İçeriğe geç
Giriş yap
0

Sabahattin Ali ve 1932-33 şiir davası: Konya'dan Sinop'a, aftan "Benim Aşkım"a

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir şiir, bir ihbar, bir dava

22 Aralık 1932'de Konya'da Almanca öğretmeni olan genç bir yazar tutuklandı. Suçlama, bir toplantıda okuduğu bir şiirle devletin önde gelenlerini, özellikle Gazi Mustafa Kemal'i dolaylı biçimde aşağıladığıydı. Yazar, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna'nın yazarı olarak Türk edebiyatının en çok okunan isimlerinden biri olacak olan Sabahattin Ali'ydi.

Bu dava, Sabahattin Ali'nin hayatında bir dönüm noktası oldu. Konya'da yargılandı, mahkûm edildi, Sinop Cezaevi'ne gönderildi, memurluktan çıkarıldı ve Cumhuriyet'in onuncu yılı affıyla serbest kaldı. Ardından Atatürk üzerine bir şiir yayımladı ve yeniden göreve alındı. Bu yazıda 1932-1934 yıllarında yaşanan bu süreci anlatıyoruz.
Yazar Sabahattin Ali
Yazar Sabahattin AliGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 25 Şubat 1907 Eğridere'de doğum; 21 Ağustos 1927 öğretmenlik diploması; 1928-1930 Almanya'da dil eğitimi; Mart 1930 dönüş; 1931 Aydın'da tutukluluk ve 9 Eylül 1931'de serbest kalış; Ekim 1931 Konya Ortaokulu'na atanma; 22 Aralık 1932 Konya'da tutuklanma; bir yıllık ceza ve temyizde on dört aya çıkarılması; 29 Nisan 1933 memurluktan çıkarılma; Sinop Cezaevi; Ekim 1933 Cumhuriyet'in onuncu yılı affıyla serbest kalış; 15 Ocak 1934 Varlık'ta "Benim Aşkım"; Mayıs 1934 göreve dönüş; 16 Mayıs 1935 Aliye Hanım ile evlilik; 2 Nisan 1948 ölüm.

Eğridere'den Almanya'ya

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Gümülcine sancağına bağlı Eğridere'de doğdu. Babası Ali Selahattin Bey bir subaydı; ailesi Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale'de, ardından Edremit'te yaşadı. Balıkesir'de ve İstanbul'da öğretmen okulunda okudu. İstanbul'daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem'in teşvikiyle ilk şiirlerini Akbaba ve Çağlayan dergilerinde yayımladı. 1927'de öğretmenlik diplomasını aldı ve Yozgat'ta ilkokul öğretmeni oldu.

1928'de devlet tarafından dil eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Potsdam'da ve Berlin'de eğitim gördü; ancak öngörülen süreyi tamamlamadan, 1930'un Mart ayında Türkiye'ye döndü. Dönüşünün nedenleri hakkında farklı anlatımlar vardır. Önce Bursa'nın Orhaneli ilçesinde ilkokul öğretmeni, ardından Gazi Terbiye Enstitüsü'ndeki sınavı geçerek Aydın Ortaokulu'nda Almanca öğretmeni oldu.

Aydın'dan Konya'ya

Aydın'da hakkında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla soruşturma açıldı. 1931'in Mayıs ayında mahkeme için İstanbul'a gönderildi, ardından tutuklu yargılanmasına karar verildi ve 9 Eylül 1931'e kadar Aydın Hapishanesi'nde kaldı. Serbest kaldıktan yirmi bir gün sonra Konya Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı.

Konya'da kısa süre içinde yeni bir çevre edindi. Bu dönemde Resimli Ay ve Atsız Mecmua gibi farklı görüşlerden dergilerde şiir ve yazılar yayımladı. Edebiyat çevresindeki ismi giderek tanınıyordu. Ama aynı yıllarda bazı kişisel anlaşmazlıklar, onun hayatını değiştirecek bir ihbarla sonuçlandı.
Sinop Cezaevi'nde Sabahattin Ali'nin kaldığı koğuş
Sinop Cezaevi'nde Sabahattin Ali'nin kaldığı koğuşGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: User:CharismaniacThe original uploader was Charismaniac at Turkish Wikipedia. Dosya sayfası
Ek bilgi
Sabahattin Ali, Konya Cezaevi'nden bir arkadaşına yazdığı mektupta, başına gelenlerin arasının açıldığı birkaç kişinin ihbarından kaynaklandığını, bir yıl önce okuduğu ileri sürülen bir şiir nedeniyle suçlandığını ve mahkemedeki sürecin lehine geliştiği hâlde mahkûm edildiğini anlatmıştır. Bu mektup, davanın onun gözünden nasıl göründüğünü anlatan değerli bir belgedir.

"Memleketten Haber" ve mahkûmiyet

Suçlamanın konusu, "Memleketten Haber" adlı şiirdi. İddiaya göre Sabahattin Ali bu şiiri bir toplantıda okumuş ve şiirde Mustafa Kemal ile İsmet Paşa başta olmak üzere devletin önde gelenlerini dolaylı biçimde yermişti. 22 Aralık 1932'de tutuklandı ve Konya Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılandı.

Mahkeme, Atatürk'ü tahkir suçundan onu bir yıl hapis cezasına çarptırdı. Temyiz aşamasında ceza iki ay artırılarak on dört aya çıkarıldı. 29 Nisan 1933'te memurluktan kaydı silindi. Konya Cezaevi'nden Sinop Cezaevi'ne nakledildi.

Sinop Cezaevi

Sinop'taki tarihî cezaevi, Sabahattin Ali'nin edebiyatında derin bir iz bıraktı. Koğuş arkadaşlarının anlattığına göre geceleri sürekli okuyor, gündüzleri bir sandığın üzerinde yazı yazıyordu. Bu dönemin gözlemlerini sonraki yıllarda yazdığı "Bir Şaka", "Kanal", "Kazlar", "Bir Firar", "Katil Osman" ve "Çaydanlık" gibi öykülerinde kullandı.

Sinop'ta yazdığı "Hapishane Şarkısı" başlıklı beş bölümlük şiir dizisi, onun en tanınan şiirleri arasına girdi. Bu şiirler, sonraki on yıllarda Zülfü Livaneli, Edip Akbayram ve Ahmet Kaya gibi sanatçılar tarafından bestelendi ve kuşaktan kuşağa aktarıldı.

Ekim 1933'te, Cumhuriyet'in onuncu kuruluş yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan genel aftan yararlanarak, on ay yedi günlük tutukluluğun ardından serbest kaldı.
Kırklareli'deki Sabahattin Ali büstü
Kırklareli'deki Sabahattin Ali büstüGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Alicembasli. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Bu yazıda Sabahattin Ali'nin "Memleketten Haber" şiirinin içeriğine girmiyoruz; dava, şiirin dolaylı ima taşıdığı iddiasına dayanıyordu ve Sabahattin Ali bu iddiayı kabul etmiyordu. Sonradan yazdığı "Benim Aşkım" şiiri ise 15 Ocak 1934'te Varlık dergisinin 13. sayısında yayımlandı.

Ankara'da göreve dönüş çabası

Serbest kaldıktan sonra yeniden göreve atanmak için Ankara'ya gitti. Ortaöğretim Genel Müdürü Reşat Şemseddin Sirer ve Maarif yöneticileri, mahkûmiyet nedeni Atatürk'ü tahkir olduğu için sorumluluk almaktan çekindi. Sirer durumu Hasan Âli Yücel'e anlattı; Yücel de Maarif Vekili Hikmet Bayur'a iletti. Kurul, Sabahattin Ali'nin öğretmenlik dışında bir göreve atanmasına karar verdi; ama vekil, onun düşüncelerini değiştirdiğini görmeden atamayı onaylamadı.

1934'te Sabahattin Ali, Atatürk üzerine bir şiir yazdı. "Benim Aşkım" adlı şiir, Varlık dergisinin 15 Ocak 1934 tarihli sayısında yayımlandı. Bu şiirden sonra da bir süre bekletildi; ardından Maarif Vekili ile görüşerek hakkındaki komünist nitelemesinin doğru olmadığını anlattı ve yazdığı "Esirler" adlı oyunun Halkevleri'nde sahnelenebileceğini söyledi. Sonunda, Atatürk'ün de onayıyla, Mayıs 1934'te önce geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğü'ne, ardından Millî Talim ve Terbiye'ye atandı.

Edebiyatın büyük yılları

1935'te Aliye Hanım ile evlenen Sabahattin Ali, Ankara'da yerleşti. 1934'te "Dağlar ve Rüzgâr" adlı şiir kitabını yayımladı; ardından "Kuyucaklı Yusuf" (1937), "İçimizdeki Şeytan" (1940) ve "Kürk Mantolu Madonna" (1943) geldi. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda Almanca öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı. 1940'ların sonunda yeniden davalarla uğraştı ve 2 Nisan 1948'de Bulgaristan sınırı yakınında öldürüldü.

Bir davadan geriye kalanlar

Sabahattin Ali'nin 1932-33 davası, Cumhuriyet'in ilk on yılında devletin otoritesi ile bir yazarın ifade özgürlüğü arasındaki gerilimi gösteren bir örnek. Atatürk'ün kişiliğini koruyan yasal düzenleme, o dönemin şartlarında genç devletin otoritesini koruma amacı taşıyordu. Ama bu davada mahkûmiyet, kanıtların tartışmalı olduğu ve kişisel anlaşmazlıkların rol oynadığı bir ihbara dayanıyordu.

Bu hikâyenin bir başka yüzü de var. Sabahattin Ali, Cumhuriyet'in onuncu yılı affıyla serbest kaldı; birkaç ay içinde yeniden devlet görevine alındı ve sonraki on yılda en önemli eserlerini verdi. Atatürk'ün onayıyla göreve dönüşü, devletin bir yazarı kaybetmek yerine onu yeniden kazanmayı tercih ettiğini gösteriyor.

Sinop'ta bir sandığın üzerinde yazılan satırlar, bugün Türk edebiyatının en sevilen şiirleri arasında. Hapishane, Sabahattin Ali'yi susturmadı; aksine onun edebiyatına derinlik kazandırdı. Bu dava, bir yazarın hayatındaki en zor dönemin bile nasıl kalıcı bir sanata dönüşebileceğinin çarpıcı bir örneği olarak hatırlanmayı hak ediyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap