Bektaşilik, Anadolu'da doğan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun geniş topraklarına yayılan bir tasavvuf yoludur. Adını 13. yüzyılda yaşamış olan Hacı Bektaş Veli'den alır. Bektaşilik, Osmanlı'da özellikle Yeniçeri Ocağı ile kurduğu yakın ilişkiyle tanınır. Bu ilişki, 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırıldığında Bektaşi tekkelerinin de kapatılmasına yol açtı.
Bektaşilik, hoşgörü, sevgi ve insan merkezli bir anlayışla bilinir. Bektaşi geleneğinde şiir ve musiki önemli bir yer tutar. Bu yazıda Hacı Bektaş Veli'nin hayatını, Bektaşiliğin örgütlenmesini, Yeniçeri Ocağı ile ilişkisini, 1826'daki kapatılışı ve sonraki dönemi anlatıyoruz. Nevşehir Hacıbektaş'taki Hacı Bektaş Veli DergâhıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: Hüseyin Öcal. Dosya sayfası
Hacı Bektaş Veli
Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda Horasan'dan Anadolu'ya geldiği kabul edilen bir dervişti. Hayatı hakkındaki bilgilerin büyük bölümü, ölümünden yaklaşık iki yüzyıl sonra yazılan Vilâyetnâme'ye dayanır. Bu eser, Hacı Bektaş Veli'nin kerametlerini ve menkıbelerini anlatır. Hacı Bektaş Veli, bugünkü Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde yaşadı ve burada vefat etti.
Hacı Bektaş Veli'ye atfedilen "Makalât" adlı eser, onun tasavvuf anlayışını yansıtır. Bu eserde tasavvuf yolunun dört aşaması, "dört kapı" olarak anlatılır: şeriat, tarikat, marifet ve hakikat. Her kapının on makamı vardır. Bu nedenle bu anlayış, "dört kapı kırk makam" olarak bilinir.
Balım Sultan ve örgütlenme
Hacı Bektaş Veli'nin ölümünden sonra onun adıyla anılan bir tarikat oluştu. Ancak Bektaşiliğin düzenli bir tarikat olarak örgütlenmesi, 16. yüzyılın başlarında Balım Sultan döneminde gerçekleşti. Balım Sultan, Bektaşiliğin "ikinci piri" olarak anılır. O, tarikatın ayinlerini, kurallarını ve kıyafetlerini düzenledi.
Balım Sultan döneminde "mücerred" geleneği de kuruldu. Mücerred dervişler, evlenmemeye söz veren ve hayatlarını tarikata adayan kişilerdi. Bu dervişler, kulaklarına özel bir küpe takarlardı. Mücerredlik, Bektaşiliğin önemli bir kolu hâline geldi. Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nın avlusuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: Hüseyin Öcal. Dosya sayfası
Yeniçerilerle ilişki
Bektaşilik ile Yeniçeri Ocağı arasındaki ilişki, Osmanlı tarihinin en ilginç konularından biridir. Yeniçeriler, Hacı Bektaş Veli'yi ocaklarının piri olarak kabul ederdi. Yeniçeri kışlalarında Bektaşi babaları bulunur ve yeniçerilere dini rehberlik yaparlardı. Yeniçeri Ocağı'nın 99. ortası, Bektaşi babalarına ayrılmıştı.
Bu ilişkinin kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bazı kaynaklar, Hacı Bektaş Veli'nin yeniçerilere dua ettiğini ve onların başlığını kendisinin verdiğini anlatır. Ancak Hacı Bektaş Veli, Yeniçeri Ocağı kurulmadan önce yaşamıştı. Bu nedenle bu rivayetler, tarihî bir olaydan çok sembolik bir bağı yansıtır.
Dikkat: yanlış bilinen
Hacı Bektaş Veli'nin yeniçerilere dua ettiği ve onların ak keçeden yapılmış başlığını kendisinin giydirdiği rivayeti, Osmanlı kaynaklarında sıkça yer alır. Ancak Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda yaşamış, Yeniçeri Ocağı ise 14. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Bu kronolojik uyumsuzluk, rivayetin sonradan oluşturulduğunu gösterir. Yeniçeriler ile Bektaşilik arasındaki bağın 15. ve 16. yüzyıllarda kurumsallaştığı kabul edilir. Ayrıca Bektaşi babalarına ayrılan ortanın numarası da kaynaklarda farklı verilir.
1826'da kapatılış
1826'da PadişahII. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdı. Bu olay, Osmanlı tarihinde "Vaka-i Hayriye", yani "Hayırlı Olay" olarak anılır. Yeniçerilerin kaldırılmasından kısa süre sonra, Bektaşi tekkeleri de kapatıldı. II. Mahmud, Bektaşileri yeniçerilerin destekçileri olarak görüyordu.
Kapatılış kararından sonra bazı Bektaşi babaları idam edildi, bazıları ise sürgüne gönderildi. Bektaşi tekkelerinin bir kısmı yıkıldı, bir kısmı ise Nakşibendi tarikatına devredildi. Bektaşi vakıflarının gelirleri de el konularak başka amaçlarla kullanıldı. Bu dönem, Bektaşiler için büyük bir yıkım oldu.
Yeniden canlanma
Ancak Bektaşilik tamamen ortadan kalkmadı. Bektaşiler, faaliyetlerini gizlice sürdürdü. 19. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Sultan Abdülaziz döneminde, Bektaşiler üzerindeki baskı azaldı. Bazı tekkeler yeniden açıldı. Bektaşilik, Osmanlı'nın son döneminde yeniden canlandı ve bazı aydınlar arasında da ilgi gördü. Hacı Bektaş Veli Dergâhı'ndaki Üçler ÇeşmesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Qizilbash. Dosya sayfası
Bektaşi edebiyatı
Bektaşilik, Türk edebiyatına da önemli katkılar yaptı. Bektaşi şairleri, sade bir Türkçeyle yazdıkları nefeslerde sevgiyi, hoşgörüyü ve insanı anlattılar. Bu şiirlerde zaman zaman ince bir mizah ve şeriat kurallarına yönelik hafif bir eleştiri de görülür. Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal gibi isimler, bu geleneğin en tanınmış şairleri arasında anılır. Bektaşi nefesleri, bugün de cemlerde ve musiki toplantılarında okunuyor.
1925 ve Tiran
Cumhuriyet döneminde, 30 Kasım 1925'te çıkarılan kanunla Türkiye'deki tüm tekke ve zaviyeler kapatıldı. Bu kanun, Bektaşi tekkelerini de kapsıyordu. Bunun üzerine Bektaşiliğin merkezi, Arnavutluk'a taşındı. Arnavutluk'ta Bektaşilik, uzun bir geçmişe sahipti ve halkın önemli bir kısmı Bektaşiydi.
Bektaşiliğin dünya merkezi, 1930'larda Arnavutluk'un başkenti Tiran'da kuruldu. Bu merkez, bugün de Bektaşi dünyasının en önemli kurumu olarak faaliyetini sürdürüyor. Türkiye'deki Hacıbektaş Dergâhı ise 1964'te müze olarak ziyarete açıldı. Her yıl ağustos ayında Hacıbektaş'ta anma törenleri düzenleniyor.
Ek bilgi
Bektaşi geleneğinde sıkça tekrarlanan bir ilke, "eline, diline, beline sahip ol" sözüdür. Bu söz, kişinin başkasının malına el uzatmaması, yalan söylememesi ve başkasının namusuna saygı göstermesi gerektiğini anlatır. Bu ilke, Bektaşi ahlak anlayışının özü olarak kabul edilir.
Yabancı araştırmacılar
Bektaşilik, yabancı araştırmacıların da ilgisini çekti. Amerikalı araştırmacı John Kingsley Birge, 1937'de yayımlanan "The Bektashi Order of Dervishes" (Bektaşi Dervişleri Tarikatı) adlı kitabında, Bektaşiliğin tarihini, inançlarını ve ayinlerini ayrıntılı biçimde inceledi. Bu kitap, Bektaşilik üzerine yazılmış en önemli İngilizce eserlerden biri olarak kabul edilir. Birge, araştırmalarını İstanbul'da yaşadığı yıllarda Bektaşi babalarıyla yaptığı görüşmelere dayandırdı.
Tarih notu
Kronoloji
13. yüzyıl: Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'da yaşaması
15. yüzyıl sonu: Vilâyetnâme'nin yazılması
16. yüzyıl başı: Balım Sultan'ın tarikatı düzenlemesi 1826: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ve Bektaşi tekkelerinin kapatılması
19. yüzyıl ikinci yarısı: Bektaşiliğin yeniden canlanması 30 Kasım 1925: Tekke ve zaviyelerin kapatılması 1930'lar: Bektaşi dünya merkezinin Tiran'a taşınması 1937: Birge'nin kitabının yayımlanması 1964: Hacıbektaş Dergâhı'nın müze olarak açılması
Ocakla birlikte kapanan kapı
Bektaşilik, Osmanlı tarihinde dinin ve siyasetin ne kadar iç içe geçebildiğini gösteren bir örnektir. Yeniçeri Ocağı ile kurulan bağ, Bektaşiliğe yüzyıllar boyunca güç ve itibar kazandırdı. Ancak aynı bağ, 1826'da Bektaşiliğin de yeniçerilerle birlikte cezalandırılmasına yol açtı.
1826'daki kapatılış, bir tarikatın siyasi bir karar yüzünden nasıl büyük bir yıkım yaşayabileceğini gösterir. Bektaşi babalarının idamı ve tekkelerin yıkılması, II. Mahmud'un reformlarının sert yüzünü ortaya koyar. Ancak Bektaşiliğin bu yıkımdan sonra yeniden canlanması, bir inanç geleneğinin ne kadar dayanıklı olabildiğini de gösterir.
Bugün Bektaşiliğin dünya merkezinin Tiran'da bulunması, bu geleneğin Osmanlı'nın farklı bölgelerine nasıl yayıldığını gösteriyor. Hacıbektaş'taki dergâh ise müze olarak, Anadolu'nun bu köklü geleneğine tanıklık ediyor. "Eline, diline, beline sahip ol" ilkesi, yüzyıllar sonra bile Bektaşi geleneğinin en çok hatırlanan sözü olmaya devam ediyor ve bu geleneği tanımayanlara bile bir şey söylüyor. Bektaşiliğin hikâyesi, bir inancın devletle kurduğu yakınlığın hem koruyucu hem de tehlikeli olabileceğini hatırlatan, Osmanlı tarihinin en öğretici sayfalarından biridir. Bu sayfa, bugün de okunmayı bekliyor.