Kurtuluş Savaşı'nda Anadolu'nun cephanesi büyük ölçüde tek bir yoldan geçiyordu: Karadeniz kıyısındaki İnebolu limanına gizlice indirilen silah ve mühimmat, Kastamonu üzerinden Ankara'ya ve oradan cepheye öküz arabalarıyla taşınıyordu. Bu yolda çalışanlardan biri, arkadaşlarının uzun süre "Halim" diye bildiği genç bir milisti. Gerçek adı Halime'ydi; Kastamonu'nun Duruçay köyünde 1898'de doğmuş bir kadındı. Bu yazı, sonradan Halime Çavuş olarak anılan Halime Kocabıyık'ın hikâyesini kaynakların söylediği ölçüde aktarıyor. İnebolu genel görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Erkek kılığında milis
Halime, anne ve babası istemediği hâlde Milli Mücadele'ye katılmak istedi. Türkçe madde, saçlarını kazıttığını ve erkek kılığına girerek milis kuvvetlerine katıldığını anlatır. Arkadaşları arasında "Halim" adıyla tanındı. Ordunun lojistik hizmetinde görev aldı: İnebolu limanından Ankara'ya ve Sakarya cephesine öküz arabalarıyla silah ve mühimmat taşıdı.
İngilizce madde bu yolun önemini ayrıca vurgular: Milliyetçi kuvvetlerin ana ikmal hattı, Karadeniz'deki İnebolu limanı ile Ankara arasındaki yoldu. İstanbul'dan ve deniz yoluyla gelen malzemenin büyük bölümü bu hattan geçti. Kış aylarında karla kapanan dağ yolları, taşıma işini cephedeki hizmet kadar ağır hâle getiriyordu.
Yoldaki karşılaşma
Anlatılana göre Halime bir kış günü yolda Mustafa Kemal Paşa'yla karşılaştı. Karlı ve soğuk havada Halime montunu cephanenin üzerine örtmüştü. Mustafa Kemal Paşa bu askeri görünce neden montunu mermilerin üstüne örttüğünü, üşümüyor mu diye sordu. Anlatıya göre Halime'nin cevabı şuydu:
Benim üşümem hiç önemli değil. Bu cephane yüzlerce, belki de binlerce askerimizi koruyacak.
Aynı maddede, bazı kaynaklara göre cevabın "Bey, yüz bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?" biçiminde olduğu da belirtilir. Anlatıya göre Paşa kimlik kâğıdını isteyince Halime'nin kadın olduğu anlaşıldı; Paşa da yaverine onunla ilgili bilgileri not aldırdı.
Dikkat: yanlış bilinen
Yoldaki karşılaşma ve sözlerin iki farklı biçimi yalnızca bazı anlatımlarda yer alır; başka anlatımlar bu sahneye hiç değinmez ve Halime'nin Mustafa Kemal'le savaş sonunda Ankara'da görüştüğünü söyler. Karşılaşmanın tarihi ve yeri kaynaklarda verilmez. Bu nedenle sahne, Halime Çavuş etrafında anlatılan bir hatıra olarak okunmalıdır; madalya, rütbe ve maaş bilgileri ise iki kaynakta da ortaktır.
Georgios Averof kruvazörü, 1919 tarihli tabloGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Lykourgos Kogevinas. Dosya sayfası
9 Haziran 1921: İnebolu bombardımanı
İki kaynak da Halime'nin hizmetinin nasıl sona erdiğinde birleşir. 9 Haziran 1921'de Yunan donanmasına ait Georgios Averof kruvazörü ile Kilkis zırhlısı İnebolu'yu bombaladı. Halime bu bombardımanda bacağından ağır yaralandı. İngilizce maddeye göre yaralanma kalıcı bir sakatlık bıraktı ve Halime taşımacılık görevini bırakmak zorunda kaldı.
Tarih notu
İnebolu bombardımanı, Yunan donanmasının Karadeniz'deki ikmal hattını kesme girişimlerinin bir parçasıydı. Bombardıman İnebolu'daki taşıma düzenini durduramadı; liman Kurtuluş Savaşı boyunca Anadolu'ya silah ve mühimmat ulaştıran başlıca kapı olmaya devam etti. Halime'nin yaralandığı tarih, Sakarya Meydan Muharebesi'nden yaklaşık iki buçuk ay öncesine denk gelir.
Çankaya'daki on beş gün
Savaşın sonunda Halime, Mustafa Kemal Paşa ve eşi Lâtife Hanım'la görüşmek üzere Ankara'ya davet edildi. Çankaya Köşkü'nde on beş gün misafir edildi. Bu sırada çavuş rütbesine yükseltildi ve İstiklal Madalyası'yla ödüllendirildi. İngilizce madde de rütbe ve madalyayı aynı biçimde aktarır; buna ek olarak kendisine özel bir emekli maaşı bağlandığını belirtir.
Türkçe maddeye göre Paşa ona "Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol." dedi; Halime de "Annem ve babam beni bekler." diyerek köyüne dönmeyi seçti. Hediyelerle evine uğurlandı ve kendisine aylık bağlandı. İnebolu kıyısıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Aydin Tiryaki. Dosya sayfası
Halime Kocabıyık
1934'te Soyadı Kanunu çıkınca Halime "Kocabıyık" soyadını aldı. Hayatı boyunca evlenmedi. Kardeşi Hasan Kocabıyık'ın oğlu Sadık'ı on üç yaşındayken evlat edinip büyüttü. Hayatının son altı yılını doğduğu Duruçay köyünde geçirdi ve 20 Şubat 1976'da, 78 yaşında orada öldü.
Ek bilgi
Halime Çavuş'un adı bugün çeşitli kurumlarda yaşatılıyor: Sakarya'nın Söğütlü ilçesinde Halime Çavuş Anaokulu, Kastamonu'da Halime Çavuş Özel Eğitim Anaokulu ve Halime Çavuş Kapalı Yüzme Havuzu bunlar arasında. Kastamonu'da aynı adı taşıyan işitme engelliler okulu ise kapanmıştır.
İkmal hattında kadınlar
Halime'nin hikâyesi tek başına değildir. Kurtuluş Savaşı yıllarında İnebolu'dan Ankara'ya uzanan yolda kağnı ve öküz arabalarıyla yük taşıyanların arasında çok sayıda köylü kadın vardı. Halime'yi diğerlerinden ayıran, erkek kılığında düzenli bir milis olarak kayda geçmesi ve hizmeti sonunda devletin ona rütbe, madalya ve maaş vermesidir. Onun kaydı, bu adı bilinmeyen emeğin belgelenmiş birkaç örneğinden biri olarak öne çıkar.
İki kaynak arasındaki fark da bu açıdan öğreticidir: İngilizce madde, doğrulanabilir kalan çekirdeği verir; yani doğum yeri, milis hizmeti, İnebolu bombardımanında yaralanma, rütbe, madalya, maaş, soyadı ve ölüm tarihi. Türkçe madde ise bu çekirdeğe kuşaktan kuşağa aktarılan sahneleri ekler. Okurun iki katmanı ayırarak okuması, hikâyenin hem duygusal hem de belgesel yanını korur.
Neden önemli?
Halime Çavuş'un hikâyesi, Kurtuluş Savaşı'nın yalnızca cephede kazanılmadığını hatırlatır. İnebolu–Kastamonu–Ankara hattında cephane taşıyan köylüler, kadınlar ve yaşlılar olmasa cephedeki birlikler mühimmatsız kalırdı. Halime bu emeğin kayda geçmiş ve devlet tarafından rütbe, madalya ve maaşla tanınmış örneklerinden biridir. Hikâyesinin bazı sahneleri sonradan anlatılan hatıralara dayansa da yaralanması, rütbesi ve madalyası kaynaklarda açıkça yer alır.
Halime Çavuş'un hikâyesi, cephe gerisindeki emeğin cephedeki çarpışmalar kadar belirleyici olduğunu hatırlatıyor. İnebolu'dan Ankara'ya uzanan yol olmasaydı, ordunun ihtiyaç duyduğu mühimmat cepheye ulaşamazdı ve bu yolun yükünü büyük ölçüde sıradan insanlar taşıdı. Bizce Halime'nin erkek kılığında görev yapması, dönemin kadınlara biçtiği sınırları ve bunları aşma iradesini birlikte gösteriyor. Hikâyenin bazı sahnelerinin hatıralara dayanması, belgeli kısımların değerini azaltmıyor. Rütbe ve madalya ile tanınması, devletin bu emeği görme iradesini yansıtıyor; benzer binlerce isimsiz emekçiyi de hatırlamamız gerekiyor.