dikkat çeker. Ankara'da toplanan Balkan antlaşması divanının çalışmalarını da ulusun sevgiyle karşıladığını söyler.
İç birlik ve belediye seçimleri
Son bölümde Gazi, ulusun genel ekonomik ve siyasi karışıklığı "büyük olgunlukla" karşıladığını söyler. Bir rakam verir: son belediye seçimlerinde oy kullanabilecek olanların yüzde yetmiş beşinden çoğu oylarını kullanmıştır. Ulusun iç birliğinin hem açık hem denenmiş olması gelecek için en büyük güvencedir. Konuşma, dördüncü Meclis'in ulus birliğinde ve devlet politikasında yüksek bir çalışma değeri gösterdiği tespiti ve "Toplantınız kutlu olsun" dileğiyle biter.
Fabrika ile musikiyi aynı kürsüde buluşturan konuşma
1934 açış konuşması, Cumhuriyet'in kalkınma anlayışının ne kadar geniş tutulduğunu gösteren bir metindir. Aynı konuşmada fabrika inşaatları, silolar, demiryolu kilometreleri ve bütçe dengesi ile tarih, dil ve musiki yan yana yer alır. Gazi'nin gözünde bir ulusun değişimi yalnız ekonomik göstergelerle değil, sanatı ve kültürü ne ölçüde yenileyebildiğiyle de ölçülüyordu. Musiki üzerine söylenen cümleler bu düşüncenin en keskin ifadesidir.Bu cümlelerin uygulamaya dönüşmesi ise tartışmasız olmadı. Radyo yayınlarına getirilen yasak, birçok dinleyicinin Mısır radyolarına yönelmesine yol açtı ve iki yıl sonra kaldırıldı. Öte yandan konuşmadaki halk ezgilerini derleme önerisi kalıcı sonuçlar verdi: 1926'da başlayan ve 1937'den sonra Ankara Devlet Konservatuvarı eliyle genişleyen derleme gezileri, binlerce türkünün kayda geçirilmesini sağladı.
Konuşmanın dış politika bölümündeki uyarı da önemlidir. 1934'te dünyanın silahlanmaya hız verdiğini görmek, iki yıl sonraki Montrö Konferansı'na ve Boğazlar'ın yeniden tahkim edilmesine uzanan bir sürecin başlangıcıydı. Balkan Antantı'na gösterilen coşku ise Türkiye'nin bu tehlike karşısında bölgesel bir güvenlik çemberi kurma çabasını yansıtıyordu.