İçeriğe geç
Giriş yap
0

Atatürk Hatay'ın katılışını görmeden mi öldü? Mayıs 1938 Mersin-Adana yolculuğu ve son aylar

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1

Doğru olan bir cümlenin içindeki ayrıntılar

"Atatürk Hatay'ın anavatana katıldığını göremedi" cümlesi doğrudur. Atatürk 10 Kasım 1938'de öldü. Hatay Meclisi'nin Türkiye'ye katılma kararı ise 29 Haziran 1939'da alındı. Arada yedi buçuk ay var. Bu yazı bir yanlışı düzeltmek için değil, doğru bir cümlenin içine sonradan eklenen ayrıntıları ayıklamak için yazıldı. Çünkü bu cümle zamanla başka cümlelerle büyüdü: "Hatay'ı hiç görmedi", "Hasta yatağından Hatay için cepheye gitti", "Son yolculuğunu Hatay için yaptı". Bu eklerin bir kısmı doğru, bir kısmı abartılı, bir kısmı ise belgesiz.
Türk birlikleri İskenderun Sancağı'na girerken, Temmuz 1938
Türk birlikleri İskenderun Sancağı'na girerken, Temmuz 1938Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Turkish Armyhttp://commons.wikimedia.org/w/index.php?title=File:TurkishArmyAlexandretta.jpeg&action=edit. Dosya sayfası

Hatay meselesinin son iki yılı

Fransa ile Suriye arasında Eylül 1936'da imzalanan antlaşma, Suriye'nin bağımsızlığına giden yolu açıyordu. Ankara, bu antlaşmayla İskenderun Sancağı'nın da Suriye'ye bağlanacağından endişe etti ve meseleyi Milletler Cemiyeti'ne taşıdı. Atatürk 1 Kasım 1936'daki Meclis açış konuşmasında İskenderun ve Antakya'nın geleceğini milletin gece gündüz meşgul olduğu büyük dava olarak tanımladı. 1937 başında yapılan Cenevre görüşmeleri sonucunda Milletler Cemiyeti sancak için ayrı bir statü ve anayasa kabul etti. Bu statü sancağı iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı bir yapı olarak tanımlıyordu.

1938'de seçmen kaydı ve seçim tartışmaları yeniden gerilim yarattı. Temmuz 1938'de Türkiye ile Fransa arasında yapılan bir anlaşmayla Türk birlikleri sancağa girdi. Yukarıdaki fotoğraf bu girişten bir kare. Eylül 1938'de sancak meclisi toplanarak Hatay Devleti'ni ilan etti. Bu devletin cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, başbakanı Abdurrahman Melek oldu. Atatürk bu gelişmeleri hasta yatağında izledi.
Tarih notu
9 Eylül 1936: Fransa-Suriye antlaşması. 1 Kasım 1936: Atatürk Meclis açış konuşmasında Hatay'ı büyük dava olarak tanımladı. 29 Mayıs 1937: Milletler Cemiyeti'nin sancak statüsü kararı. 19-24 Mayıs 1938: Mersin ve Adana yolculuğu. Temmuz 1938: Türk birlikleri sancakta. 2 Eylül 1938: Hatay Devleti. 10 Kasım 1938: Atatürk'ün ölümü. 29 Haziran 1939: Hatay Meclisi'nin katılma kararı.

Mayıs 1938: Güneye son yolculuk

Atatürk 19 Mayıs 1938'de Ankara'daki Gençlik ve Spor Bayramı törenini izledikten sonra akşam trenle güneye hareket etti. 20-24 Mayıs arasında Mersin'de kaldı, 24 Mayıs'ta Tarsus'a uğrayarak Adana'ya geçti ve aynı akşam trenle geri döndü. Yanında Afet İnan, Kılıç Ali, Salih Bozok ve doktoru Neşet Ömer İrdelp de vardı. Bu yolculuk, Hatay meselesinin en gergin dönemine denk geliyordu. Sancakta seçmen kaydı sürüyor, Fransa ile Türkiye arasındaki görüşmeler belirsizliğini koruyordu. Atatürk'ün güney sınırına yakın şehirlerde bulunması, Ankara'nın meseleye verdiği önemin açık bir işareti olarak görüldü. Mersin'de ve Adana'da askerî birliklerin geçit törenlerini ayakta izledi. Bu, doktorların kesin dinlenme önerisine rağmen yapılmış bir tercihti. Bir buçuk yıl önce, Ocak 1937'de de Hatay krizinin en gergin günlerinde trenle güneye yola çıkmış, görüşmelerin diplomatik yoldan sürmesi üzerine Ulukışla'dan geri dönmüştü.

Bu yolculuk aynı zamanda sağlığının artık ağır biçimde bozulduğu bir döneme denk geldi. Siroz teşhisi 1938'in başında konmuştu. Yolculuk sırasında yorgunluğu ve rahatsızlığı çevresindekiler tarafından fark edildi. 27 Mayıs'ta İstanbul'a geçti ve bir daha Ankara'ya dönemedi. Yazın bir bölümünü Savarona yatında geçirdi. Sonbaharda Dolmabahçe Sarayı'nda yatağa düştü. Bu nedenle Mersin-Adana yolculuğu, Atatürk'ün Anadolu'da yaptığı son büyük yurt gezisi olarak hatırlanır.
Hatay'daki oylamanın ardından Atatürk'ün gönderdiği kutlama telgrafı
Hatay'daki oylamanın ardından Atatürk'ün gönderdiği kutlama telgrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Kemal Atatürk. Dosya sayfası

Adana'da bir gün

Adana, Atatürk için ayrı bir anlam taşıyan bir şehirdi. 1918 sonbaharında Yıldırım Orduları Grubu komutanı olarak burada bulunmuş, Mondros'tan sonraki günlerde ordunun dağıtılmasına karşı tavır aldığı yazışmaların bir bölümünü buradan yapmıştı. Fransızların 1922 başında çekilmesinden sonra şehri birçok kez ziyaret etti. Bu ziyaretlerde kaldığı ev bugün Adana Atatürk Evi Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede sergilenen fotoğraflar arasında şehirdeki çeşitli ziyaretlerinden kareler bulunuyor.

1938 ziyareti ise öncekilerden farklıydı. Bu kez Atatürk'ün yorgunluğu çevresindekilerin gözünden kaçmıyordu. Buna rağmen programını aksatmamaya çalıştı. Adana'dan Ankara'ya dönüş, onun Çukurova'yı son görüşü oldu. Güney sınırına en çok yaklaştığı bu yolculuk, Hatay'la ilgili bütün anlatıların ortak durağıdır.

Hatay'ı gördü mü?

"Hatay'ı hiç görmedi" cümlesi daha dikkatli bir ele alış istiyor. Atatürk'ün 1938'de sancak topraklarına girmediği kesindir. Mayıs 1938 yolculuğu Adana'da sona erdi. Daha eski yıllar için ise durum farklıdır. 1918'de Yıldırım Orduları Grubu'nun bir parçası olarak Suriye cephesinde bulunmuş, Halep ve çevresinde savaşmış, ardından Adana'ya çekilmişti. Bu dönemde bölgeden geçişinin hangi güzergâhtan olduğu ayrı bir araştırma konusudur. Bu yüzden biz "Hatay'ı hiç görmedi" yerine, "Türkiye'ye katılmış bir Hatay'ı göremedi" ifadesini tercih ediyoruz. Belgeler bu ikinci cümleyi kesin olarak destekliyor.
Ek bilgi
Hatay'daki seçim ve meclis sürecinin ardından Atatürk bölgeye bir kutlama telgrafı gönderdi. Hasta olduğu dönemde yazılan bu telgraf, meseleyi son aylarında da yakından izlediğini gösteren belgelerden biridir. Yukarıdaki görsel bu telgrafın metnidir.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

Hatay'ı görmeden ölme anlatısı, Atatürk'ün son aylarını anlatan hatıraların önemli bir parçasıdır. Yakın çevresinden kişiler, Hatay'ın akıbetinin onu hasta yatağında bile meşgul ettiğini aktarmıştır. Bu hatıralar zamanla okul kitaplarına ve anma yazılarına geçti. Bu geçiş sırasında, "Hatay'ı kurtarmadan ölmeyeceğim" ya da "Hatay benim şahsi meselemdir" gibi sözler de ona atfedildi. Bu sözlerin bir bölümü dönemin gazetelerinde aktarılan konuşmalara dayanıyor, bir bölümü ise tam metni olmayan aktarımlar.

X'te son bir ayda Hatay'ı görmeden ölme konusunu öne çıkaran ve geniş yayılan bir paylaşım tespit edilmedi. Ancak 10 Kasım ve 29 Haziran yıldönümlerinde bu anlatı düzenli olarak yeniden paylaşılıyor ve çoğu zaman yukarıdaki sözlerle birlikte dolaşıyor.

Arşivdeki karşı kanıt ve destekleyici kanıt birlikte duruyor: Atatürk'ün 1 Kasım 1936 ve 1 Kasım 1937 Meclis konuşmalarındaki Hatay bölümleri, Mayıs 1938 gazetelerinin Mersin ve Adana haberleri, Hatay Devleti'nin Eylül 1938'deki kuruluş belgeleri ve 29 Haziran 1939 tarihli katılma kararı.
Atatürk Adana'da bir binadan çıkarken, Adana Atatürk Evi Müzesi koleksiyonu
Atatürk Adana'da bir binadan çıkarken, Adana Atatürk Evi Müzesi koleksiyonuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Gökhan Can. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Atatürk'e atfedilen Hatay sözlerini kullanırken, sözün hangi konuşmada, hangi tarihte ve hangi gazetede geçtiğini göstermek gerekiyor. Meclis konuşmalarındaki ifadeler tutanaklarda yer alıyor. Sohbetlerde söylendiği aktarılan sözler ise yalnızca anlatanın hatırasına dayanıyor.

Bir hasta yatağından yürütülen dış politika

Atatürk'ün son yılı, bir liderin bedeni zayıflarken devletin dış politikasını sürdürmeye çalışmasının dikkat çekici bir örneğidir. 1938'in büyük bölümünde Atatürk, sağlık durumu nedeniyle gündelik işlerden giderek çekildi. Ama Hatay meselesinde bilgilendirilmeye ve görüş bildirmeye devam etti. Mersin-Adana yolculuğu, bu ilginin sahaya yansımış hâliydi. Doktorlarının uyarılarına rağmen yapılan bu yolculuk, bir sembolik mesajdı: Ankara, meseleyi en üst düzeyde takip ediyordu.

Bu sembolizmin gücü, olayın bugün de duygusal bir dille anlatılmasının nedenidir. Ancak duygusal anlatı, olayın diplomatik tarafını gölgede bırakmamalı. Hatay'ın katılışı, İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığında, Fransa ile 23 Haziran 1939'da imzalanan antlaşmayla tamamlandı. Bu antlaşma, Avrupa'da savaşın yaklaştığı bir dönemde Fransa'nın Türkiye ile ilişkilerini güvence altına alma isteğiyle de bağlantılıydı. Yani Atatürk'ün başlattığı süreç, onun ölümünden sonra uluslararası dengelerin de katkısıyla sonuçlandı. Bu, bir kişinin hikâyesinden çok, bir devletin sürekliliğinin hikâyesidir.

Kısa özet

Atatürk 10 Kasım 1938'de öldü. Hatay Meclisi Türkiye'ye katılma kararını 29 Haziran 1939'da aldı. Atatürk Mayıs 1938'de Mersin'e ve Adana'ya giderek güney sınırına en yakın noktaya kadar geldi. Bu, onun son büyük yurt gezisiydi. Hatay Devleti'nin Eylül 1938'deki kuruluşunu hasta yatağında izledi. "Türkiye'ye katılmış Hatay'ı göremedi" cümlesi belgelerle uyumludur.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap