Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk dönemi iki yüzlüdür. Bir yanda bugün bilimsel olarak savunulamayan bir tezin yayılması, öbür yanda Alacahöyük kazısı, kaynak yayınları ve uzun ömürlü bir dergi vardır.
Türk Dil Kurumu'ndan bir yıl önce, 15 Nisan 1931'de, Atatürk'ün direktifiyle bir başka dernek kuruldu: Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti. Bugün Türk Tarih Kurumu (TTK) olarak bilinen bu kurum, Cumhuriyetin tarih anlayışını biçimlendiren yayınları, kongreleri ve kazılarıyla Atatürk döneminin en tartışmalı kültür kurumlarından biri oldu. Bu yazı kurumun doğuşunu, 1932 ve 1937 kongrelerini, "Türk Tarih Tezi"ni ve kurum hakkındaki eleştirileri anlatıyor.
Kaynaklar
Belge: Türk Tarih Kurumu — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Nasır Yüceer. Tarih: 12 Nisan 2021.
Türk Ocaklarında bir önerge
28 Nisan 1930'da Türk Ocaklarının VI. Kurultayı'nın son oturumunda, Gazi Mustafa Kemal'in direktifiyle Afet (İnan) Hanım 40 imzalı bir önerge sundu. Önergede Türk tarihini bilimsel olarak araştıracak bir heyet kurulması isteniyordu. Aynı gün Türk Ocakları tüzüğüne bu konuda bir madde eklendi. Oluşturulan 16 kişilik Türk Tarihi Tetkik Heyeti ilk toplantısını 4 Haziran 1930'da yaparak yönetim kurulunu belirledi.
Kurumun Atatürk dönemi:
- 28 Nisan 1930: Türk Ocakları VI. Kurultayı'nda Afet Hanım'ın 40 imzalı önergesi.
- 4 Haziran 1930: 16 kişilik Türk Tarihi Tetkik Heyeti ilk toplantısını yapar.
- 1930: "Türk Tarihinin Ana Hatları" yayımlanır.
- 29 Mart 1931: Türk Ocakları kapanma kararı alır.
- 15 Nisan 1931: Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kurulur.
- 2-11 Temmuz 1932: Birinci Türk Tarih Kongresi, Ankara Halkevi.
- 1932: Dört ciltlik lise tarih kitabı.
- 1935: Ad Türk Tarihi Araştırma Kurumu olur; Alacahöyük kazısı başlar.
- 1937: Belleten dergisi yayına başlar.
- 20-25 Eylül 1937: İkinci Türk Tarih Kongresi, Dolmabahçe; uluslararası katılım.
- 5 Eylül 1938: Atatürk vasiyetnamesinde İş Bankası hisselerinin gelirinin yarısını kuruma bırakır.
"Türk Tarihinin Ana Hatları" ve tez
Heyet "Türk Tarihinin Ana Hatları" adlı bir çalışma yayımladı. Kitap, Orta Asya'da bir Türk uygarlığı bulunduğu ve bu merkezden başlayan göçlerle Türklerin Çin, Hindistan, Mezopotamya, Mısır, İran ve Anadolu'ya giderek oradaki halkları uygarlaştırdığı tezini işliyordu. Amaç, bu kitabın ana fikrine uygun okul kitapları hazırlamaktı. Kitap yalnızca 100 adet basıldı ve "Türk Tarih Tezi"nin dayanağı oldu. Kurum 1932'de Maarif Vekâletinin isteği üzerine ortaöğretim okulları için dört ciltlik bir tarih kitabı yayımladı. İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk, 1932 Türk Tarih Kongresi sırasındaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Belirsiz. Dosya sayfası
Doğrusu
Türk Tarih Tezi bugün bilimsel olarak kabul görmüyor ve bu konu yazarken saklanmamalı. TTK, "Kemalist resmî milliyetçi tarih anlatılarının üreticisi" olarak da nitelenir; sosyolog Fatma Müge Göçek, kurumun Türk tarihi üzerine bağımsız araştırma yapamadığını, resmî ideolojinin sesi olarak kaldığını öne sürer. Bu eleştiri kurumun bütün çalışmalarını değersiz kılmaz: kurum 1935'te Alacahöyük kazısını başlattı; Uzunçarşılı'nın "Anadolu Beylikleri" ve Piri Reis'in "Kitab-ı Bahriye" yayını gibi kalıcı işler de onun adıyla çıktı. Ama 1930'ların tez kitaplarını bugün tarih kaynağı olarak kullanmak doğru olmaz.
1932 ve 1937 kongreleri
Kurum ilk Türk Tarih Kongresi'ni 2-11 Temmuz 1932'de düzenledi; kongre Ankara Halkevi binasında açıldı. Kongre sürerken, 10 Temmuz 1932 gecesi Mustafa Kemal kongre üyelerinden bir bölümünü Çankaya'ya çağırıp dil sorununu tartıştı; iki gün sonra Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Yani tarih kongresi, dil kurumunun da doğduğu ortamdı.
İkinci Türk Tarih Kongresi 20-25 Eylül 1937'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplandı ve yabancı bilim insanlarının da katılmasıyla uluslararası nitelik kazandı. Kongre dolayısıyla tarih öncesinden Cumhuriyet dönemine kadar yurtta ve Orta Doğu'da gelişen uygarlıkları maketler, mülajlar, resimler ve grafiklerle anlatan bir sergi açıldı; bu sergi Atatürk'ün ölümüne kadar Dolmabahçe Sarayı'nda kaldı.
Atatürk kurumun çalışmalarıyla bizzat ilgilendi ve toplantılarına katıldı; ondan sonraki bütün cumhurbaşkanları da gelenek olarak kurumun "koruyucu başkanı" oldu. 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetnamesiyle Türkiye İş Bankası'ndaki hisselerinin gelirinin yarısını Türk Tarih Kurumu'na bıraktı. Kurum 21 Eylül 1940'ta Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan dernekler arasına alındı; 1983'ten bu yana Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlıdır.
Kısaca
Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk dönemi iki yüzlüdür. Bir yanda bugün bilimsel olarak savunulamayan bir tezin yayılması, öbür yanda Alacahöyük kazısı, kaynak yayınları ve uzun ömürlü bir dergi vardır. Kurumu anlamak için ikisini birlikte görmek gerekir: Cumhuriyetin ilk kuşağı tarih yazımını bir kimlik inşasının parçası olarak görüyordu ve TTK bu anlayışın hem aracı hem de ürünüydü.
Bir tezin gölgesinde kalıcı işler
Türk Tarih Kurumu'nu konuşurken iki kolay yol var: onu yalnızca savunulamaz bir tezin yayıcısı olarak görmek ya da tezi görmezden gelip kazıları ve yayınları övmek. İkisi de eksik. Kurumun ilk yıllarını anlamak, bu iki yüzü aynı anda görebilmeyi gerektiriyor.
"Türk Tarihinin Ana Hatları"nın yalnızca yüz adet basılmış olması ilginç bir ayrıntı. Çok az kişinin okuduğu bir kitap, okul kitapları aracılığıyla bir neslin tarih bilgisine yön verdi. Orta Asya'dan çıkıp bütün eski uygarlıkları kuran bir Türk anlatısı, bugün bilimsel olarak kabul görmüyor; bunu açıkça söylemek bir saygısızlık değil, kurumun kendi kurucu amacı olan bilimsel araştırmaya sadakattir.
Öte yandan Alacahöyük kazısı, Belleten dergisi, Anadolu Beylikleri çalışması ve Piri Reis'in eserlerinin basımı, tezin ömründen çok daha uzun yaşayan katkılar. Göçek'in kurumun bağımsız araştırma yapamadığı eleştirisi ciddiye alınmalı; ama bu kalıcı işler, kurum içinde tezin dışına taşan bir bilim emeğinin de var olduğunu gösteriyor.
Tarih kongresinin dil kurumunun doğduğu ortam olması da dikkat çekici. 1932 yazında Çankaya'da tarih ve dil meseleleri aynı akşamlarda tartışılıyordu; ikisi de yeni bir ulusal kimliği kurma çabasının parçalarıydı. Bu bağlamda TTK'nin ilk yıllarını, bir kimlik inşasının hem aracı hem ürünü olarak okumak, onu ne yüceltmeyi ne de küçümsemeyi gerektiriyor.