İçeriğe geç
Giriş yap
0

Hamiyet Yüceses: Soyadını Sadettin Kaynak'ın verdiği ses ve Atılay faciası

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

On bir yaşında sahnede

Hamiyet Yüceses, Türk sanat musikisinin en güçlü seslerinden biriydi. Beş yüze yakın taş plak doldurdu, İstanbul'un en ünlü gazinolarında başsolist olarak sahneye çıktı, radyoda yıllarca konser verdi. Söylediği "Bakmıyor Çeşm-i Siyah", satış rekorları kıran plaklar arasına girdi.

Hayatı, Cumhuriyet'in ilk yıllarının iki önemli olayıyla da kesişir. Soyadı Kanunu çıktığında, sesine hayran olan besteciler ona "Yüceses" soyadını önerdi. 1942'de ise Türk denizcilik tarihinin büyük acılarından biri olan Atılay faciasında eşini kaybetti. Bu yazıda yoksul bir çocukluktan şöhrete uzanan bu hayatı anlatıyoruz.
Akşam gazetesinin 6 Ocak 1950 tarihli sayısında Hamiyet Yüceses
Akşam gazetesinin 6 Ocak 1950 tarihli sayısında Hamiyet YücesesGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Akşam Gazetesi. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1915 İstanbul'da doğum; 1927 on bir yaşında ilk sahne; Anadolu turneleri ve Gaziantep yılları; 1932 başı İstanbul'a dönüş ve Londra Birahanesi; 1934 Soyadı Kanunu ile "Yüceses" soyadı; 1940 Fethi Bey ile evlilik; 14 Temmuz 1942 TCG Atılay'ın batışı; 1944 Kemal Mollaoğlu ile evlilik; 1949 "Bakmıyor Çeşm-i Siyah" plağı; 1950-1956 İstanbul Belediye Konservatuvarı icra heyeti; 1956 Osman Sabuncu ile evlilik; 10 Temmuz 1996 ölüm.

Yoksulluk ve Anadolu sahneleri

Hamiyet 1915'te İstanbul'da, marpuç tüccarı Halil Efendi ile Kadriye Hanım'ın kızı olarak doğdu. Fatih'te bir sıbyan mektebinde okudu. Mahallede sesinin güzelliğiyle tanındı; Hafız Burhan'ın hayranıydı. Babasının işleri bozulup aile yoksulluğa düşünce, on bir yaşında, 1927'de sahnede şarkı söylemeye başladı.

Dört beş yıl boyunca Anadolu'nun pek çok şehrinde çalıştı. En uzun kaldığı yer Gaziantep oldu; şehrin halkı onu kendilerinden biri gibi benimsedi ve gitmesini istemedi. Ama şöhreti İstanbul'a ulaşmıştı ve 1932 başında İstanbul'a döndü.

Gazinolar, plaklar ve radyo

İstanbul'da Beyoğlu'ndaki ünlü Londra Birahanesi'nde, Safiye Ayla'nın kadrosunda sahneye çıkarak başladı. Kış aylarında birahanede, yaz aylarında Maçka'daki açık hava eğlence yeri Küçükçiftlik'te şarkı söyledi. Bu yıllarda Selahattin Pınar, Sadettin Kaynak, Yesari Asım Arsoy, Mustafa Nafiz Irmak ve Artaki Candan gibi ustalardan ders aldı.

Sahibinin Sesi, Columbia ve Odeon şirketlerine plaklar doldurdu. Büyük Postane binasının üst katındaki İstanbul Radyosu'nda düzenli programlara çıktı. Sadettin Kaynak, onun sesine göre eserler besteledi: "Kirpiklerinin Gölgesi", "Kalplerden Dudaklara" ve "Yasemen" bu eserlerden bazılarıdır. Bu plaklar dönemin satış rekorlarını kırdı.
TCG Atılay denizaltısı, 1939
TCG Atılay denizaltısı, 1939Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: NA. Dosya sayfası
Ek bilgi
1934'te Soyadı Kanunu yürürlüğe girdiğinde, Hamiyet Hanım'ın soyadını onun hocaları belirledi. Sadettin Kaynak ve Selahattin Pınar'ın ısrarlı önerisiyle "Yüceses" soyadını aldı. Soyadı Kanunu döneminde pek çok sanatçının soyadı, mesleğini ya da yeteneğini anlatan kelimelerden seçildi; Yüceses bunun en güzel örneklerinden biridir.

14 Temmuz 1942: Atılay

1940'ta deniz astsubayı Fethi Bey ile evlendi. İki yıl sonra, 14 Temmuz 1942'de, Türk Deniz Kuvvetleri'nin denizaltısı TCG Atılay Çanakkale Boğazı açıklarında battı. Denizaltının mürettebatı arasında Fethi Bey de vardı.

Atılay, 1939'da Türk donanmasına katılmış bir denizaltıydı. Batışı, Türk denizcilik tarihinin en acı olaylarından biri olarak hatırlanır. Hamiyet Yüceses, bu kaybın ardından Dede Efendi'nin "Gitti de Gelmeyiverdi" şarkısını derin bir hüzünle okudu. Şarkı o kadar sevildi ve onun adıyla öyle özdeşleşti ki pek çok dinleyici eserin ona ait olduğunu düşündü.
Hamiyet Yüceses Sabuncu'nun kabri
Hamiyet Yüceses Sabuncu'nun kabriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Zafer. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
TCG Atılay'ın batışında hayatını kaybeden denizciler bugün de anılmaktadır. Hamiyet Yüceses'in "Gitti de Gelmeyiverdi" yorumu, bu acının sanata yansıyan en tanınmış izlerinden biridir. Şarkının bestecisi ise 18. ve 19. yüzyılda yaşamış büyük besteci Hammamizade İsmail Dede Efendi'dir.

"Makber" ve "Bakmıyor Çeşm-i Siyah"

Hamiyet Yüceses'in şöhreti, Abdülhak Hamit Tarhan'ın sözlerini yazdığı, Mehmed Baha Pars'ın bestelediği ve okunması çok zor bir eser olan "Makber" ile daha da arttı. 1946'da Hacı Arif Bey'in "Bakmıyor Çeşm-i Siyah" şarkısını araya bir gazel ekleyerek okuması büyük ilgi çekti. 1949'da bu şarkıyı Odeon için plağa okudu ve plak dönemin en çok satanları arasına girdi.

1944'te Kemal Mollaoğlu ile evlendi; bu evlilik 1955 sonunda bitti. 1950-1956 arasında İstanbul Belediye Konservatuvarı'nın Türk musikisi icra heyetinde görev yaptı. 1949'da açılan yeni İstanbul Radyosu'nda 1953 sonuna kadar program yaptı. 1950'de radyodan aldığı ücreti üniversite öğrencilerine bağışladı; Üniversite Talebe Birliği'nin düzenlediği edebiyat yarışmasında "Hamiyet Mükâfatı" adıyla ödüller verildi.

Radyonun altın çağı

Hamiyet Yüceses'in kariyeri, Türkiye'de radyonun bir kitle iletişim aracına dönüştüğü yıllarla birlikte yükseldi. İstanbul'da ilk radyo yayınları 1927'de Sirkeci'deki Büyük Postane binasından başlamıştı. 1930'larda radyo cihazı hâlâ pahalıydı ve çoğu dinleyici yayınları kahvehanelerde, kulüplerde ya da komşularının evinde dinliyordu. Buna rağmen radyo konserleri kısa sürede şehrin ortak gündemine girdi.

Hamiyet Yüceses, bu yayınların en sevilen seslerinden biriydi. Taş plaklar ise sesin evlere girmesinin öteki yoluydu. Gramofon sahibi aileler, onun yeni plaklarını çıktığı gün almak için sıraya girerdi. Kristal Gazinosu'nda "Bakmıyor Çeşm-i Siyah"ı söylediği gecelerde Taksim'de kalabalığın gazinonun önünde toplandığı anlatılır.

1949'da Harbiye'de açılan yeni İstanbul Radyosu binası, daha güçlü vericisi ve geniş stüdyolarıyla yeni bir dönemi başlattı. Hamiyet Yüceses bu radyonun ilk yıllarında da düzenli programlar yaptı. Radyonun, plağın ve gazinonun birlikte oluşturduğu bu musiki dünyası, televizyondan önceki Türkiye'nin en büyük eğlence ve kültür ortamıydı.

Sahneden beyazperdeye

1956'da sahnede söylediği bir şarkı, onu genç bir tıp öğrencisi olan Osman Sabuncu ile tanıştırdı ve kırk yıl sürecek bir evlilik başladı. "Efsuncu Baba", "Kanun Namına", "İncili Çavuş" ve "Saz ve Caz" gibi filmlerde şarkı söylerken göründü. Suriye, Lübnan, Kıbrıs, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde konserler verdi, BBC radyosunda program yaptı. 10 Temmuz 1996'da öldü.

Bir sesin taşıdığı hafıza

Hamiyet Yüceses'in hikâyesi, yalnızca bir sanatçının başarı öyküsü değil; Cumhuriyet'in ilk on yıllarının toplumsal hafızasının da bir parçası. Yoksul bir ailenin kızı olarak Anadolu'nun sahnelerinde başlayan kariyeri, İstanbul'un en büyük gazinolarına ve radyosuna uzandı. Bu yükselişte yeteneği kadar, dönemin büyük bestecilerinin ona duyduğu güven de belirleyiciydi.

Soyadı Kanunu ile aldığı "Yüceses" soyadı, onun sesine duyulan hayranlığın resmî bir belgesi gibidir. Atılay faciasında eşini kaybetmesi ise kişisel bir acıyı bütün bir ülkenin yasıyla birleştirdi. "Gitti de Gelmeyiverdi"yi o yıllarda dinleyenler, bu şarkıda yalnızca bir kadının değil, denizde kaybolan bütün denizcilerin hikâyesini duydular.

Radyodan aldığı ücreti öğrencilere bağışlaması, onun sanatı toplumla paylaşma anlayışının bir göstergesiydi. Bugün plakları dinlendiğinde, sesinin gücü kadar o sesin taşıdığı yılların hatırası da dinleyiciye ulaşıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap