İçeriğe geç
Giriş yap
0

Celal Sahir Erozan: Servet-i Fünun şairinden Türk Dil Kurumu'nun dört kurucusundan birine

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Aşk şairinin dil davası

12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğunda, kuruluş belgesinde dört isim vardı. Bunlardan biri, edebiyat çevrelerinde "aşk ve kadın şairi" olarak tanınan Celal Sahir'di. Gençliğinde Servet-i Fünun'un süslü, ağır diliyle şiirler yazan bu şair, olgunluk yıllarında Türkçenin sadeleşmesi davasının en ateşli savunucularından birine dönüşmüştü.

Celal Sahir'in hayatı, Türk edebiyatının on dokuzuncu yüzyılın sonundan Cumhuriyet'e uzanan dönüşümünün bir özeti gibidir. Servet-i Fünun, Fecr-i Âti, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet dönemlerini yaşayan, her birinin içinde yer alan bir şair olarak, dilin ve edebiyatın değişimini kendi şiirinde de yaşadı. Bu yazıda, Harf Devrimi'nden Dil Kurultayı'na uzanan yolda Atatürk'ün yanında yer alan bu şairi anlatıyoruz.
Şair ve milletvekili Celal Sahir Erozan
Şair ve milletvekili Celal Sahir ErozanGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 29 Eylül 1883 İstanbul'da doğum; dokuz yaşında Abdülhamid'e şiir okuması; 1890'ların sonu Servet-i Fünun dergisinde şiirler; 1903 Hariciye'de görev; 1907 sonrası Kabataş ve Mercan liselerinde edebiyat öğretmenliği; 1909 "Buhran"; 1911 Selanik ve Genç Kalemler çevresi; 1928 Zonguldak milletvekilliği ve harf çalışmalarına katılım; 12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşu; 26 Eylül 1932 Birinci Türk Dil Kurultayı; 16 Kasım 1935 İstanbul'da ölüm.

Şair bir annenin oğlu

Ahmet Celal Sahir, 29 Eylül 1883'te İstanbul'da doğdu. Babası Osmanlı'nın Yemen valiliğini de yapmış olan İsmail Hakkı Paşa, annesi ise Türk edebiyatının öncü kadın şairlerinden Fehime Nüzhet Hanım'dı. Annesinin şiirle iç içe geçen hayatı, onun edebiyata erken yaşta yönelmesinde etkili oldu.

İlk öğrenimine Numune-i Terakki Mektebi'nde başladı, Davutpaşa Rüştiyesi'nde ve Vefa İdadisi'nde devam etti. Liseden sonra hukuk okumak istedi, ama hukuk eğitimini iki yıl sürdürebildi. Şiir yazmaya ise çocukken başlamıştı. Dokuz yaşındayken güzel şiir okumasıyla dikkat çekti ve II. Abdülhamid'in huzurunda sık sık şiir okudu; bu nedenle kendisine liyakat nişanı verildi.

On dört, on beş yaşlarında Malumat, Musavver Fen ve Edeb, Pul ve Lisan gibi dergilerde şiirleri ve makaleleri yayımlanmaya başladı. Bu yazılarda Ahmet Celal, Velhan, Şârık ve Hikmet Celal gibi takma adlar kullandı. Fransızcasını geliştirip Fransız edebiyatını tanıdıkça edebî değerleri değişti ve son dönemini yaşayan Servet-i Fünun hareketine katıldı.

Servet-i Fünun'dan Millî Edebiyat'a

Servet-i Fünun dergisi kapatılıncaya kadar şiirleri ve yazıları bu dergide yayımlandı. Bu dönemde şekil, dil ve tema bakımından hareketin genel anlayışına uygun yazdı: aruz vezni, Arapça ve Farsça tamlamalarla yüklü bir dil, bireysel duyarlılık ve hüzün. Şiirlerinde aşka ve kadına ağırlıklı bir yer verdi; bu yüzden "aşk ve kadın şairi" olarak anıldı.

1903'te Hariciye Nezareti'nde göreve başladı; 1907'den sonra Kabataş ve Mercan liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. "Birinci Kitap", "İkinci Kitap", "Üçüncü Kitap" adlarıyla aylık bir dergi ve kısa bir süre "Demet" adlı bir kadın dergisi çıkardı. Demet'te kadın haklarını savundu. Servet-i Fünun'un kapanmasından sonra Millî Edebiyat akımını benimsedi; hece ölçüsüyle şiirler yazmaya ve dilde sadeleşmeyi savunmaya başladı.

1911'de Selanik'e gitti. Burada çıkan Genç Kalemler, Türk Yurdu ve Türk Derneği dergilerinde yazdı. Genç Kalemler, Ömer Seyfettin'in ve Ziya Gökalp'in öncülüğünde "yeni lisan" hareketini başlatan dergiydi; konuşulan Türkçeye yakın, sade bir yazı dili savunuyordu. Celal Sahir'in bu çevreye katılması, onun dil anlayışındaki dönüşümün belirleyici adımıydı.
Celal Sahir'in çıkardığı Demet dergisi
Celal Sahir'in çıkardığı Demet dergisiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Celal Sahir. Dosya sayfası
Ek bilgi
Celal Sahir, şiirde yeniliklere açık bir şairdi. Servet-i Fünun'dan Millî Edebiyat'a geçtikten sonra aruz yerine heceyi kullandı ve toplumsal konulara daha çok yöneldi. Hayatının son döneminde vezinsiz şiir denemelerine de ilgi gösterdi. Bu sürekli değişim, onu edebiyat tarihçileri için ilgi çekici bir figür yapar, ama aynı zamanda tek bir akımla özdeşleşmediği için geniş okur kitlesinde yeterince tanınmamasına yol açtı.

Cumhuriyet'te milletvekili ve dil devrimcisi

Birinci Dünya Savaşı sırasında bir süre ticaretle uğraştı. Cumhuriyet'in ilanından sonra Atatürk'ün yakın çevresinde yer aldı ve 1928'de Zonguldak milletvekili seçildi; dördüncü ve beşinci dönemlerde de aynı ilden milletvekilliğini sürdürdü.

1928'de yeni Türk harflerinin hazırlanması için kurulan çalışma kurulunda yer aldı. Harf Devrimi, onun yıllardır savunduğu dilde sadeleşme davasının ilk büyük adımıydı. Arap harflerinin yerine Latin kökenli yeni bir alfabenin benimsenmesi, Türkçenin kendi ses yapısına uygun bir yazıya kavuşması anlamına geliyordu.

12 Temmuz 1932: dört kurucudan biri

12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün direktifiyle Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Cemiyetin kuruluş belgesini imzalayan dört kişiden biri Celal Sahir'di. Diğer kurucular Samih Rifat, Ruşen Eşref ve Yakup Kadri idi. Cemiyet, sonradan Türk Dil Kurumu adını alacaktı.

26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı'nda kurulan Lügat ve Istılah Kolu'nun başkanlığını Celal Sahir yaptı. Bu kol, Türkçe karşılıkların bulunması ve terimlerin belirlenmesiyle uğraşıyordu. İkinci Kurultay'da kolun çalışmaları ikiye ayrılıp adı Lügat Kolu olarak değiştirildiğinde de başkanlığı sürdürdü.

Dil çalışmalarının bu ilk yıllarında yapılan iş, Türkçenin söz varlığını taramak, halk ağzındaki kelimeleri derlemek ve yabancı kökenli kelimelere Türkçe karşılıklar aramaktı. Celal Sahir'in başında bulunduğu kol, bu yoğun çalışmanın merkezlerinden biriydi. Gençliğinde Arapça ve Farsça tamlamalarla dolu şiirler yazan şair, şimdi bu kelimelere Türkçe karşılıklar arıyordu.
Atatürk, 1933'te Dolmabahçe'deki bir Türk Dil Kurumu toplantısında
Atatürk, 1933'te Dolmabahçe'deki bir Türk Dil Kurumu toplantısındaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Celal Sahir'in Servet-i Fünun dönemindeki şiirleriyle Cumhuriyet dönemindeki dil anlayışı arasındaki fark, bazı çağdaşları tarafından tutarsızlık olarak eleştirildi. Ancak bu değişim, onun kuşağından pek çok aydının yaşadığı bir dönüşümdü. Osmanlıca eğitim almış, aruzla şiir yazmış bir kuşak, Cumhuriyet'le birlikte sade Türkçeyi benimsedi ve onu yaygınlaştırmak için çalıştı.

Son yılları

Celal Sahir, üç evlilik yaptı ve iki çocuk babası oldu. Kızı Berin Nadi, sonradan Cumhuriyet gazetesinin sahiplerinden biri oldu. 16 Kasım 1935'te İstanbul'da, elli iki yaşında, akciğer kanserinden öldü. Ölümü, Türk Dil Kurumu'nun en verimli çalışma yıllarına denk geldi; kurduğu kolun işleri, öğrencileri ve arkadaşları tarafından sürdürüldü.

Başlıca eserleri arasında 1898-1909 arasında yazdığı şiirleri topladığı "Beyaz Gölgeler", 1909'da yayımlanan "Buhran" ve 1911'de çıkan "Siyah Kitap" yer alır.

Dilin değişimini kendi şiirinde yaşayan şair

Celal Sahir Erozan'ın hayatı, bir şairin dil anlayışının yarım yüzyıl içinde nasıl köklü biçimde değişebileceğini gösteriyor. Abdülhamid'in sarayında şiir okuyan bir çocuk, Servet-i Fünun'un süslü dilini benimseyen bir genç, Genç Kalemler'in sade dil davasına katılan bir yazar ve sonunda Türk Dil Kurumu'nu kuran dört kişiden biri, aynı insanın farklı yaşlarıydı.

Onun bu dönüşümü, Cumhuriyet'in dil politikasının yalnız yukarıdan dayatılan bir program olmadığını da hatırlatıyor. Celal Sahir gibi aydınlar, sade Türkçe fikrini Meşrutiyet yıllarından beri savunuyordu. Atatürk'ün dil devrimine verdiği destek, bu kuşağın uzun süredir dile getirdiği bir özlemi devlet politikasına dönüştürdü.

Bugün Celal Sahir'in şiirleri pek okunmasa da, onun başkanlığını yaptığı kolda başlayan sözlük ve terim çalışmaları, Türkçenin bugünkü söz varlığının oluşmasına katkı sağladı. Aşk şairi olarak anılan Celal Sahir, belki en kalıcı eserini bir şiir kitabında değil, Türkçenin kendisinde bıraktı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap