İçeriğe geç
Giriş yap
0

Süleyman Ağa'nın Paris elçiliği (1669): XIV. Louis'nin sarayı, kahve ve Molière'in Türk sahnesi

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
5 Aralık 1669'da Paris yakınlarındaki Saint-Germain-en-Laye sarayında, Fransa kralı XIV. Louis, Sultan IV. Mehmed'in gönderdiği bir Osmanlı temsilcisini kabul etti. Temsilcinin adı Müteferrika Süleyman Ağa'ydı. Louis, bu kabul için elmaslarla kaplı bir kıyafet giydi ve sarayını en görkemli haliyle hazırladı. Ancak Süleyman Ağa'nın bu ihtişamdan pek etkilenmediği anlatılır. Bu ziyaret, Fransa'da büyük bir merak uyandırdı ve iki önemli kültürel iz bıraktı: Paris'te kahvenin moda olmasına katkıda bulundu ve Molière'in ünlü komedisi Le Bourgeois gentilhomme'deki (Kibarlık Budalası) gülünç "Türk töreni" sahnesine ilham verdi. Bu yazıda bu ziyaretin arka planını, olaylarını ve bıraktığı izleri anlatıyoruz.
Molière'in Le Bourgeois gentilhomme oyununun kapak sayfası
Molière'in Le Bourgeois gentilhomme oyununun kapak sayfasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean-Baptiste Poquelin, dit Molière. Dosya sayfası

Girit Savaşı'nın gölgesinde bir ziyaret

1669, Osmanlı-Fransız ilişkilerinde gergin bir yıldı. Osmanlı, 1645'ten beri Venedik'e karşı Girit'teki Kandiye kalesini kuşatıyordu. Fransa, resmî olarak Osmanlı ile dostluk içinde olmasına rağmen, 1669 yazında Kandiye'yi savunan Venedik'e yardım için bir donanma ve asker gönderdi. Bu yardım başarısız oldu ve Kandiye, Eylül 1669'da Osmanlı'ya teslim oldu. Fransa'nın bu tutumu, Osmanlı'da büyük bir hoşnutsuzluk yarattı.

Aynı dönemde Fransa'nın İstanbul'daki elçisi ile Osmanlı yönetimi arasında da gerginlikler vardı. Fransa, kapitülasyonların yenilenmesini ve ticari ayrıcalıklarının genişletilmesini istiyordu. Bu ortamda Sultan IV. Mehmed, XIV. Louis'ye bir mektup götürmek üzere Süleyman Ağa'yı Paris'e gönderdi.

Süleyman Ağa: büyükelçi mi, haberci mi?

Süleyman Ağa, sarayın müteferrikalarından biriydi; yani padişahın hizmetinde çeşitli görevler üstlenen saray mensuplarındandı. Tam yetkili bir büyükelçi değildi. Fransız sarayı ise onun büyükelçi olarak geldiğini düşündü ve kabulü buna göre hazırladı. Süleyman Ağa'nın gerçek statüsü anlaşılınca Fransız tarafında bir hayal kırıklığı oluştu.

Süleyman Ağa, 1669 yazında Toulon'a ulaştı ve ardından Paris'e geçti. Fransız sarayı, ona yol boyunca ve Paris'te büyük bir ilgi gösterdi. Saint-Germain-en-Laye'deki kabulde Louis, elmaslarla süslü bir kıyafetle tahtında oturuyordu. Süleyman Ağa, padişahın mektubunu krala bizzat vermek istedi; Fransız protokolü ise mektubun bir görevliye teslim edilmesini öngörüyordu. Bu protokol tartışması, kabul sırasında bir gerginliğe neden oldu.
Ek bilgi
Laurent d'Arvieux ve kabulün tanığı Kabulde tercümanlık yapan isim, uzun yıllar Doğu'da yaşamış Fransız tüccar ve diplomat Laurent d'Arvieux'ydü. D'Arvieux, anılarında Süleyman Ağa'nın ziyaretini ayrıntılı olarak anlattı. Anılarda, Süleyman Ağa'nın Louis'nin elmaslı kıyafetinden etkilenmediği ve Osmanlı padişahının ihtişamının çok daha büyük olduğunu ima ettiği aktarılır. D'Arvieux'nun anıları, ziyaretin en ayrıntılı kaynağıdır; ancak bir Fransız tanığın gözünden yazıldığı ve sonradan derlendiği unutulmamalıdır.
Hyacinthe Rigaud'nun yaptığı XIV. Louis portresi; Louvre Müzesi
Hyacinthe Rigaud'nun yaptığı XIV. Louis portresi; Louvre MüzesiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Hyacinthe Rigaud. Dosya sayfası

Paris'te bir Osmanlı evi ve kahve

Süleyman Ağa, Paris'te kaldığı aylar boyunca kiraladığı bir evde Parisli soyluları ve özellikle soylu kadınları ağırladı. Evini Osmanlı tarzında döşedi; misafirlerini minderler üzerinde oturtup onlara kahve ikram etti. Bu ziyaretler, Paris'in yüksek sosyetesinde büyük bir moda haline geldi. Kahve, Fransa'ya Süleyman Ağa'dan önce de girmişti; Marsilya'da tüccarlar arasında biliniyordu. Ancak Süleyman Ağa'nın evindeki kahve ikramları, kahvenin Paris'in seçkin çevrelerinde tanınmasına ve moda olmasına önemli bir katkı yaptı. Bu anlatı, 18. yüzyılın başında Fransız yazar Jean de La Roque'un kahve üzerine yazdığı eserde aktarılır.

Süleyman Ağa, Mayıs 1670'te Paris'ten ayrıldı. Ziyaretin diplomatik sonuçları sınırlı kaldı. Fransa ile Osmanlı arasındaki kapitülasyonlar ancak 1673'te yenilendi.

Molière'in Türk töreni

Süleyman Ağa'nın ziyareti, XIV. Louis'nin sarayında hem merak hem de bir tür kırgınlık uyandırdı. Kral, bu ziyareti bir komedide hicvetmek istedi ve dönemin en ünlü oyun yazarı Molière ile besteci Jean-Baptiste Lully'ye bir eser ısmarladı. Ortaya çıkan eser, 14 Ekim 1670'te Chambord şatosunda ilk kez sahnelenen Le Bourgeois gentilhomme oldu.

Oyunda, soylu olmak isteyen zengin bir burjuva olan Monsieur Jourdain, kızını Türk padişahının oğluyla evlendirme hayaliyle kandırılır ve gülünç bir "Türk töreni" ile "Mamamuşi" adında uydurma bir Türk unvanı verilir. Törendeki sözler, Türkçe, İtalyanca ve uydurma kelimelerin karışımıdır. Laurent d'Arvieux'nun bu sahnenin kostümleri ve Türk adetleri konusunda danışmanlık yaptığı bilinir.
Dikkat: yanlış bilinen
Fransa'dan bakınca Fransız kültür tarihinde Süleyman Ağa'nın ziyareti, 17. yüzyılda Fransa'da başlayan Doğu merakının, yani "turquerie" modasının önemli bir aşaması olarak anılır. Le Bourgeois gentilhomme, bugün de Comédie-Française'in repertuvarının en çok oynanan eserlerinden biridir. Fransa'da oyunun Türk töreni, Doğu'yu değil, Doğu'yu taklit etmeye çalışan Fransız burjuvasını gülünç duruma düşüren bir sahne olarak yorumlanır. Paris'teki Fransız Diplomasi Arşivi ve Fransız Millî Kütüphanesi'nde ziyaretle ilgili yazışmalar ve d'Arvieux'nun anılarının yazmaları korunur. Türkiye'de ise bu ziyaret, kahvenin Avrupa'ya yayılışının hikâyesinde anılır; ama Molière bağlantısı daha az bilinir.

Kahvenin Paris'e gelişi

Süleyman Ağa'nın Paris'teki konutunda misafirlerine sunduğu kahve, Paris sosyetesinde büyük ilgi uyandırdı. Ağa'nın evine davet edilen Fransız soylu kadınları ve beyler, Osmanlı usulü döşenmiş odalarda, minderlerin üzerinde oturarak porselen fincanlarda kahve içti. Kahve, hizmetkârlar tarafından özenli bir törenle sunuluyordu. Bu davetler, Paris'te Osmanlı adetlerine ve kahveye karşı bir merak dalgası yarattı.

Kahve, Fransa'ya Süleyman Ağa'dan önce de bilinen bir içecekti; Marsilya'daki tüccarlar ve Doğu'ya giden gezginler kahveyi tanıyordu. Ancak Süleyman Ağa'nın ziyareti, kahvenin Paris'in seçkin çevrelerinde moda olmasında önemli bir rol oynadı. Ziyaretten birkaç yıl sonra Paris'te ilk kahvehaneler açılmaya başladı. 1686'da açılan Café Procope, bugün de Paris'te varlığını sürdüren en eski kahvehanelerden biri olarak bilinir.

Süleyman Ağa'nın ziyareti, Fransız sanatına ve modasına da yansıdı. Ziyaretten sonra Fransa'da "turquerie" adı verilen, Osmanlı motiflerini ve kıyafetlerini taklit eden bir moda yayıldı. Saray mensupları, kostüm balolarında Osmanlı kıyafetleri giydi; ressamlar, Osmanlı kıyafetli portreler yaptı. Bu moda, 18. yüzyıl boyunca Fransa'da etkisini sürdürdü.

Molière'in "Kibarlık Budalası" oyunundaki Türk töreni de bu modanın bir parçası olarak görülebilir. Oyun, Osmanlı'yla alay etmekten çok, Osmanlı kıyafetlerini ve adetlerini taklit etmeye çalışan Fransız burjuvasının hâliyle eğlenir.
Nicolas Mignard'ın yaptığı Molière portresi
Nicolas Mignard'ın yaptığı Molière portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1645: Girit seferi başlar.
Yaz 1669: Fransa, Kandiye'ye yardım gönderir; Süleyman Ağa Toulon'a ulaşır.
Eylül 1669: Kandiye Osmanlı'ya teslim olur.
5 Aralık 1669: Süleyman Ağa, Saint-Germain-en-Laye'de XIV. Louis tarafından kabul edilir.
1669–1670 kışı: Süleyman Ağa Paris'teki evinde kahve ikram eder.
Mayıs 1670: Süleyman Ağa Paris'ten ayrılır.
14 Ekim 1670: Le Bourgeois gentilhomme Chambord'da ilk kez sahnelenir.
1673: Fransız kapitülasyonları yenilenir.
1716: Jean de La Roque'un kahve üzerine eseri yayımlanır.

Bir ziyaretin kültürel mirası

Süleyman Ağa'nın ziyareti, diplomatik açıdan önemli bir sonuç doğurmadı; ama kültürel açıdan derin izler bıraktı. Paris'te kahvenin moda olması ve Molière'in Türk töreni sahnesi, bu ziyaretin bugün de hatırlanan iki mirasıdır. İki miras da Osmanlı ile Fransa arasındaki ilişkinin yalnızca savaş ve diplomasi ile değil, merak, taklit ve alay ile de şekillendiğini gösterir.

Bizce bu ziyaretin en ilginç yanı, iki tarafın birbirini nasıl gördüğüdür. Fransız sarayı, ihtişamıyla bir Osmanlı temsilcisini etkilemeye çalıştı ve etkileyemeyince onu sahnede hicvetti. Süleyman Ağa ise Paris'te kendi kültürünü, kahvesini ve misafirperverliğini gösterdi ve Paris sosyetesini büyüledi. Bu karşılaşma, iki kültürün birbirine bakışındaki merak, hayranlık ve önyargıların bir arada var olduğunu gösteriyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap