İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kadın 1926'ya kadar boşanamaz mıydı? 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nden Medeni Kanun'a

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir cümlenin iki yanlışı

"1926'ya kadar Türk kadınının boşanma hakkı yoktu, bu hakkı ona Medeni Kanun verdi." Bu cümle okul törenlerinde, anma yazılarında ve sosyal medyada sık sık tekrarlanır. Cümlenin bir kısmı doğrudur: 1926 Medeni Kanunu boşanmayı kadın ve erkek için aynı sebeplere bağlayan, mahkeme kararıyla gerçekleşen bir kurum hâline getirdi. Ama cümlenin geri kalanı iki noktada yanlıştır. Birincisi, Osmanlı hukukunda kadının evliliği sona erdirebileceği yollar vardı. İkincisi, 1917'de çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi, kısa süreliğine de olsa, bu yolları önemli ölçüde genişletmişti.

Bu yazıda, Medeni Kanun'un getirdiği büyük değişikliği küçümsemeden, ondan önceki dönemi doğru anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü 1926'nın önemini anlamak için, 1917'de neyin değiştiğini ve neyin değişmediğini bilmek gerekiyor.
Nezihe Muhiddin bir dergi kapağında, 1910'lar
Nezihe Muhiddin bir dergi kapağında, 1910'larGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kararnameden önce: Kadının elindeki yollar

Osmanlı'da aile hukuku büyük ölçüde fıkha, yani İslam hukukuna, onun da Hanefi mezhebinin yorumuna dayanıyordu. Bu yorumda boşanma yetkisi esas olarak kocaya aitti. Koca, tek taraflı bir beyanla eşini boşayabiliyordu. Kadının elinde ise üç dar yol vardı. Birincisi, muhalaa denen anlaşmalı ayrılıktı. Kadın mehrinden ya da başka bir hakkından vazgeçerek kocasının boşamasını sağlayabiliyordu. İkincisi, nikâh sırasında kocanın boşama yetkisini kadına devretmesiydi. Üçüncüsü, kadının kadıya başvurarak evliliğin bozulmasını istemesiydi, ama Hanefi yorumunda bu yol çok sınırlı durumlarda açıktı.

Osmanlı mahkeme kayıtları, kadınların bu yolları kullandığını gösteriyor. Kadı sicillerinde muhalaa kayıtları, nafaka davaları ve kocası uzun süre kayıp olan kadınların başvuruları bulunuyor. Yani kadın tamamen hakkı olmayan bir taraf değildi, ama haklarını kullanmak çoğu zaman kocasının rızasına ya da mehir gibi bir bedel ödemeye bağlıydı.
Tarih notu
25 Ekim 1917: Hukuk-ı Aile Kararnamesi yayımlandı. 19 Haziran 1919: Kararname yürürlükten kaldırıldı. 1919-1926: Aile hukukunda yeni tasarılar hazırlandı, hiçbiri yürürlüğe giremedi. 17 Şubat 1926: 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi kabul edildi. 4 Ekim 1926: Medeni Kanun yürürlüğe girdi.

1917: Savaşın ortasında bir aile hukuku

Birinci Dünya Savaşı sürerken, 25 Ekim 1917'de Hukuk-ı Aile Kararnamesi yayımlandı. Kararname, Osmanlı'da aile hukukunu ilk kez tek bir metinde toplayan devlet düzenlemesiydi. Hazırlayanlar, yalnızca Hanefi mezhebiyle yetinmedi. Kadının durumunu kolaylaştıran hükümleri başka mezheplerden, özellikle Maliki ve Hanbeli yorumlardan aldı. Bu, fıkıh içinde kalarak yapılan bilinçli bir seçimdi.

Kararnamenin getirdiği yeniliklerin başında kadının boşanma davası açabileceği sebeplerin genişletilmesi geliyordu. Kocası ortadan kaybolan ya da nafaka vermeyen kadın, mahkemeye başvurarak evliliğin bozulmasını isteyebilecekti. Kocasında evliliği sürdürmeyi imkânsız kılan bir hastalık bulunan kadın da bu hakka sahipti. Eşler arasında şiddetli geçimsizlik varsa, iki taraftan da birer hakemin katıldığı bir aile meclisi kurulacak, bu meclis uzlaştıramazsa evliliğin sona ermesine karar verebilecekti.

Kararnamenin bir başka yeniliği, kadının nikâh sırasında koşul koyabilmesiydi. Kadın, kocasının ikinci bir eş alması durumunda kendi nikâhının ya da ikinci nikâhın geçersiz sayılacağını şart koşabiliyordu. Kararname ayrıca evlenme yaşı için alt sınırlar getirdi ve nikâhın devlet görevlisi önünde kayda geçirilmesini zorunlu kıldı.
Ek bilgi
Hukuk-ı Aile Kararnamesi yalnızca Müslümanları değil, Hristiyan ve Yahudi tebaanın aile hukukunu da düzenlemeye çalışıyordu. Gayrimüslim cemaatler bunu kendi dinî yetkilerine bir müdahale olarak gördü ve itiraz etti. 1919'daki kaldırılışın en önemli nedenlerinden biri bu itirazlardı.

1919: Bir buçuk yıllık ömür ve sınırların dışındaki uzun hayat

Kararname uzun yaşamadı. Mütareke döneminde, 19 Haziran 1919'da çıkarılan yeni bir kararnameyle yürürlükten kaldırıldı. Kaldırma kararı, Sadrazam Damat Ferit Paşa Avrupa'dayken sadrazamlığa vekâlet eden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi döneminde alındı. Kaldırılmanın iki kaynağı vardı. Bir yanda, kendi cemaat mahkemelerinin yetkisinin kaldırılmasına itiraz eden gayrimüslim topluluklar ve onların işgal kuvvetleri nezdindeki girişimleri bulunuyordu. Öbür yanda ise kararnamenin başka mezheplerden hüküm almasını ve çok eşliliğe getirdiği sınırlamayı şeriata aykırı bulan muhafazakâr âlimler vardı.

Bazı yazılarda kararnamenin Ankara hükûmetinin İstanbul'un işgalinden sonraki kararları tanımaması sayesinde 1926'ya kadar Anadolu'da yürürlükte kaldığı söylenir. Bu görüş tarihler bakımından tutarlı değildir, çünkü kaldırılma 16 Mart 1920'den önce gerçekleşmişti. Bazı hukuk tarihçileri, kararnamenin hükümlerinin mahkemelerde ve toplumda fiilen benimsenmeye devam ettiğini öne sürer, ama bu resmî bir yürürlük değildir. İlginç olan, kararnamenin Osmanlı'dan ayrılan topraklarda çok daha uzun yaşamasıdır. Hatay'da 1939'a, Ürdün'de 1951'e, Suriye'de 1953'e kadar uygulandı. Filistin'de de İngiliz idaresi döneminde kullanıldı.

Kaldırılmasından sonra İstanbul'da ve Ankara'da yeni aile hukuku tasarıları hazırlandı, ama hiçbiri yürürlüğe giremedi. Ankara'daki tasarı Meclis'te tartışmalara takıldı. Sonunda tercih, yeni bir fıkıh derlemesi yerine İsviçre Medeni Kanunu'nun uyarlanması yönünde yapıldı.
Ankara Adliye Hukuk Mektebi'nin açılış günü, 5 Kasım 1925
Ankara Adliye Hukuk Mektebi'nin açılış günü, 5 Kasım 1925Görsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Cemal Isiksel. Dosya sayfası

1926: Ne değişti?

17 Şubat 1926'da kabul edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, boşanmayı kökten değiştirdi. Tek taraflı boşama ortadan kalktı. Evlilik ancak mahkeme kararıyla sona erebilecekti. Boşanma sebepleri kadın ve erkek için aynıydı: zina, hayata kast ya da çok kötü muamele, haysiyetsiz bir hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğini kökünden sarsan geçimsizlik. Çok eşlilik yasaklandı. Nikâh, belediye evlendirme memuru önünde kıyılacaktı. Velayet ve miras konularında da kadın ile erkek arasındaki farklar büyük ölçüde kaldırıldı.

Bu değişiklik, 1917'nin genişletilmiş fıkıh düzenine göre de çok büyük bir adımdı. 1917 kararnamesi kocanın tek taraflı boşama yetkisine dokunmuyordu. Kadına yeni yollar açıyor, ama iki tarafı eşit hâle getirmiyordu. Medeni Kanun ise eşitliği ilke olarak koydu. Bu yüzden "boşanmada eşitlik 1926'da geldi" cümlesi tamamen doğrudur. Yanlış olan, "1926'dan önce kadının hiçbir hakkı yoktu" cümlesidir.
Dikkat: yanlış bilinen
Kanunun kabulü ile toplumsal hayata yansıması aynı şey değildir. Özellikle kırsal kesimde dinî nikâh ve resmî nikâhsız birliktelikler uzun süre devam etti. Bu nedenle Cumhuriyet döneminde birçok kez nüfus ve nikâh kayıtlarını düzeltmek için af kanunları çıkarıldı.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

"1926'ya kadar kadın boşanamazdı" kalıbının ilk ortaya çıkışını tek bir kaynağa bağlamak mümkün değil. Kalıp, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Medeni Kanun'u öven yazılarda, yeni düzeni eskisinden keskin bir çizgiyle ayırma isteğiyle şekillendi. Bu yazılarda 1917 kararnamesi neredeyse hiç anılmadı. Sonraki yıllarda ders kitapları ve anma metinleri bu sade karşılaştırmayı sürdürdü. 1990'lardan itibaren hukuk tarihçileri ve kadın tarihi araştırmacıları 1917 kararnamesini yeniden gündeme getirdi.

Sosyal medyada bu kalıp, özellikle 17 Şubat yıldönümlerinde ve kadın haklarıyla ilgili tartışmalarda yeniden paylaşılıyor. Son bir ayda X'te bu iddiayı ayrıca öne çıkaran ve geniş yayılan bir paylaşım tespit edilmedi. Ters yönde bir abartı da görülüyor: Bazı paylaşımlar 1917 kararnamesini Medeni Kanun'la eşdeğer gösteriyor. Bu da yanlıştır.

Arşivdeki karşı kanıt, 25 Ekim 1917 tarihli kararnamenin metni ve onu uygulayan mahkemelerin kayıtlarıdır. Buna 19 Haziran 1919'daki kaldırma kararnamesi ve Medeni Kanun'un gerekçesi ekleniyor.

İki tarihi birlikte anmanın değeri

Bir hakkın tarihini anlatırken genellikle tek bir dönüm noktası seçme eğilimi vardır. Bu, anlatıyı kolaylaştırır, ama gerçeği daraltır. Kadının boşanma hakkı söz konusu olduğunda, 1917 ve 1926 birbirinin rakibi değil, aynı yolun iki durağıdır. 1917'de devlet, aile hukukunu ilk kez kendi eliyle düzenlemeye girişti ve fıkhın içindeki en kadın lehine yorumları seçti. 1926'da ise aynı devlet, fıkhı bir kenara bırakıp eşitlik ilkesine dayanan yeni bir hukuk kurdu.

Bu iki adım arasındaki fark, yöntem farkıdır. Birincisi eski sistemin içinden bir onarım, ikincisi yeni bir sistem kurmaydı. İkisini birlikte anmak Medeni Kanun'un değerini azaltmaz. Aksine, 1926'daki değişikliğin ne kadar derin olduğunu daha iyi gösterir, çünkü 1917 kararnamesinin cesur sayılan hükümleri bile kocanın tek taraflı boşama yetkisine dokunamamıştı. 1926'da bu yetki tamamen kalktı. Kadınlar Halk Fırkası'nı kurmaya çalışan Nezihe Muhiddin gibi kadın hakları savunucularının 1910'lardan beri dile getirdiği taleplerin bir kısmı, böylece kanun hâline geldi.

Kısa özet

Osmanlı hukukunda kadın muhalaa, devredilen boşama yetkisi ve sınırlı kadı başvurularıyla evliliği sona erdirebiliyordu. 25 Ekim 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu yolları genişletti: kaybolan ya da nafaka vermeyen koca, hastalık ve hakem kurulu kararıyla geçimsizlik. Kararname 19 Haziran 1919'da kaldırıldı, ama Osmanlı'dan ayrılan bazı topraklarda 1950'lere kadar uygulandı. 1926 Medeni Kanunu ise boşanmada eşitliği getirdi.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap