İçeriğe geç
Giriş yap
0

Özsoy operası (19 Haziran 1934): Rıza Şah onuruna sahnelenen ilk Türk operası

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

İki liderin önünde bir opera

19 Haziran 1934 gecesi, Ankara Halkevi'nin salonunda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk operası sahnelendi. Locada Atatürk ve konuğu İran Şahı Rıza Şah Pehlevi oturuyordu. Sahnelenen eserin adı Özsoy'du. Konusunu Atatürk'ün belirlediği, librettosunu Münir Hayri Egeli'nin yazdığı, müziğini genç besteci Ahmet Adnan Saygun'un bestelediği bu eser, Türk ve İran halklarının köklü kardeşliğini anlatıyordu.

Özsoy, Türk opera tarihinin başlangıç noktalarından biri sayılır. Aynı zamanda müziğin ve sahne sanatlarının dış politikada nasıl bir dostluk aracı olabileceğinin dikkat çekici bir örneğidir.
Atatürk ve İran Şahı Rıza Şah Pehlevi, 1934
Atatürk ve İran Şahı Rıza Şah Pehlevi, 1934Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Rıza Şah'ın Türkiye ziyareti

Rıza Şah Pehlevi, Haziran 1934'te Türkiye'ye resmî bir ziyaret yaptı. Bu, Rıza Şah'ın hükümdarlığı boyunca gerçekleştirdiği tek yurt dışı ziyareti olarak bilinir. Ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendiği bir döneme denk geliyordu. Türkiye ile İran arasındaki sınır meseleleri 1932'de imzalanan antlaşmayla çözülmüştü. İki ülke de benzer modernleşme hedefleri olan genç yönetimler tarafından yönetiliyordu.

Atatürk, bu ziyareti iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için bir fırsat olarak gördü. Konuğu onurlandırmak için özel bir sanat eseri hazırlanmasını istedi. Bu istek, Özsoy operasının doğuşuna yol açtı.
Tarih notu
1932: Türk-İran sınır antlaşması.
Haziran 1934: Rıza Şah Pehlevi'nin Türkiye ziyareti.
19 Haziran 1934: Özsoy'un Ankara Halkevi'nde ilk temsili.
1982: Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılında eserin bir perdelik özet haliyle yeniden sahnelenmesi.
29 Nisan 2005: Selçuk Üniversitesi'nde yeniden sahneleme.

Şehname'den bir hikâye

Operanın konusu, İran edebiyatının büyük destanı Şehname'den uyarlandı. Firdevsî'nin yaklaşık bin yıl önce yazdığı bu destanda, hükümdar Feridun'un oğulları arasındaki ilişki anlatılır. Özsoy'da hikâye yeniden kurgulandı: Hakan Feridun'un ikiz oğulları Tur ve İraç doğdukları gece kötü bir gücün gazabıyla birbirinden ayrılır. İkizler farklı topraklarda büyür, yıllar sonra karşılaşır ve kardeş olduklarını anlarlar.

Tur, Türkleri ve Turan'ı, İraç ise İranlıları ve İran'ı simgeliyordu. Operada Tur'un adı "kurt", İraç'ın adı ise "aslan" anlamıyla anılıyordu. Hikâyenin mesajı açıktı: Türkler ve İranlılar, ayrı yollara düşmüş ama aynı kökten gelen iki kardeş halktı. Bu yorum, iki ülke arasındaki yakınlaşmayı sanatsal bir dille ifade ediyordu.
Besteci Ahmet Adnan Saygun
Besteci Ahmet Adnan SaygunGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Sureta. Dosya sayfası

Yirmi altı günde bestelenen opera

Atatürk, librettonun yazımını Münir Hayri Egeli'ye verdi. Egeli, eseri Atatürk'ün yönergeleri ve denetimi altında yazdı. Müziği ise henüz yirmi yedi yaşındaki Ahmet Adnan Saygun besteledi. Saygun, eseri yirmi altı gün gibi kısa bir sürede tamamladı. Sahneye hazırlık çalışmalarıyla birlikte bütün süreç yaklaşık iki ay sürdü.

Eser ilk sahnelendiğinde üç perdelik, on iki tablodan oluşan dramatik bir operaydı. Rejiyi Münir Hayri Egeli üstlendi. Orkestrayı Ahmet Adnan Saygun yönetti. Orkestra, İstanbul Konservatuvarı'nın yaylı sazlar heyeti ile Riyaset-i Cumhur Bando Heyeti'nden oluşuyordu.
Ek bilgi
İlk temsilde bariton Nurullah Taşkıran, soprano Nimet Vahit ve Semiha Berksoy rol aldı. Semiha Berksoy, daha sonra Türkiye'nin ilk opera sanatçılarından biri olarak tanınacaktı. Koro, Ankara Kız Lisesi, Ankara Kız Orta Mektebi ve Ankara Beden Terbiyesi Enstitüsü öğrencilerinden oluşturuldu.

Ankara Halkevi sahnesi

Operanın sahnelendiği Ankara Halkevi binası, mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından Türk Ocağı merkezi olarak tasarlanmış ve 1930'da tamamlanmıştı. Türk Ocakları'nın kapatılmasından sonra bina Halkevi olarak kullanılmaya başlandı. Bina bugün Ankara Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermektedir. Ankara'da henüz bir opera binasının bulunmadığı yıllarda, Halkevi salonu tiyatro, konser ve opera gibi sahne sanatlarına ev sahipliği yaptı.

Temsil için dans ve koreografi, dekor ve kostüm, sahne yönetimi ve koro idaresi gibi görevler farklı kişiler arasında paylaştırıldı. Kısa bir sürede bu kadar kalabalık bir ekibin bir araya getirilmesi, dönemin Ankara'sında büyük bir organizasyon başarısıydı.
Özsoy'un ilk kez sahnelendiği Ankara Halkevi binası, bugün Resim ve Heykel Müzesi
Özsoy'un ilk kez sahnelendiği Ankara Halkevi binası, bugün Resim ve Heykel MüzesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Cetorhinus. Dosya sayfası

Genç besteci Ahmet Adnan Saygun

Ahmet Adnan Saygun, 1907'de İzmir'de doğdu. Müzik eğitimini önce İzmir'de aldı, ardından Paris'e giderek Schola Cantorum'da öğrenim gördü. Türkiye'ye döndükten sonra müzik öğretmenliği yaptı ve Türk halk müziği üzerine çalışmalara başladı. Halk ezgilerini Batı müziğinin teknikleriyle birleştirmeyi amaçlayan bir anlayışa sahipti.

Özsoy'u bestelediğinde Saygun, Türk müzik çevrelerinde yeni tanınmaya başlayan genç bir besteciydi. Atatürk'ün böylesine önemli bir eseri ona emanet etmesi, Saygun'un kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Saygun, eserde Türk müziğinin ezgisel özelliklerini Batı operasının biçimiyle buluşturmaya çalıştı. Özsoy'dan kısa süre sonra Atatürk'ün isteğiyle bir sahne eseri daha besteledi: Taşbebek. Bu eser de aynı yıl sahnelendi.

Sonraki yıllar

Özsoy, ilk temsilinden sonra uzun süre sahnelenmedi. 1982'de Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı vesilesiyle yeniden sahnelenmesi gündeme geldiğinde, Ahmet Adnan Saygun üç perdelik eseri bir perdelik özet haline getirdi. Eser bu tarihten sonra birkaç kez daha sahnelendi. 29 Nisan 2005'te Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencileri tarafından "Özsoy Destanı" adıyla yeniden sahneye kondu.

Ahmet Adnan Saygun, sonraki yıllarda Türkiye'nin en önemli bestecilerinden biri oldu. Türk Beşleri olarak anılan besteciler arasında yer aldı. Yunus Emre Oratoryosu gibi eserleriyle uluslararası alanda tanındı. Özsoy, onun büyük bir sahne eseri için yaptığı ilk denemelerden biriydi. Operanın hikâyesi, 2024'te "Bir Cumhuriyet Şarkısı" adıyla sinemaya da uyarlandı.

Sanatla kurulan dostluk

Özsoy, Atatürk'ün sanatı yalnızca bir kültür meselesi olarak değil, devletler arası ilişkilerde bir köprü olarak da gördüğünü gösterir. Rıza Şah'ın ziyareti için bir opera hazırlanması, Türkiye'nin konuğuna verdiği değerin özel bir ifadesiydi. Konunun İran'ın ulusal destanından seçilmesi de bilinçli bir tercihti: Türk sanatçılar, İran kültürünün en değerli eserlerinden birine saygıyla yaklaşarak iki halkın ortak geçmişini sahneye taşıdı.

Özsoy, aynı zamanda Cumhuriyet'in Batı müziği alanındaki ilk büyük denemelerinden biriydi. Ankara'da henüz opera binası ve devlet operası yokken, kısa sürede bir eser bestelendi, oyuncular, koro ve orkestra bir araya getirildi ve temsil gerçekleştirildi. Bu girişim, birkaç yıl sonra Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kuruluşuyla kurumsallaşacak olan opera geleneğinin ilk kıvılcımlarından biriydi. Eserin yirmi yedi yaşındaki bir besteciye emanet edilmesi de genç yeteneklere duyulan güvenin bir göstergesiydi.
Dikkat: yanlış bilinen
Özsoy, Cumhuriyet döneminde sahnelenen ilk Türk operası olarak kabul edilir. Osmanlı döneminde de opera alanında eserler ve sahnelemeler bulunmakla birlikte, Cumhuriyet'in ilk operası unvanı bu esere aittir. Eser, Feridun adıyla da anılır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap