Tütünün Osmanlı'daki hikâyesi
Tütün, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ekonomisinin en değerli ihraç ürünlerinden biri hâline gelmişti. Karadeniz, Ege ve Makedonya'da yetiştirilen şark tütünü, Avrupa'nın sigara fabrikalarında aranan bir hammaddeydi. Ancak bu değerli ürünün gelirleri, Osmanlı Devleti'nin dış borçları nedeniyle büyük ölçüde yabancı denetim altına girmişti.1879'da çıkarılan Rüsum-ı Sitte kararnamesiyle tuz, tütün, içki, ipek, pul ve balık vergileri, devletin alacaklılarına güvence olarak ayrıldı. 1881'de kurulan Düyun-u Umumiye idaresi bu gelirleri toplamaya başladı. 1883'te ise tütünün alımı, işlenmesi ve satışı, yabancı sermayeli bir şirkete, kısaca Reji denilen Osmanlı Tütün Rejisi'ne devredildi. Reji, yaklaşık kırk yıl boyunca imparatorluk içinde tütün ticaretinin tek hâkimi oldu.

Tarih notu
Kronoloji: 1862 tütün ithalatının yasaklanması ve ilk tekel düzenlemesi; 1879 Rüsum-ı Sitte kararnamesi; 1881 Düyun-u Umumiye'nin kuruluşu; 1883 Reji'nin faaliyete geçmesi; 1923 Lozan Barış Antlaşması; 1925 Reji'nin millîleştirilmesi; 1926 ispirto ve alkollü içkiler tekeli; 1932 İnhisarlar Umum Müdürlüğü; 1934 barut ve patlayıcı maddeler; 1939 bira; 1942 çay ve kahve.
Reji ve köylü
Reji döneminin en ağır yükünü tütün üreticisi taşıdı. Köylü, ürününü yalnızca Reji'ye ve Reji'nin belirlediği fiyattan satabiliyordu. Kaçak tütün satışını önlemek için kurulan silahlı muhafız birlikleri, tütün bölgelerinde köylülerle sık sık çatışmaya girdi. "Kaçakçı" ile "kolcu" arasındaki bu mücadele, Osmanlı'nın son döneminde Karadeniz ve Ege kasabalarının gündelik hayatının bir parçası oldu ve halk hikâyelerine kadar girdi.Reji'nin kârının büyük kısmı yabancı ortaklara ve Düyun-u Umumiye'ye gidiyordu. Bu nedenle tütün, Osmanlı'nın ekonomik bağımlılığının en görünür simgelerinden biri hâline geldi. Millî Mücadele'nin ekonomik bağımsızlık hedefi, doğrudan bu tablonun karşısında konumlanıyordu.
Lozan'dan sonra: Reji'nin millîleştirilmesi
Lozan Barış Antlaşması kapitülasyonları kaldırmış, ama Osmanlı'dan kalan borçların ve imtiyazların tasfiyesini ayrı düzenlemelere bırakmıştı. Reji'nin imtiyaz süresi 1920'lerin ortasında sona eriyordu. Cumhuriyet hükûmeti, imtiyazı yenilemek yerine tütünü devlet tekeline almaya karar verdi. 1925'te çıkarılan kanunla tütün tekeli devlete geçti ve Reji'nin tesisleri satın alındı.Böylece tütünün alımı, işlenmesi ve satışı ilk kez Türk devletinin elinde toplandı. Cibali ve Samsun'daki büyük fabrikalar, artık devletin işletmeleri olarak çalışmaya başladı. Üretici, ürününü yine tek bir alıcıya satıyordu; ama bu alıcı artık yabancı bir şirket değil, gelirini devlet bütçesine aktaran millî bir kurumdu.

Ek bilgi
Tekel kelimesi Türkçede "tek el" anlamından türemiştir ve bir malın üretimi ya da satışının tek bir elde toplanmasını anlatır. Osmanlıcada aynı kavram için Arapça kökenli "inhisar" kelimesi kullanılıyordu. Kurumun adı 1932'de İnhisarlar Umum Müdürlüğü olarak konmuş, sonraki yıllarda dilde sadeleşme akımıyla birlikte Tekel adı yaygınlaşmıştır.
1932: İnhisarlar Umum Müdürlüğü'nün kuruluşu
1920'lerin sonunda tütün, tuz, ispirto ve alkollü içkiler, kibrit ve barut gibi ürünlerin tekelleri farklı idareler ve şirketler tarafından yönetiliyordu. Bir kısmı devletin doğrudan işlettiği, bir kısmı ise imtiyazlı şirketlere devredilmiş tekellerdi. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, bu dağınık yapının devlet gelirleri açısından taşıdığı riski açıkça gösterdi.1932'de çıkarılan kanunla bu tekellerin yönetimi tek bir çatı altında toplandı ve İnhisarlar Umum Müdürlüğü kuruldu. Kurum, Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti'ne bağlı olarak çalışacaktı. Tütün, tuz ve alkollü içkiler aynı yıl bu çatının altına alındı. 1934'te barut ve patlayıcı maddeler, 1939'da bira, 1942'de çay ve kahve de tekel kapsamına girdi.
İnhisarlar idaresi, yalnızca vergi toplayan bir kurum değildi. Fabrikalar kurdu, depolar ve bayilik ağı oluşturdu, üreticiden ürün satın aldı ve kalite denetimi yaptı. Tuzlalarda üretim yöntemleri yenilendi, şarap ve rakı üretimi için tesisler açıldı. Bu yönüyle İnhisarlar, devletçilik politikasının sanayi alanındaki ilk büyük örneklerinden biri oldu.
Ankara'daki İnhisarlar binası
Kurumun genel müdürlük binası, Ankara Ulus'ta Giulio Mongeri'nin tasarladığı yapılardan biriydi. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın özelliklerini taşıyan bina, yeni başkentin idari merkezinde Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankası binalarıyla aynı çevrede yer aldı. Bugün bu yapı farklı bir kurum tarafından kullanılmaktadır; ama cephesindeki üslup, 1920'lerin sonundaki Ankara'nın mimari kimliğini yansıtmaya devam eder.
Devletçilik ve gelir
1930'ların Türkiye'sinde vergi tabanı dardı. Nüfusun büyük kısmı köylerde yaşıyordu ve gelir vergisi henüz sınırlı bir kesimden toplanabiliyordu. Bu koşullarda tekel gelirleri, devlet bütçesinin önemli bir kalemini oluşturdu. Demiryolu yapımı, okulların açılması ve sanayi yatırımları için gereken kaynakların bir kısmı bu gelirlerden sağlandı.Tekel aynı zamanda tütün üreticisi için bir alım güvencesiydi. Dünya fiyatlarının çöktüğü buhran yıllarında İnhisarlar idaresinin ürün satın alması, üretici köylerin ayakta kalmasına yardımcı oldu. Bununla birlikte, belirlenen alım fiyatları ve kaçakçılıkla mücadele, Cumhuriyet döneminde de zaman zaman şikâyet konusu olmaya devam etti.
Dikkat: yanlış bilinen
Tekel uygulaması, Atatürk döneminde ekonomik bağımsızlığın bir aracı olarak görülmüştü. Ancak tekellerin hepsi aynı dönemde kurulmadı ve aynı dönemde kaldırılmadı. Kahve tekeli 1946'da, kibrit tekeli 1952'de, barut ve bira tekelleri 1955'te sona erdi; tütün tekeli ise 1986'da kaldırıldı. Kurumun özelleştirilmesi 2000'lerde tamamlandı.
Uzun vadeli izler
İnhisarlar idaresinin kurduğu fabrikalar, on yıllar boyunca bulundukları şehirlerin en büyük işverenleri arasında kaldı. Samsun, Malatya, Bitlis, Tokat ve İzmir'deki tütün fabrikaları, yerel ekonomilerin ve şehir hayatının merkezinde yer aldı. Fabrikaların çevresinde lojmanlar, kreşler ve spor kulüpleri kuruldu. Bu yapıların bir kısmı bugün kültür merkezi, üniversite binası ya da müze olarak kullanılıyor.Tekel markası, Cumhuriyet'in sanayi tarihinde sigara ve içki paketlerinin üzerindeki logosuyla, gündelik hayatın tanıdık bir parçası hâline geldi. 2000'lerde yapılan özelleştirmeyle içki bölümü 2004'te, sigara bölümü 2008'de özel şirketlere devredildi.
Reji'den İnhisarlar'a: gelirin el değiştirmesi
İnhisarlar Umum Müdürlüğü'nün kuruluşu, Osmanlı'nın son döneminde yabancı bir şirkete devredilmiş gelirlerin Cumhuriyet'le birlikte devlete dönmesinin hikâyesidir. Reji döneminde tütün köylüsü, kârı yurt dışına giden bir şirkete bağımlıydı; 1925'teki millîleştirme ve 1932'deki teşkilatlanma, bu gelirin Türk devletinin bütçesine akmasını sağladı.Bu dönüşümün ardında hem ekonomik hem de siyasi bir mantık vardı. Lozan'da kazanılan siyasi bağımsızlığın, ekonomik alanda da desteklenmesi gerekiyordu. Dar vergi tabanına sahip, sanayisi henüz kurulmamış bir ülke için tekel gelirleri, yatırımların finansmanında önemli bir kaynaktı. Öte yandan tekel düzeni, tüketicinin ve üreticinin seçeneklerini sınırlayan, zamanla verimlilik tartışmalarına konu olan bir yapıydı. Sonraki on yıllarda tekellerin birer birer kaldırılması da bu tartışmanın sonucudur. 1932'deki kuruluş, kendi döneminin koşullarında ekonomik bağımsızlığın somut bir adımı olarak değerlendirilmelidir.