Bir başyazının açtığı yol
11 Nisan 1911'de Selanik'te çıkan Genç Kalemler dergisinde imzasız bir başyazı yayımlandı. Başlığı "Yeni Lisan"dı. Yazı, Türkçenin Arapça ve Farsça kurallarından arındırılmasını, İstanbul Türkçesinin yazı dili olarak benimsenmesini ve edebiyatın halkın anlayacağı bir dille yazılmasını savunuyordu. Bu yazının sahibi, o yıllarda henüz askerlikten yeni ayrılmış genç bir subay olan Ömer Seyfettin'di.Ömer Seyfettin, Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu isimlerinden biridir. Otuz altı yıllık kısa hayatına yüzlerce hikâye sığdırdı. "Kaşağı", "Pembe İncili Kaftan", "Diyet", "Forsa", "Kesik Bıyık" gibi hikâyeleri Cumhuriyet'in ilk kuşaklarından itibaren okul kitaplarının değişmez parçası oldu. Bu yazıda onun askerlikten edebiyata uzanan yolunu ve dil tartışmasındaki yerini anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 11 Mart 1884 Gönen'de doğum; 1896 Kuleli Askerî İdadisi, ardından Edirne Askerî İdadisi; 1900 Mekteb-i Harbiye; 13 Nisan 1902 ilk hikâyesi "Tenezzüh"; 1903 ivedi mezuniyet ve Makedonya'da görev; 1906 İzmir Jandarma Okulu öğretmenliği; 1909 Selanik'te Üçüncü Ordu; 1910 askerlikten ayrılış; 11 Nisan 1911 "Yeni Lisan" başyazısı; 14 Eylül 1912 Balkan Savaşı için yeniden orduya katılış; 20 Ocak 1913 Yanya önünde esaret; 17 Aralık 1913 İstanbul'a dönüş; 23 Şubat 1914 askerlikten ikinci istifa; 1915 Çanakkale cephesine aydınlar gezisi; 6 Mart 1920 İstanbul'da ölüm; 23 Ağustos 1939 kabrinin Zincirlikuyu'ya nakli.
Gönen'den Harbiye'ye
Ömer Seyfettin 11 Mart 1884'te, babası binbaşı Ömer Şevki Bey'in görevli olduğu Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğdu. Annesi Fatma Hanım'dı. Babasının tayinleriyle İnebolu ve Ayancık'ı gördükten sonra aile İstanbul'a, dedesinin Kocamustafapaşa'daki konağına yerleşti.Askerî okullarda okudu. 1896'da Kuleli Askerî İdadisi'ne yazıldı, ardından Edirne Askerî İdadisi'ne geçti ve öğrenimini burada arkadaşı Enis Avni (sonradan Aka Gündüz adıyla tanınacak yazar) ile birlikte sürdürdü. İlk şiirlerini Edirne'de yazdı. 1900'de Mekteb-i Harbiye'ye girdi. İlk hikâyesi "Tenezzüh", 13 Nisan 1902'de Sabah dergisinde yayımlandı.
1903'te Makedonya'da çıkan ayaklanma üzerine Harbiye'nin son sınıfı ivedi bir mezuniyetle bölgeye gönderildi. On dokuz yaşındaki teğmen Ömer Seyfettin, Selanik ve Manastır çevresinde, Pirlepe'de görev yaptı ve iki liyakat madalyası aldı. 1906'da İzmir'deki Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı. İzmir yılları onun düşünce dünyası için belirleyici oldu; burada sade ve ulusal bir dille yazılacak edebiyat fikriyle tanıştı.
Balkan köylerinden Selanik'e
1909'da Selanik'teki Üçüncü Ordu'ya bağlı olarak Balkanların sınır köylerinde, çete takibinde görev yaptı. Razlık kasabasına bağlı Yakorit köyünde bölük komutanıydı. "Bomba", "Beyaz Lâle" gibi hikâyeleri bu yılların izlenimlerinden doğdu. Arkadaşı Ali Canip'e Yakorit'ten yazdığı mektupta dil üzerine görüşlerini topladı; bu mektup Yeni Lisan hareketinin başlangıç belgelerinden biri sayılır.1910'da Ziya Gökalp'in teşvikiyle askerlikten ayrıldı ve Selanik'e yerleşti. Burada çıkan Hüsün ve Şiir dergisinin adı Genç Kalemler olarak değiştirildi. 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in imzasız başyazısı "Yeni Lisan" bu dergide yayımlandı. Ali Canip (Yöntem) ve Ziya Gökalp ile birlikte yürütülen hareket, kısa sürede İstanbul basınında da tartışılır hâle geldi.

Ek bilgi
Yeni Lisan hareketinin önerileri arasında Arapça ve Farsça çoğul eklerinin ve tamlama kurallarının Türkçede kullanılmaması, Türkçeleşmiş yabancı kelimelerin halkın söyleyişiyle yazılması ve İstanbul ağzının yazı dili için ölçü alınması vardı. Bu öneriler, yirmi yıl sonra Cumhuriyet'in dil çalışmalarının da çıkış noktalarından biri oldu.
Esaret ve İstanbul yılları
Balkan Savaşı başlayınca Genç Kalemler kadrosu dağıldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı ve 14 Eylül 1912'de üsteğmen olarak Garp Ordusu'ndaki birliğine katıldı. Kumanova'da ve Yanya önlerinde savaştı. 20 Ocak 1913'te Yanya cephesinde esir düştü. Mora'daki Nafplio (Nafliyon) kasabasında yaklaşık on ay esir kaldı; 17 Aralık 1913'te İstanbul'a döndü. Esaret yıllarında bol okudu ve hikâyeler yazdı.23 Şubat 1914'te askerlikten ikinci kez istifa etti. Dârülmuallimîn'de okuma, Kabataş Sultanisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Türk Sözü dergisinin başyazarı oldu ve aynı yıl Darülfünun bünyesinde kurulan dil araştırma kuruluna seçildi. 1915'te Harbiye Nezareti'nin yazar ve sanatçılar için Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katıldı.
1917'den ölümüne kadar geçen üç yıl, en verimli dönemiydi. Kalamış'ta kiraladığı ve "Münferit Yalı" adını verdiği evde tek başına yaşadı, haftada en az bir hikâye yazmaya çalıştı. Bu kısa sürede yüzü aşkın hikâye yazdı. Yazıları Yeni Mecmua, Büyük Mecmua, Donanma ve Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gibi gazetelerde yayımlandı.
Ölüm ve çevresindeki söylenti
Şubat 1920'de hastalığı ağırlaştı ve Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. 6 Mart 1920'de, otuz altı yaşına girmeden öldü. Ölümünden sonra yapılan incelemede hastalığının şeker hastalığı olduğu anlaşıldı. Önce Kadıköy'deki Kuşdili Mahmutbaba Mezarlığı'na gömüldü. Bu mezarlığın kaldırılması gündeme gelince, Büyük Millet Meclisi kararıyla kabri 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığı'na nakledildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Ömer Seyfettin'in ölümünden sonra cenazesinin sahipsiz kaldığı ve tıp öğrencilerinin derslerinde kadavra olarak kullanıldığı yönünde bir anlatı uzun süre dolaştı. Bu anlatıya dayanak gösterilen fotoğrafın, 1890'larda Mekteb-i Tıbbiye'de çekilmiş bir kadavra görüntüsü olduğu anlaşılmıştır. Yakın arkadaşları Ali Canip Yöntem ve Halit Fahri Ozansoy, onu öldüğü gün hastanede ziyaret ettiklerini anlatmışlardır.
Bilim çağının hikâyecisi
Ömer Seyfettin, Tanzimat'tan beri süren modernleşme tartışmalarının içinde yetişti. İttihat ve Terakki kuşağının pozitivizme ve bilime duyduğu ilgi onun hikâyelerine de yansıdı. "Gizli Mabet" kitabında yer alan "Kesik Bıyık" ve "Pireler" hikâyeleri, dönemin aydınları arasında tartışılan evrim fikrini mizahi bir dille işler. Bu hikâyeler, onun yalnızca kahramanlık anlatılarının değil, toplumun alışkanlıklarıyla alay eden keskin bir gözlemcinin de yazarı olduğunu gösterir.Kızı Hatice Fahire, 20 Aralık 1916'da İttihat ve Terakki'nin önde gelenlerinden Dr. Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la yaptığı evlilikten doğdu. Eylül 1918'de sona eren bu evlilik ve savaşın yenilgiyle bitmesi, yazarın son yıllarını derinden etkiledi. Anadolu'da uzun yolculuklara çıkarak bu ağır havadan uzaklaşmaya çalıştı.
Cumhuriyet'in okul kitaplarında
Ömer Seyfettin Cumhuriyet'i göremedi; ama Cumhuriyet'in okulları onu her kuşağa yeniden tanıttı. Yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem'in 1935'te yayımlanan "Ömer Seyfettin ve Hayatı" kitabı ve ardından basılan toplu hikâyeler, onu Harf Devrimi sonrasında yeni alfabeyle okuma öğrenen gençlerin yazarı yaptı. Hikâyelerindeki sade dil, yeni alfabeyle okuma alışkanlığı kazandırmak için de elverişliydi.Dili sadeleştiren askerin mirası
Ömer Seyfettin'in önemini yalnızca hikâyelerinin sevilmesiyle açıklamak eksik kalır. O, Türkçenin yazı dili olarak halkın konuştuğu dile yaklaşması gerektiğini, bunu bir manifesto yazacak kadar açık bir dille savunan ilk kuşağın en verimli kalemiydi. "Yeni Lisan" yazısının ardından yazdığı yüzlerce hikâye, bu fikrin uygulamadaki karşılığıydı.Cumhuriyet döneminin Harf Devrimi ve dil çalışmaları, Ömer Seyfettin'in kuşağının açtığı tartışmanın devlet politikasına dönüşmesiydi. 1928'de yeni alfabe kabul edildiğinde, sade bir Türkçeyle yazılmış zengin bir hikâye birikimi zaten mevcuttu. Bu birikimin önemli bir kısmı onun imzasını taşıyordu.
Hikâyelerinin bir kısmı, Balkan savaşlarının acı izlenimlerini ve dönemin milliyetçi duygularını taşır. Bugün okurken bu metinleri yazıldıkları savaş yıllarının bağlamında değerlendirmek gerekir. Ama "Kaşağı"daki vicdan muhasebesi ya da "Pembe İncili Kaftan"daki onur duygusu, her kuşağa ayrı ayrı seslenmeye devam ediyor. Ömer Seyfettin, kısa ömrüne rağmen Türk okurunun en uzun soluklu dostlarından biri oldu.