Uşi'den sonra bitmeyen savaş
Kasr-ı Bu Hadi Muharebesi, İtalya'nın Libya'yı denetim altına alma çabası sırasında, 29 Nisan 1915'te Sirte'nin güneyinde yaşandı. Albay Antonio Miani komutasındaki büyük bir İtalyan kolu, Senusi kuvvetlerinin Kasr-ı Bu Hadi'deki kampına saldırmak için yola çıkmış, ancak muharebe sırasında yanındaki yerel düzensiz birliklerin taraf değiştirmesiyle ağır bir yenilgiye uğramıştı. Muharebe, bazı tarihçilerce İtalya'nın 1896'daki Adua yenilgisinden sonraki en büyük askerî başarısızlığı olarak anılır. Bu değerlendirme tartışmalı olsa da sonuçları açıktır: birkaç ay içinde İtalyanlar Trablusgarp'ın iç kesimlerinin neredeyse tamamını boşaltmak zorunda kaldı.Osmanlı Devleti, Ekim 1912'de imzalanan Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi'deki doğrudan yönetimini bırakmıştı. Ancak antlaşma bölgedeki direnişi sona erdirmedi. Senusi tarikatının önderliğindeki yerel kuvvetler, Osmanlı subaylarının bir kısmının da desteğiyle çarpışmayı sürdürdü. Kasr-ı Bu Hadi, bu uzun direnişin en çarpıcı halkalarından biridir.

Senusiler ve Osmanlı bağı
Senusiye, 19. yüzyılda Muhammed bin Ali es-Senusi tarafından kurulan ve Kirenayka'dan Sahra'nın içlerine kadar yayılan bir tarikattı. Tarikatın zaviyeleri, kervan yolları üzerinde hem dinî hem de toplumsal merkezler işlevi görüyordu. Trablusgarp Savaşı sırasında tarikatın lideri Ahmed Şerif es-Senusi, Osmanlı subaylarıyla birlikte İtalyanlara karşı direnişin önünde yer aldı. Derne ve Tobruk çevresinde Enver Bey ve Mustafa Kemal gibi gönüllü subaylar da bu direnişi örgütlemişti.Uşi Antlaşması'ndan sonra Osmanlı subaylarının çoğu bölgeden ayrıldı. Ancak Senusiler direnişi bırakmadı. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti ve müttefiki Almanya, Libya'daki bu direnişi yeniden desteklemeye başladı. Denizaltılar ve küçük gemilerle silah, cephane ve subay gönderildi. Bu dönemde bölgeye giden subaylar arasında Nuri Bey (Killigil) ve Cafer el-Askerî de vardı.
Tarih notu
18 Ekim 1912: Uşi Antlaşması ile Osmanlı'nın Trablusgarp ve Bingazi'den çekilmesi.
Ağustos 1914: İtalyanların iç bölgelere yayılan karakollarının Senusi saldırılarına uğramaya başlaması.
28 Nisan 1915: Albay Miani'nin kolunun Sirte'deki kamptan yola çıkması.
29 Nisan 1915: Kasr-ı Bu Hadi Muharebesi.
5 Temmuz 1915: İtalyan komutanlığının kıyıya genel çekilme emri.
1 Ağustos 1915: Trablusgarp'ta İtalyanların elinde yalnızca birkaç kıyı kentinin kalması.
Ağustos 1914: İtalyanların iç bölgelere yayılan karakollarının Senusi saldırılarına uğramaya başlaması.
28 Nisan 1915: Albay Miani'nin kolunun Sirte'deki kamptan yola çıkması.
29 Nisan 1915: Kasr-ı Bu Hadi Muharebesi.
5 Temmuz 1915: İtalyan komutanlığının kıyıya genel çekilme emri.
1 Ağustos 1915: Trablusgarp'ta İtalyanların elinde yalnızca birkaç kıyı kentinin kalması.
Miani'nin kolu
Albay Antonio Miani, 1913-1914'te Fizan'a kadar uzanan bir seferle tanınmış bir subaydı. Ancak 1914 sonlarından itibaren iç kesimlerdeki İtalyan karakolları birer birer kuşatılmaya ve boşaltılmaya başlamıştı. Miani, Sirte'nin güneyindeki Senusi toplanma merkezini dağıtarak bu gidişi durdurmayı amaçladı.28 Nisan 1915 öğleden sonra Sirte kampından çıkan kol, dönemin koşullarında büyük bir kuvvetti. Seksen dört subay, dokuz yüz İtalyan askeri, iki bin yüz yetmiş beş yerli asker ve iki topçu bataryasından oluşan birliklere, yaklaşık üç bin kişilik düzensiz Libyalı birlik eşlik ediyordu. İtalyan ordusundaki yerli askerler Libya ve Eritre taburlarından geliyordu. Bersagliyeri hafif piyadesi ve iki bölük piyade de kola katılmıştı.
Düzensiz birliklerin başında, Misrata'nın önde gelen isimlerinden Ramazan es-Süveyhili ve diğer kabile önderleri bulunuyordu. Süveyhili, 1911-1912'de İtalyanlara karşı savaşmış, sonra bir süre onlarla birlikte hareket etmiş, ancak Senusi yanlısı olduğu gerekçesiyle hapse atılmıştı. Miani ona güvenilebileceğini düşünüyordu.

Muharebe günü
İtalyan kolu geceyi Bu Şenaf kuyusu yanında geçirdi ve 29 Nisan sabahı saat yedide yeniden yola çıktı. Dokuz buçuk sularında Misrata ve Tarhuna gruplarından düşmanın görüldüğü haberi geldi. Muharebe saat on buçukta başladı.Çarpışmanın başından itibaren düzensiz birliklerin büyük bölümü verilen emirlere uymadı ve savaşa girmeden beklemeye başladı. Yalnızca Zliten'den gelen grup emirleri yerine getirdi. İtalyan birlikleri ön cephede yoğun bir çarpışmaya girdiğinde, bekleyen düzensiz birlikler bu kez arkadaki ikmal koluna yöneldi. O sırada neredeyse korumasız olan ikmal kolu ele geçirildi.
Libyalı kuvvetlerin eline geçen malzeme, savaşın seyrini değiştirecek büyüklükteydi. Beş bin yedek tüfek, milyonlarca fişek, birkaç makineli tüfek, bol cephaneli altı topçu kısmı, kolun bütün erzakı ve kasası el değiştirdi. Ön cephedeki İtalyan birlikleri ise iki ateş arasında kalarak dağıldı.
Ek bilgi
Kasr, Arapçada kale ya da sağlam yapı anlamına gelir. Kasr-ı Bu Hadi, Sirte'nin güneyinde, kervan yolları üzerindeki bir yerleşimin adıdır. Bugünkü Libya'da bu ad Gasr Bu Hadi biçiminde yazılır.
Kıyıya doğru geri çekiliş
Zaferin ardından Senusi kuvvetleri ve onlara katılan gruplar Misrata'ya doğru ilerledi. İtalyan geri çekilişi kısa sürede bir bozguna dönüştü. Pek çok karakol direnmeden boşaltıldı. Senusi kuvvetleri bir süre sonra Trablus'a yirmi beş kilometre kadar yaklaşan Bin Gaşir'e ulaştı.5 Temmuz 1915'te İtalyan komutanlığı kıyıya genel çekilme emri verdi. Tarhuna garnizonu denize doğru yarmaya çalışırken ağır kayıp verdi. Beni Velid'de bin kişi teslim oldu. Garyan garnizonu önce Aziziye'ye, oradan da aceleyle Trablus'a çekildi. Misrata'daki dört buçuk bin kişi Misrata limanına geçti, Zuvara denizden boşaltıldı.
1 Ağustos 1915'e gelindiğinde Trablusgarp'ta İtalyanların elinde yalnızca Humus, Misrata limanı, Tacura ve Trablus kalmıştı. Trablus'u korumak için kırk bin asker, makineli tüfek yuvaları ve kenti çevreleyen yeni bir sur kullanılıyordu. Bir önceki ağustostan bu yana İtalyanların üç bin ölü, iki bin dört yüz esir, otuz top ve on beş bin tüfek kaybettiği tahmin edilir.

Dikkat: yanlış bilinen
Kasr-ı Bu Hadi'nin "Adua'dan sonraki en ağır İtalyan yenilgisi" olduğu görüşü yaygındır, ancak bazı askeri tarihçiler bu nitelendirmeyi abartılı bulur. Kayıplar ve ele geçirilen malzeme konusundaki rakamlar da İtalyan ve Libya anlatılarında farklılık gösterir.
Osmanlı açısından anlamı
Kasr-ı Bu Hadi, İtalya'nın Mayıs 1915'te İtilaf Devletleri safında Birinci Dünya Savaşı'na girmesinden hemen önce yaşandı. İtalya, Avusturya-Macaristan'a karşı yeni bir cephe açarken Libya'daki birliklerini kıyıya çekmek zorunda kaldı. Osmanlı Devleti ve Almanya için bu durum, Kuzey Afrika'da İtilaf kuvvetlerini meşgul eden bir cephenin canlanması demekti.Senusi direnişi 1915 sonunda doğuya, Mısır sınırına da sıçradı. Nuri Bey ve Cafer el-Askerî'nin örgütlediği kuvvetler, Kasım 1915'ten itibaren Batı Çölü'nde İngiliz birlikleriyle çarpıştı. Trablusgarp'ta ise Süveyhili gibi yerel önderler, iç bölgelerde kendi yönetimlerini kurdu. 1918'de ilan edilen Trablusgarp Cumhuriyeti, bu sürecin bir sonucuydu.
Kasr-ı Bu Hadi neden unutulmamalı?
Kasr-ı Bu Hadi, sömürge savaşlarında yerel güçlerin dengeyi nasıl değiştirebildiğini gösteren bir örnektir. Miani'nin kolu sayıca güçlü ve iyi silahlanmıştı. Onu yenen şey, karşısındaki Senusi kuvvetlerinin cephedeki direnişi kadar, kendi saflarındaki düzensiz birliklerin bağlılığının yanlış hesaplanmasıydı. Hapisten çıkarılıp sefere katılan bir önderin muharebenin en kritik anında tarafını değiştirmesi, İtalyan komutanlığının yerel siyasi dengeleri ne kadar az tanıdığını ortaya koydu.Muharebenin sonuçları, Uşi Antlaşması'nın kâğıt üzerindeki çözümünün sahada karşılık bulmadığını da gösterir. Osmanlı Devleti 1912'de bölgeden çekilmişti, ama Trablusgarp Savaşı yıllarında kurulan bağlar sürüyordu. Derne'de, Tobruk'ta gönüllü subayların yanında savaşan kabileler, 1915'te kendi başlarına İtalyan ordusunu kıyıya sıkıştırabilecek bir güce ulaşmıştı.
Kasr-ı Bu Hadi'nin ele geçirilen tüfekleri ve topları, sonraki yıllarda Trablusgarp'ın iç bölgelerindeki direnişin silah deposu oldu. İtalya, bölgeyi yeniden denetim altına almak için 1920'lerin sonuna kadar uzanan uzun ve kanlı bir harekât yürütmek zorunda kalacaktı. Bu bakımdan Kasr-ı Bu Hadi, Libya'nın yirminci yüzyıl tarihindeki uzun direniş çağının dönüm noktalarından biri olarak anılmayı hak eder.