Bâkî, klasik Osmanlı şiirinin en büyük isimlerinden biridir. Asıl adı Mahmud Abdülbâki olan şair, 16. yüzyılda yaşadı ve sağlığında "sultanüşşuara" yani "şairlerin sultanı" unvanıyla anıldı. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine yazdığı mersiye, Türk edebiyatının en tanınmış şiirleri arasında yer alır.
Bâkî'nin hayatı, Osmanlı'da sosyal yükselmenin bir başka örneğidir. Bir müezzinin oğlu olarak doğan, çocukluğunda saraç çıraklığı yapan Bâkî, medrese eğitimiyle ilmiye sınıfına girdi ve sonunda kazaskerlik gibi yüksek bir makama ulaştı. Ancak hayatı boyunca en çok istediği makam olan şeyhülislamlığa ulaşamadı. Bu yazıda Bâkî'nin hayatını, şiirinin özelliklerini, Kanuni Mersiyesi'ni ve Avrupa'daki ününü anlatıyoruz. Bâkî'nin Divan'ından Ebussuud Efendi'nin ders verişini gösteren minyatürGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Creator:Mahmud 'Abd-al Baqi. Dosya sayfası
Saraç çırağından medreseye
Bâkî, 1526'da İstanbul'da doğdu. Babası, Fatih Camii'nin müezzinlerinden Mehmed Efendi'ydi. Ailesinin maddi durumu iyi değildi. Bu nedenle Bâkî, çocukluğunda bir saraç, yani deri eyer ve koşum takımı yapan bir ustanın yanında çıraklık yaptı. Ancak okumaya olan merakı onu medreseye yöneltti. Medrese eğitimi sırasında dönemin önemli âlimlerinden ders aldı ve kısa sürede şiirleriyle dikkat çekti.
Kanuni'nin sarayında
Bâkî'nin şöhreti, genç yaşta Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu bir kasideyle başladı. 1555'te Nahçıvan seferinden dönen padişaha yazdığı kaside, padişahın beğenisini kazandı. Kanuni de şiirle ilgilenen ve "Muhibbî" mahlasıyla şiirler yazan bir padişahtı. Bâkî, bundan sonra padişahın yakın çevresine girdi ve onun himayesinden yararlandı.
Bâkî, bu dönemde müderrislik yaptı ve ilmiye sınıfında yükselmeye başladı. Ancak padişahın yakın çevresinde bulunması, onu saray entrikalarının da hedefi hâline getirdi. Bazı rakipleri, onun yükselişini engellemeye çalıştı. Bâkî'nin Divan'ından bir şehre giren Osmanlı ordusunu gösteren minyatürGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Creator:Mahmud 'Abd-al Baqi. Dosya sayfası
Kanuni Mersiyesi
1566'da Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar seferi sırasında vefat etti. Bâkî, padişahın ölümü üzerine bir mersiye, yani ağıt yazdı. Bu şiir, "Kanuni Mersiyesi" olarak bilinir ve Türk edebiyatının en ünlü mersiyelerinden biridir. Mersiye, terkib-i bend nazım biçimiyle yazılmıştır. Şiirin ilk mısraı "Ey pây-bend-i dâm-gâh-ı kayd-ı nâm u neng" olarak bilinir; şair bu mısrada, dünyanın şan ve şeref tuzağına bağlanmış olanlara seslenir.
Mersiyede Bâkî, padişahın ölümünü doğanın, şehirlerin ve insanların yasıyla birlikte anlatır. Padişahın kahramanlıklarını, adaletini ve cömertliğini över, ardından ölümün kaçınılmazlığı üzerine düşünür. Şiir, hem kişisel bir yas hem de bütün bir imparatorluğun yasını dile getirir.
Ek bilgi
Kanuni Mersiyesi'nin vezni ve ahengi, Türk şiirinde ses uyumunun en başarılı örnekleri arasında gösterilir. Şiirdeki her bendin sonunda tekrarlanan beyitler, mersiyenin yas havasını güçlendirir. Mersiye, lise edebiyat kitaplarında da sıkça yer alır ve pek çok kuşak tarafından ezberlenmiştir.
Bâkî, hayatının son yıllarında şeyhülislamlığa getirilmeyi umdu. Ancak bu arzusu gerçekleşmedi. Şeyhülislamlık makamı boşaldığında, başka adaylar tercih edildi. Bâkî, 7 Nisan 1600'de İstanbul'da vefat etti. Tezkireler, ölümünün İstanbul'un edebiyat çevrelerinde derin bir üzüntüyle karşılandığını anlatır.
Şiirinin özellikleri
Bâkî'nin şiiri, ahengi, dilinin akıcılığı ve hayattan zevk almayı öven teması ile öne çıkar. O, klasik Osmanlı şiirinin kurallarına bağlı kalmakla birlikte, bu kuralları büyük bir ustalıkla kullandı. Şiirlerinde İstanbul'un güzelliklerini, aşkı, şarabı ve hayatın geçiciliğini işledi. Onun gazelleri, hem saray çevresinde hem de halk arasında sevilerek okundu.
Bâkî'nin şiirinde dikkat çeken bir başka özellik, Türkçe kelimeleri ve deyimleri ustalıkla kullanmasıdır. Farsça ve Arapça kelimelerin yoğun olduğu klasik şiir dilinde, Türkçe ifadelere yer vermesi, onun şiirine özgün bir renk kattı. Süleymaniye'deki Kanuni Sultan Süleyman TürbesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: R Prazeres. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Bâkî'nin Fuzûlî ile karşılaştırılması, Türk edebiyatı tarihinde sıkça yapılır. Bazı eleştirmenler Bâkî'yi sanatın ve ahengin şairi, Fuzûlî'yi ise duygunun ve acının şairi olarak tanımlar. Bu tür karşılaştırmalar, iki şairin farklı yönlerini öne çıkarmakla birlikte, her ikisinin şiirindeki çeşitliliği gözden kaçırabilir. Ayrıca Bâkî'nin bir saraç çırağı olduğu bilgisi, onun hayatını anlatan tezkirelere dayanır ve ayrıntıları kaynaktan kaynağa farklılık gösterir.
Eserleri
Bâkî'nin en önemli eseri, şiirlerini bir araya getiren Divan'ıdır. Divan'ın pek çok nüshası günümüze ulaşmıştır. Bu nüshaların bazıları minyatürlerle süslenmiştir. 16. yüzyılın sonlarına ait resimli bir Divan nüshasının sayfaları, bugün New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nde bulunmaktadır. Bâkî'nin ayrıca Arapçadan çevirdiği dinî eserleri de vardır.
Avrupa'da Bâkî
Bâkî'nin şiirleri, 19. yüzyılda Avrupa'da da tanındı. Avusturyalı oryantalist Joseph von Hammer-Purgstall, 1825'te Bâkî'nin Divan'ını Almancaya çevirerek yayımladı. Hammer, Bâkî'yi "Türklerin en büyük lirik şairi" olarak tanıttı. Bu çeviri, Bâkî'nin adının Avrupa edebiyat çevrelerinde duyulmasını sağladı. İngiliz oryantalist E. J. W. Gibb de Osmanlı şiiri üzerine yazdığı çok ciltlik eserinde Bâkî'ye geniş yer ayırdı.
Bâkî, klasik Osmanlı şiirinin zirvesini temsil eden bir şairdir. Onun şiirleri, Kanuni döneminin ihtişamını, İstanbul'un güzelliğini ve hayatın zevklerini ahenkli bir dille anlatır. Kanuni Mersiyesi ise bu ihtişamın sona erişini, bir imparatorluğun yasını dile getiren bir şiir olarak öne çıkar.
Bâkî'nin hayatı, Osmanlı'da şiirin ve ilmin sosyal yükselmeye nasıl kapı açtığını gösterir. Bir müezzinin oğlu, saraç çıraklığından kazaskerliğe kadar yükseldi. Ancak bu yükseliş, saray entrikaları ve rekabetlerle de doluydu. Şeyhülislamlığa ulaşamaması, onun hayatının hüzünlü bir yönü olarak kalmıştır.
Bâkî'nin şiirinin bugün de okunması, onun dilinin ve ahenginin zamana direndiğini gösterir. Hammer'in çevirisiyle Avrupa'da tanınması ise Osmanlı şiirinin evrensel bir değer taşıdığını kanıtlar. Bâkî, "şairlerin sultanı" unvanını hak eden bir sanatçı olarak, Türk edebiyatının en parlak sayfalarından birini oluşturuyor. Onun mısralarını yüksek sesle okumak, bu ahengin neden yüzyıllardır etkisini kaybetmediğini anlamanın en kolay yoludur. Kanuni Mersiyesi'nin her bendinde yankılanan yas, bir imparatorluğun en parlak çağının kapanışını hâlâ duyulabilir kılıyor. Bu yüzden Bâkî, her yeni kuşak okur için yeniden keşfedilmeyi bekleyen bir şair olarak kalıyor.