İçeriğe geç
Giriş yap
0

Zeki Velidi Togan ve 1932 Türk Tarih Kongresi: İç deniz tartışması ve Viyana'ya giden profesör

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir kongrede yükselen itiraz

Temmuz 1932'de Ankara Halkevi'nde Birinci Türk Tarih Kongresi toplandı. Kongre, Atatürk'ün desteklediği yeni tarih anlayışının, sonradan "Türk Tarih Tezi" diye anılacak görüşlerin geniş bir dinleyici kitlesine sunulduğu bir toplantıydı. Öğretmenler, akademisyenler ve devlet adamları salonu dolduruyordu.

Kongrenin günlerinden birinde, tıp doktoru ve milletvekili Reşit Galip, Orta Asya'da eski çağlarda bir iç deniz bulunduğunu ve bu denizin kurumasıyla Türklerin dünyanın dört bir yanına göç ettiğini anlatan bir tebliğ sundu. Söz alan dinleyicilerden biri, bu görüşü bilimsel gerekçelerle eleştirdi. Bu kişi, Orta Asya tarihinin dünyadaki sayılı uzmanlarından biri olan Zeki Velidi Togan'dı. Bu eleştiri, Togan'ın hayatının yönünü değiştirdi. Bu yazıda Başkurt asıllı tarihçinin hayatını ve 1932'de yaşananları anlatıyoruz.
Zeki Velidi Togan portresi
Zeki Velidi Togan portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 10 Aralık 1890 Başkurdistan'da Küzen köyünde doğum; 1909 Kazan'da Kasımiye Medresesi'nde öğretmenlik; 1911 "Türk ve Tatar Tarihi"; 1913-1914 Fergana ve Buhara araştırmaları; 1917 Başkurdistan özerkliği; 1920-1923 Türkistan'da mücadele; 1923 Meşhed'de İbn Fadlan seyahatnamesinin bulunması; 20 Mayıs 1925 Türkiye'ye geliş; 1927 İstanbul Darülfünunu'nda Türk tarihi; 2-11 Temmuz 1932 Birinci Türk Tarih Kongresi; 8 Temmuz 1932 istifa; 1935 Viyana'da doktora; 1935-1939 Bonn ve Göttingen; 1939 Türkiye'ye dönüş; 1944-1947 yargılanma ve beraat; 1951 Müsteşrikler Kongresi başkanlığı; 26 Temmuz 1970 İstanbul'da ölüm.

Başkurt bozkırından Kazan'a

Ahmet Zeki Velidi, 10 Aralık 1890'da Başkurdistan'daki Küzen köyünde doğdu. İlk eğitimini medresede aldı; aynı zamanda özel Rusça dersleri gördü, öğretmen olan annesinden Farsça öğrendi. 1902'de dayısının medresesine gitti ve Arapçasını geliştirdi. 1908'de köyünden ayrılarak Kazan'a geldi; burada Türkolog Nikolay Katanov gibi bilginlerle tanıştı.

1909'da Kazan'daki Kasımiye Medresesi'nde Türk tarihi ve Arap edebiyatı tarihi öğretmeni oldu. 1911 sonunda yayımladığı "Türk ve Tatar Tarihi" ile tanındı ve Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti'ne üye seçildi. 1913'te Fergana'ya, 1914'te Buhara'ya araştırma gezileri yaptı. Fergana'da Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilig"inin bir el yazması nüshasını buldu.

Devrim ve bağımsızlık mücadelesi

1917'de Rusya'da devrim patlak verince Zeki Velidi siyasete atıldı. Aralık 1917'de Orenburg'da toplanan Başkurt kurultayında Başkurdistan'ın özerkliği ilan edildi ve o bu hareketin önderlerinden biri oldu. Bolşevikler tarafından tutuklandı, hapisten kaçtı ve Başkurt hükûmetinde askerî işlerden sorumlu oldu. Lenin, Stalin ve Troçki ile defalarca görüştü; ama verilen sözlerin tutulmadığını görünce Türkistan'a geçti.

1920-1923 arasında Türkistan'da Sovyet yönetimine karşı direnen gruplar arasında yer aldı. Direnişin sona ermesi üzerine Şubat 1923'te İran'a geçti. Meşhed'deki bir kütüphanede, o güne kadar metni bilinmeyen ve Türk tarihine ışık tutan İbn Fadlan seyahatnamesinin el yazmasını buldu. Bu, onun bilim dünyasındaki şöhretini pekiştiren bir keşif oldu.

Ankara'nın daveti

Avrupa'nın Paris, Londra ve Berlin gibi merkezlerindeki pek çok Orta Asya uzmanı onunla çalışmak istiyordu. Ama Togan, Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Fuat Köprülü, Rıza Nur ve Yusuf Akçura'nın girişimleriyle Türkiye'den gelen daveti kabul etti. 20 Mayıs 1925'te Türkiye'ye geldi ve Türk vatandaşı oldu.

Önce Maarif Vekâleti'nin Telif ve Tercüme Encümeni'nde görev aldı. Ankara'nın o yıllarda kütüphane imkânları sınırlı olduğu için kendi isteğiyle İstanbul Darülfünunu'na geçti ve 1927'den itibaren Türk tarihi dersleri verdi. İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde yoğun bir el yazması taraması başlattı. Türkiye'ye gelişinde Katanov'un kütüphanesinin Türkiye'ye gönderilmesine de aracılık etmişti; bu kitaplar sonradan İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü'nün çekirdeğini oluşturdu.
Zeki Velidi Togan İstanbul Darülfünunu'nda ders verirken, 1927
Zeki Velidi Togan İstanbul Darülfünunu'nda ders verirken, 1927Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Soyadı Kanunu'ndan sonra aldığı "Togan" soyadı, Başkurtçada "doğan" anlamına gelir. Rusya'daki yıllarında "Validov" soyadını kullanıyordu. Togan, kendi kimliğini Türkiye'de bu soyadıyla, Başkurt köklerini hatırlatan bir kelimeyle sürdürdü.

Temmuz 1932: Ankara Halkevi

Birinci Türk Tarih Kongresi, 2-11 Temmuz 1932 tarihleri arasında Ankara Halkevi'nde toplandı. Kongrenin amacı, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin hazırladığı yeni tarih anlayışını öğretmenlere ve kamuoyuna tanıtmaktı. Bu anlayış, Türklerin tarihini Osmanlı ve İslam dönemiyle sınırlamayan, Orta Asya'dan başlayan ve dünya medeniyetlerine katkıyı öne çıkaran bir çerçeve sunuyordu.

Reşit Galip'in Orta Asya iç denizi üzerine sunduğu tebliğ, bu çerçevenin bir parçasıydı. Togan, yaptığı konuşmada tebliğin dayandığı bilimsel verilerin yetersiz olduğunu ve iddiaların jeoloji ve tarih bilgisiyle uyuşmadığını anlattı. Bu eleştiri, kongrenin havası içinde sert bir tepkiyle karşılandı; Togan aleyhine bir kamuoyu oluştu.
Zeki Velidi Togan'ın kabri
Zeki Velidi Togan'ın kabriGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Tereqeme. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Togan'ın 1932'deki eleştirisi, yeni tarih anlayışını bütünüyle reddeden bir tutum değildi; o da Türk tarihinin Orta Asya'dan başlayarak geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini savunan bir tarihçiydi. İtirazı, belirli iddiaların bilimsel dayanağına yönelikti. Bu ayrım, 1932 tartışmasının doğru anlaşılması için önemlidir.

Viyana, Bonn ve Göttingen

Kongrenin ardından kendisine karşı oluşan olumsuz tutum üzerine Togan, 8 Temmuz 1932'de Darülfünun'daki görevinden istifa etti ve Viyana'ya gitti. Viyana Üniversitesi'nde İbn Fadlan seyahatnamesi üzerine doktora çalışmasını 1935'te tamamladı. Ardından 1935-1937 arasında Bonn Üniversitesi'nde, 1938'de Göttingen Üniversitesi'nde ders verdi.

Avrupa yılları, Togan'ın uluslararası akademik çevrelerdeki yerini sağlamlaştırdı. İbn Fadlan seyahatnamesinin yayımı, Orta Asya ve Volga havzasının erken ortaçağ tarihi için vazgeçilmez bir kaynak haline geldi.

Yücel'in daveti ve dönüş

1939'da Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'in daveti üzerine Türkiye'ye döndü ve İstanbul Üniversitesi'nde Umumi Türk Tarihi Kürsüsü'nü kurdu. Bu dönüş, Atatürk'ün ölümünden sonraki dönemde bilim insanlarına yönelik daha uzlaşmacı bir yaklaşımın göstergesiydi.

1944'te, İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında, Turancılık davası kapsamında tutuklandı ve yargılandı. Mart 1945'te on yıl hapis cezasına çarptırıldı; ancak askerî yargıtay kararı bozdu ve yeniden yargılamada beraat etti. 1948'de üniversitedeki görevine döndü ve ölümüne kadar orada kaldı. 1951'de İstanbul'da toplanan XXI. Müsteşrikler Kongresi'ne başkanlık etti; 1953'te İslam Tetkikleri Enstitüsü'nü kurdu. 1967'de Manchester Üniversitesi ona fahri doktora verdi. 26 Temmuz 1970'te İstanbul'da öldü.

Bilimin bağımsızlığı üzerine bir ders

Zeki Velidi Togan'ın 1932'de yaşadıkları, Cumhuriyet'in ilk yıllarında tarih yazımı ile siyaset arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösteriyor. Yeni tarih anlayışı, Osmanlı'nın yıkıntıları arasından doğan bir milletin kendine güven duymasını amaçlıyordu. Bu amaç, o yılların şartlarında anlaşılır bir ihtiyaçtı. Ama bazı iddialar, bilimsel kanıtların ötesine geçiyordu.

Togan'ın itirazı, bilim insanının görevinin kanıtlara sadık kalmak olduğunu hatırlatan bir tavırdı. Bu tavrın ona maliyeti ağır oldu; ülkesini, kürsüsünü ve öğrencilerini bırakıp Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı. Ancak birkaç yıl içinde Türk Tarih Kurumu da araştırmalarını daha sağlam bilimsel dayanaklar üzerine kurmaya yöneldi; kazılar, belgeler ve uzman tarihçiler öne çıktı.

1939'da Türkiye'ye davet edilmesi, devletin bu deneyimden ders çıkardığını gösteriyor. Togan'ın sonraki kırk yıllık çalışması, Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda saygınlık kazanmasına büyük katkı sağladı. Onun hikâyesi, bilimsel eleştirinin bazen yalnız bırakılsa da uzun vadede kazandığını gösteren bir örnek olarak okunabilir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap