İçeriğe geç
Giriş yap
0

Amasya Antlaşması (1555): Osmanlı-Safevî barışı, şartları ve tarih tartışmaları

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt14 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Amasya Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Safevî İran'ı arasında 1555 baharında Amasya'da varılan ve iki devlet arasındaki ilk resmî barış olarak kabul edilen antlaşmadır. Türk ve Batı literatürü tarih olarak 29 Mayıs 1555'i verir. Antlaşma, Kanuni Sultan Süleyman ile Şah I. Tahmasb arasındaki 1532–1555 savaşlarını sona erdirdi ve Bağdat ile Irak'ın büyük kısmının Osmanlı yönetiminde kaldığını fiilen kabul ettirdi.
Safevî Şahı I. Tahmasb'ı gösteren 1575 dolaylarına ait resim
Safevî Şahı I. Tahmasb'ı gösteren 1575 dolaylarına ait resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Artist circa 1575. Dosya sayfası

Arka plan: Nahcıvan Seferi

Türk literatüründe maddeyi yazan İlhan Şahin ve Safevîlerin Tebriz Seferi'nden sonra Osmanlı sınırlarına ve Doğu Anadolu'ya yaptığı akınlar Kanuni'yi yeni bir İran seferine çıkmak zorunda bıraktı. "Nahcıvan Seferi" adı verilen bu harekâtta iki taraf arasında önemli bir savaş olmadı. Kanuni'nin başındaki ordu, Tahmasb'ın Doğu anadoluAnadolu'da yaptığı yağma ve tahribin öcünü almak için Nahcıvan'a kadar ilerledi.

Tahmasb, Osmanlı ordusunun gücüne karşı başarılı olamayacağını bildiği için karşısına çıkmadı. Şahin ve Safevîler ordunun geçeceği yerleri yakıp yıkma, suları zehirleme, halkı göç ettirme ve tek bir yeşil ot bırakmama gibi pasif bir direniş uyguladı. Yiyecek sıkıntısı çeken ve kışın yaklaşmasıyla zorlanan Osmanlı ordusu, baharda yeniden sefere çıkmak üzere Nahcıvan'dan ayrıldı.

Mütarekeden barışa

Kanuni Erzurum'dayken Safevî elçisi Kaçar Şahkulu gelerek Tahmasb'ın mütareke isteğini iletti ve bu istek 26 Eylül 1554'te kabul edildi. Şahin ve yazışmalarda Osmanlıların Safevîlerce kutsal sayılan "Erdebil Ocağı"nı tahrip edeceklerine dair tehditleri ve Kanuni'nin Amasya'da kışlaması Tahmasb'ı telaşlandırdı ve onu barış istemeye yöneltti.

Şahın eşik ağası Ferruhzâd Bey, 17 Mayıs 1555'te yüzü aşkın maiyetiyle Amasya'ya geldi ve 22 Mayıs'ta divanda kabul edilerek şahın hediyelerini ve barış isteyen mektubunu sundu. Tahmasb bu mektupta barış yolunun daima açık kalmasını, iyi ilişkiler kurulmasını ve Kâbe ile diğer kutsal yerleri ziyaret edecek İranlı hacıların Osmanlı topraklarından geçmesine izin verilmesini istiyordu. Kanuni'nin bu istekleri olumlu karşılayan ve antlaşma şartlarını belirleyen mektubu 1 Haziran'da yeniden divana çağrılan elçiye verildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Antlaşmanın tarihi ve biçimi konusunda kaynaklar farklı vurgular yapar. Türk ve Batı literatürü 29 Mayıs 1555 tarihini verir. Türk literatürü ise elçinin 22 Mayıs'ta kabul edildiğini, antlaşmanın esaslarını belirleyen Kanuni mektubunun 1 Haziran'da elçiye verildiğini yazar ve antlaşmanın "esasen bu mektuba dayandığını" belirtir. Araştırmamız ayrıca Amasya Antlaşması'nın "tam bir antlaşma vasfını taşımadığını", iki hükümdarın karşılıklı dostluk dileklerinden ibaret gibi göründüğünü öne çıkarıyor. Bu nedenle "imza tarihi" ifadesi, belgenin niteliği düşünülerek dikkatle kullanılmalıdır.

Antlaşmanın esasları

Şahin ve antlaşmanın esasını üç ana nokta oluşturdu:
  • İran'da yalnızca Hz. Ali'yi meşru halife sayan aşırı Şiî çevrelerin diğer üç halifeyi, sahabeyi ve Hz. Âişe'yi lanetlemelerini bir merasime dönüştüren Teberrâîlikin yasaklanmasına dair elçinin verdiği teminatın gerçekleşmesinin umulması;
  • karşı taraftan saldırı olmadıkça Osmanlı hudut beylerinin İran'a karşı harekete geçmemesi;
  • İranlı hacıların kutsal yerleri ziyaret için Osmanlı topraklarından geçmesine izin verilmesi.
Antlaşma, Basra, Bağdat, Şehrizor, Van, Bitlis, Erzurum, Kars ve Atabegler yurdu (Samtskhe) üzerindeki Osmanlı hâkimiyetinin Safevîlerce tanınması anlamına geliyordu. Araştırmamız, sınırın doğu ve batı Gürcistan'ı ayıran dağlardan, Ermenistan'dan ve Zagros dağlarının batı yamaçlarından basraBasra Körfezi'ne uzandığını; Batı Ermenistan ile batı Gürcistan'ın Osmanlılara, Doğu Ermenistan ile doğu Gürcistan'ın Safevîlere kaldığını gösteriyor. Safevîler eski başkentleri Tebriz'i ve Kafkasya'daki kuzeybatı topraklarını korudu.
Amasya'da Yeşilırmak kıyısı
Amasya'da Yeşilırmak kıyısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Kars'ın durumu kaynaklarda farklı aktarılır. Araştırmamız, Kars'ı Osmanlı hâkimiyetinin Safevîlerce tanındığı yerler arasında sayıyor. Batı literatürü ise Doğu Anadolu'da Erzurum, Şehrizor ve Van gibi tampon bölgeler oluşturulduğunu, Kars'ın tarafsız ilan edildiğini ve mevcut kalesinin yıkıldığını yazar. Araştırmamız ayrıca hacıların yalnızca Mekke ve Medine'ye değil, Osmanlı Irak'ındaki Şiî ziyaret yerlerine de gidebileceğini gösteriyor. Teberrâîliğin sona erdirilmesi şartını Batı literatürü Tahmasb için "küçük düşürücü" sayarken Türk literatürü bu konuda elçinin verdiği teminatın gerçekleşmesinin "umulduğu" ifadesini kullanır; yani şart kesin bir yükümlülükten çok bir beklenti olarak kayda geçmiştir.

Barışın süresi

Amasya Antlaşması, Tahmasb'ın ölümünden sonra II. İsmâil'in tahta geçmesine kadar yaklaşık yirmi beş yıl yürürlükte kaldı. Batı literatürü ise antlaşmayı "yirmi yıllık barış"ın izlediğini yazar. Türk literatürünün giriş bölümü yaklaşık 20 yıl, "Kalıcılığı ve önemi" bölümü ise yaklaşık yirmi beş yıl der. Tahmasb'ın saltanatının 1576'da sona erdiği ve yeni Osmanlı-Safevî savaşının 1578'de başladığı düşünülürse, iki rakam farklı başlangıç ve bitiş noktalarının seçilmesinden kaynaklanır.
Tarih notu
Kronoloji:
1532–1555: Osmanlı-Safevî savaşları (Irakeyn, Tebriz ve Nahcıvan seferleri).
1553–1554: Nahcıvan Seferi.
26 Eylül 1554: Erzurum'da mütareke isteği kabul edilir.
1554–1555 kışı: Kanuni Amasya'da kışlar.
17 Mayıs 1555: Ferruhzâd Bey Amasya'ya gelir.
22 Mayıs 1555: Elçi divanda kabul edilir.
29 Mayıs 1555: yaygın olarak verilen antlaşma tarihi.
1 Haziran 1555: Kanuni'nin şartları belirleyen mektubu elçiye verilir.
1576–1578: Tahmasb'ın ölümü ve yeni savaşın başlaması.

Tanıklar ve kaynaklar

Türk literatürünün bibliyografyası, antlaşma döneminde Amasya'da bulunan Habsburg elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq'in Türk Mektupları ile Hans Dernschwam'ın seyahat günlüğünü, Celâlzâde Mustafa'nın Tabakātü'l-memâlik'ini ve Feridun Ahmed Bey'in Münşeâtü's-selâtîn'ini içerir. Araştırmamız ayrıca antlaşma sırasında Kanuni'nin Safevî elçisini kabulünü gösteren bir minyatürün Ârifî Fethullah Çelebi'nin Şehnâme-i Âl-i Osmân'ında (TSMK, Hazine 1517) bulunduğunu gösteriyor. Batı literatürünün önerdiği okumalar arasında Zahit Atçıl'ın 2019'da Turkish Historical Review'da yayımlanan ve 1555 antlaşmasının arka planını savaşın bir diplomasi aracı olarak kullanılması açısından inceleyen makalesi ile Encyclopaedia Iranica'daki "Amasya, Peace of" maddesi yer alır.
Ek bilgi
Sonraki antlaşmalarla ilişki: Türk ve Batı literatürü, Kafkasya'nın kesin olarak paylaşılmasının ve Mezopotamya'nın Osmanlılara bırakılmasının ancak 1639'da Kasr-ı Şirin (Zuhab) Antlaşması ile gerçekleştiğini belirtir. Araştırmamız da Kasr-ı Şirin'i bugünkü Türkiye-İran doğu sınırını belirleyen antlaşma olarak tanımlıyor. Bu bakımdan Amasya, kalıcı sınırın değil, sonraki düzenlemelerin ilk çerçevesini çizmiştir.

Değerlendirme

Amasya Antlaşması, Osmanlıların doğuda uzun süredir devam eden çatışmayı bir dostluk mektuplaşmasıyla da olsa çerçeveye bağladığı ilk barıştır. Bağdat ve Irak'ın Osmanlı yönetiminde kalması, Kanuni'nin Avrupa ve Akdeniz'e yönelmesine imkân verdi; Safevîler ise Tebriz ve Kafkasya'daki varlıklarını korudu. Antlaşmanın dinî şartları, iki devlet arasındaki rekabetin yalnızca toprak değil, meşruiyet ve mezhep boyutu taşıdığını da gösterir.

Amasya barışı: büyük resimde yeri

Amasya Antlaşması, Osmanlı ile Safevîler arasında yazılı bir sınır ve barış düzeninin ilk örneğidir. Bize göre önemi, iki devletin birbirini ortadan kaldıramayacağını kabul etmesindedir. Barış yirmi yılı aşkın sürdü ve her iki taraf da bu sürede başka cephelere yöneldi. Tarih tartışmaları ise aynı belgenin farklı takvimlerle kaydedilmesinin bugün bile karışıklık yaratabildiğini hatırlatıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap