İçeriğe geç
Giriş yap
0

Akbaba dergisi (1922-1977): Harf Devrimi'ni kapağına taşıyan elli beş yıllık mizah dergisi

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

"Gazetelerin en uzun ömürlüsü olsun"

7 Aralık 1922'de İstanbul'da yeni bir mizah dergisi çıktı. Kurucularından Yusuf Ziya, ilk sayıdaki yazısında derginin adını şöyle açıklıyordu: İnsanların çok yaşlısına, saçı sakalı ağarmışına akbaba derlerdi; kuşların en uzun yaşayanı da akbabaydı; onların Akbaba'sı da gazetelerin en uzun ömürlüsü olmalıydı.

Bu dilek büyük ölçüde gerçekleşti. Akbaba, birkaç kez kesintiye uğrasa da 1977'ye kadar yayımlandı ve yaklaşık iki bin sayıya ulaştı. Türk edebiyatının en uzun ömürlü mizah dergilerinden biri oldu. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Harf Devrimi'ni en çok destekleyen yayınlardan biriydi; Ramiz Gökçe'nin çizdiği bir kapak, Harf Devrimi'nin sembollerinden biri hâline geldi.
Akbaba dergisinin Harf Devrimi kapağı
Akbaba dergisinin Harf Devrimi kapağıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ramiz Gökçe. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 9 Kasım 1922 Aydede dergisinin kapanması; 7 Aralık 1922 Akbaba'nın ilk sayısı; Orhan Seyfi'nin dergiyi Yusuf Ziya'ya devretmesi; 1 Kasım 1928 Harf Devrimi ve Akbaba'nın desteği; 1931 208. sayıdan sonra ilk kapanış; 1934 yeni harflerle yeniden yayın; 1944 517. sayı; 1949 ikinci dönemin sonu; 1950-1951 ara; 1952'den sonra aralıklı yayın; 11 Mart 1967 Yusuf Ziya'nın ölümü; 1977 son kapanış.

Aydede'nin boşluğu

Millî Mücadele yıllarında İstanbul'un iki önemli mizah dergisinden biri, Refik Halit Karay'ın çıkardığı Aydede'ydi. Aydede, savaş boyunca İstanbul hükümetini destekledi. Büyük Taarruz zaferinden sonra Refik Halit yurt dışına çıktı ve Aydede, 90. sayısını 9 Kasım 1922'de yayımlayarak kapandı.

Aydede'nin kapanmasından yaklaşık bir ay sonra, Beş Hececiler adlı şiir akımının iki önemli üyesi Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon, Akbaba'yı çıkarmaya başladı. Dergi, başlangıçta Aydede'nin kadrosunu, biçimini ve yapısını büyük ölçüde sürdürdü; ama kısa sürede kendi kimliğini kazandı. Orhan Seyfi bir süre sonra dergiyi Yusuf Ziya'ya devretti; Yusuf Ziya, Akbaba'yı hayatı boyunca tek başına çıkardı.

Halkın dergisi

Akbaba, toplumun yoksul kesiminin de okuduğu, geniş bir okur kitlesine ulaşan bir dergi oldu. Dönemin önemli edebiyatçılarının yazılarına yer verdiği için yalnız bir siyasi mizah dergisi değil, bir edebiyat dergisi olarak da anıldı. Başlangıçta pazartesi ve perşembe günleri dört sayfa olarak çıkıyordu; baş çizeri Ramiz Gökçe'ydi.

İlk yıllarda derginin logosunda İstanbul silueti üzerinde sarıklı ve cübbeli bir dede karikatürü vardı. Sonra bunun yerini kanatları açık bir akbaba aldı. Ardından eski harflerle yazılmış "Akbaba" yazısı yeni harflerle değiştirildi. En son logoda ise sarıksız, cübbesiz, modern bir dede ile akbaba figürü yan yana duruyordu. Logonun bu değişimi, Cumhuriyet'in ilk on yılındaki kültürel dönüşümün küçük bir aynasıydı.
Ramiz Gökçe'nin dil devrimi karikatürü
Ramiz Gökçe'nin dil devrimi karikatürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ramiz Gökçe. Dosya sayfası

1 Kasım 1928: Harf Devrimi'nin kapağı

1 Kasım 1928'de kabul edilen Harf Devrimi'ni en çok destekleyen yayınlardan biri Akbaba oldu. Ramiz Gökçe'nin çizdiği, Mustafa Kemal'i elinde bir dolmakalemle, güneş gibi doğarken gösteren kapak, Harf Devrimi'nin simgelerinden biri hâline geldi. Dergi bu sayıdan itibaren hem eski hem yeni harfli metinlerle çıktı ve okurlarının yeni alfabeye geçişine eşlik etti. 1928'de kapaklarda Ramiz Gökçe ile birlikte İhap Hulusi'nin çizimleri de görüldü.
Ek bilgi
Harf Devrimi'nden sonra ülkede okuryazar sayısı arttı ve bu, Akbaba'nın okur sayısını da artırdı. Dergi 1934'te yeni harflerle yeniden yayımlanmaya başladığında, artık eski harfleri bilmeyen yeni bir okur kuşağına sesleniyordu. Bir mizah dergisinin hem eski hem yeni harflerle çıktığı geçiş dönemi, halkın yeni alfabeyi gündelik okuma yoluyla öğrenmesine katkı sağladı.

Millet Mektepleri yıllarında bir mizah dergisi

Harf Devrimi'nin ardından 1 Ocak 1929'da açılan Millet Mektepleri, okuma yazma bilmeyen yetişkinlere yeni harfleri öğretmeyi amaçlıyordu. Bu yıllarda gazete ve dergiler de bir tür açık okul işlevi gördü. Akbaba'nın hem eski hem yeni harfli metinler yayımlaması, okurun bildiği harflerle yeni harfleri yan yana görmesini sağlıyordu. Karikatürün alt yazısını okumak, kısa bir fıkrayı yeni harflerle sökmek, yeni alfabeye alışmanın en eğlenceli yollarından biriydi.

Mizah dergisinin bu rolü, devrimin yalnız kanunlarla ve okullarla değil, gündelik okuma alışkanlıklarıyla da yerleştiğini gösterir. Akbaba, karikatürleriyle yeni harfleri ve yeni hayatı tanıdık, gülümseten bir dille okurun önüne koydu.

Kesintiler ve yeniden doğuşlar

Akbaba, 1923-1955 yılları arasında genellikle iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi'nden yana bir çizgi izledi. Serbest Cumhuriyet Fırkası'na ve 1946'dan sonra kurulan büyük muhalefet partisine karşı çıktığı dönemlerde okur desteğini yitirdi ve yayınına ara vermek zorunda kaldı. İlk dönemde 208 sayı çıktıktan sonra 1931'de kapandı; 1934'te yeni harflerle, yeni bir numaralandırmayla yeniden yayımlanmaya başladı. Bu kez çarşamba ve cumartesi günleri çıkıyordu.

1934'ten sonra boyutları küçüldü, sayfa sayısı yirmiye çıktı. 24 Şubat 1944'te 517. sayıya ulaştı ve yalnız perşembe günleri çıkmaya başladı. Dergi, kendi adını taşıyan Akbaba Matbaası'nda basıldı. İkinci dönem 1949'da sona erdi; 1952'den sonra dergi aralıklarla yayımlandı. Sonraki yıllarda siyasi çizgisinden uzaklaşarak mizah dergisi kimliğini sürdürdü. 11 Mart 1967'de Yusuf Ziya'nın ölümünden sonra dergiyi oğlu Ergin Ortaç çıkardı; Akbaba 1977'de kapandı.

Kalemler ve fırçalar

Akbaba'nın yazarları arasında Osman Cemal Kaygılı, İbrahim Alaettin Gövsa, Ercüment Ekrem Talu, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sulhi Dölek ve Muzaffer İzgü vardı. Nâzım Hikmet de bir dönem takma adlarla dergide şiirler yayımladı. Çizerleri arasında Münif Fehim, Ramiz Gökçe, Cemal Nadir, Zeki Beyner, Fethi Develioğlu, Ali Ulvi, Necmi Rıza, Cafer Zorlu, Samim Agar, Mustafa Mim Uykusuz ve Semih Balcıoğlu bulunuyordu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında kapaklarda Cemal Nadir'in çizimleri görüldü.

Dergide eleştiri yazıları, tiyatro oyunları, fıkralar, rüya tabirleri, genç çizerlere ayrılmış bir köşe ve karikatürler yer alıyordu. Arka kapakta yabancı karikatüristlerin eserleri yayımlanıyordu; bu köşenin adı ilk yıllarda "Ecnebi karikatürleri" iken sonradan "Dünya karikatürleri" oldu. Karikatürler genellikle bir ya da iki kareden oluşan tam sayfa çizimlerdi ve konuşma balonu yerine alt yazı kullanılırdı. Bu çizimler, resim sanatına bugünkü bant karikatürlerden daha yakındı.
Dikkat: yanlış bilinen
Akbaba'nın 1930'ların sonunda ve 1940'larda sol muhalefete, Tan gazetesine ve Orhan Veli ile arkadaşlarının Garip şiir anlayışına yönelttiği sert eleştiriler de derginin tarihinin bir parçasıdır. Garip şiirine karşı ilk ve en sert tepkiler bu dergide çıktı. Akbaba'yı yalnız Harf Devrimi kapağıyla değil, bu tartışmalı yönleriyle de birlikte değerlendirmek gerekir.

Bir mizah okulu

Akbaba, yayın hayatı boyunca genç yazar ve çizerler için bir okul işlevi gördü. Bugünün karikatüristlerinin ustalarının ustaları bu dergide yetişti. Elli beş yıllık ömrü boyunca, Cumhuriyet'in kuruluşundan 1970'lere kadar Türkiye'nin siyasi ve toplumsal hayatına mizahın penceresinden baktı.

Bir derginin aynasında Cumhuriyet

Akbaba'nın hikâyesi, Cumhuriyet'in ilk elli yılının mizahi bir tarihidir. Aydede'nin kapanmasıyla doğan dergi, Harf Devrimi'nde Ramiz Gökçe'nin kapağıyla devrimin sembollerinden birini yarattı ve okurlarının yeni alfabeye geçişine eşlik etti. Logosundaki sarıklı dedenin modern bir dedeye dönüşmesi bile, dönemin değişen yüzünü yansıtıyordu.

Derginin iktidara yakın çizgisi, onu zaman zaman okurdan kopardı; muhalefete ve yeni şiire yönelttiği sert eleştiriler de bugün tartışmalı bulunuyor. Ama elli beş yıl boyunca yaklaşık iki bin sayı çıkarması, Yusuf Ziya'nın ilk sayıdaki dileğinin gerçekleştiğini gösterir. Akbaba, gerçekten de gazetelerin en uzun ömürlülerinden biri oldu.

En kalıcı mirası ise yetiştirdiği yazar ve çizerlerdir. Aziz Nesin'den Rıfat Ilgaz'a, Cemal Nadir'den Semih Balcıoğlu'na pek çok isim bu dergide yazdı ya da çizdi. Akbaba, Türk mizahının kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir köprü oldu.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap