Cumhuriyet'in ikinci sayımı
20 Ekim 1935 Pazar günü Türkiye'nin her köşesinde hayat bir günlüğüne durdu. Sabahtan itibaren halkın sokağa çıkması yasaklandı. Sayım memurları kapı kapı dolaşarak o gün evde bulunan herkesi tek tek kaydetti. Bu, Cumhuriyet döneminin 1927'den sonraki ikinci genel nüfus sayımıydı.Sayım 57 vilayette, 356 ilçede ve 34.876 köyde yapıldı. Sonuçlar Türkiye nüfusunun 16.158.018 kişi olduğunu gösterdi. Bu yazıda sayımın nasıl yapıldığını, ortaya çıkan rakamları ve bu rakamların ülkenin o günkü hâli hakkında ne anlattığını ele alıyoruz.

Sayım günü nasıl geçti?
Genel nüfus sayımlarında uygulanan yöntem, belli bir günde herkesin bulunduğu yerde sayılmasıydı. Bu nedenle sayım günü bütün yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İnsanların evlerinde kalması, bir kişinin iki ayrı yerde sayılmasını ya da hiç sayılmamasını önlemek için gerekliydi. Sayım memurları binaları sırayla gezdi ve o gün orada bulunan kişileri forma işledi.Yolda olanlar da unutulmadı. Trenlerde, vapurlarda ve yollarda bulunanlar için özel önlemler alındı. Göçebe topluluklar için de ayrı düzenlemeler yapıldı.
Ek bilgi
Sayımda kaydedilen her kişi için yaş, cinsiyet, medeni durum, okuryazarlık, ana dil, din ve meslek gibi bilgiler soruldu. Bu sorular, 1927 sayımından sonra ülkenin nüfus yapısındaki değişimi ölçmeyi mümkün kıldı. Sonuçlar Başbakanlığa illerin önem sırasına göre düzenlenmiş listeler hâlinde sunuldu.
Rakamlar: 16 milyonu aşan bir ülke
Sayım sonunda Türkiye'nin nüfusu 16.158.018 olarak belirlendi. Bunların 7.936.770'i erkek, 8.221.248'i kadındı. Kadınların oranı yüzde 50,9, erkeklerinki yüzde 49,1'di. Kadın nüfusunun daha fazla olması, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında çok sayıda erkeğin hayatını kaybetmesinin izlerini taşıyordu.1927 sayımında nüfus 13.648.270 kişi bulunmuştu. Sekiz yıl içinde 2.509.248 kişilik bir artış oldu. Bu, yıllık ortalama yüzde 2,3 civarında bir büyüme demekti. Nüfus yoğunluğu kilometrekareye 21,2 kişiydi.
Nüfus çok gençti. Ortanca yaş erkeklerde 19,1, kadınlarda 23,4'tü. Genç bağımlılık oranı yüzde 75,5'e ulaşıyordu. Bu rakam, çalışma çağındaki her yüz kişiye yetmiş beşten fazla çocuk düştüğünü gösteriyordu.
Tarih notu
28 Ekim 1927: Cumhuriyet'in ilk genel nüfus sayımı, 13.648.270 kişi. 20 Ekim 1935: İkinci genel nüfus sayımı, 16.158.018 kişi. Sayım kapsamı: 57 vilayet, 356 ilçe, 34.876 köy. Sonraki sayım: 1940. Sayımlar 1990'a kadar beş yılda bir yapıldı.
Okuryazarlık: harf devriminden yedi yıl sonra
Sayımın en çok merak edilen sonuçlarından biri okuryazarlık oranıydı. 1928'de yeni Türk harfleri kabul edilmiş, 1929'da Millet Mektepleri açılmıştı. 1935 sayımı bu çabanın ilk büyük ölçümü oldu.On beş yaşın üzerindeki nüfusta okuryazarlık oranı yüzde 18,7 çıktı. Yani yetişkinlerin yüzde 81,3'ü okuma yazma bilmiyordu. Erkekler arasında okuryazarlık yüzde 30,81, kadınlar arasında ise yüzde 8,04'tü. Bu fark, kız çocuklarının eğitime erişiminin ne kadar geride kaldığını açıkça ortaya koyuyordu.

Rakamlar düşük görünse de 1927'deki oranla kıyaslandığında yükselişi gösteriyordu. Cumhuriyet'in ilk sayımında okuryazarlık yüzde on civarındaydı. Harf devrimi ve yetişkin eğitimi kampanyaları, sekiz yıl içinde oranı belirgin biçimde artırmıştı. Yine de kırsal kesimde ve kadınlar arasında yol çok uzundu.
Dil, din ve sağlık
Sayımda ana dil ve din de soruldu. Nüfusun yüzde 86'sı ana dilinin Türkçe olduğunu bildirdi. Yüzde 98,3'ü Müslüman olarak kaydedildi. Bu oranlar, nüfus mübadelesinden ve savaş yıllarının göçlerinden sonra Anadolu'nun nüfus yapısının nasıl değiştiğini yansıtıyordu.Sayım sağlık personelini de ölçtü. Ülkede 1.243 doktor, 325 hemşire, 1.365 sağlık memuru, 451 ebe ve 125 eczacı kayda geçti. On altı milyonluk bir ülke için bu sayı son derece azdı. Kabaca on üç bin kişiye bir doktor düşüyordu. Bu tablo, sonraki yıllarda sağlık hizmetlerinin kırsala yayılması için yapılan çalışmaların neden öncelikli olduğunu gösteriyor.
Dikkat: yanlış bilinen
1935 sayımındaki yaş bilgileri, nüfus kayıtlarının henüz tam düzene girmediği bir dönemde toplandı. Bu nedenle yaş dağılımına ilişkin sonuçlar, genel eğilimi gösteren rakamlar olarak okunmalı.

Bir günlük sessizliğin anlattıkları
1935 sayımı, rakamların ötesinde bir devlet kapasitesi sınavıydı. Elli yedi vilayette ve otuz dört binden fazla köyde aynı gün, aynı formlarla, aynı yöntemle sayım yapmak, Cumhuriyet'in on ikinci yılında idari örgütün ne kadar yayıldığını gösteriyor. Sokağa çıkma yasağı altında geçen o pazar günü, devletin her köye ve her haneye ulaşabildiğinin somut kanıtıydı.Rakamlar ise hem umut hem uyarı taşıyordu. Sekiz yılda iki buçuk milyonluk artış, savaşlardan çıkmış bir ülkenin hızla toparlandığını gösteriyordu. Kadın nüfusunun fazlalığı yakın geçmişin kayıplarını, çok genç yaş yapısı ise geleceğin okul ve iş ihtiyacını haber veriyordu. Okuryazarlık oranındaki artış harf devriminin işe yaradığını kanıtlarken, kadınlardaki yüzde sekizlik oran işin henüz başında olunduğunu hatırlatıyordu. Bir doktora on üç bin kişinin düştüğü bir ülkede sağlık politikalarının önceliği de bu rakamlarla belirlendi.
Sayımlar çoğu zaman kuru tablolar olarak hatırlanır. Oysa 1935'in tabloları, Atatürk döneminin son yıllarında ülkenin nerede durduğunu en dürüst biçimde anlatan belgelerden biri. Devrimlerin sonuçlarını övgüyle değil sayıyla görmek isteyen herkes için iyi bir başlangıç noktası.