İçeriğe geç
Giriş yap
0

Osmanlı matbaayı 300 yıl yasakladı mı? Ferman iddiasının izini sürdük

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı tarihine dair en sık tekrarlanan iddialardan biri şudur: matbaa XV. yüzyılın ortasında Avrupa'da icat edildiği hâlde Osmanlılar onu yaklaşık üç yüz yıl boyunca yasakladı; II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim, Arap harfleriyle kitap basanların ölümle cezalandırılmasını emreden fermanlar çıkardı, ulema ve hattatlar da matbaaya karşı çıktı. Bu anlatıya göre Osmanlı'nın geri kalmasının en büyük nedenlerinden biri buydu. Peki bu fermanlar gerçekten var mı? Bu yazıda iddianın nereden çıktığını, nasıl yayıldığını ve belgelerin ne söylediğini adım adım inceledik.
Müteferrika matbaasında 1729'da basılan Vankulu Lügati
Müteferrika matbaasında 1729'da basılan Vankulu LügatiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Milli Kütüphane. Dosya sayfası

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

İddia: "II. Bayezid 1485'te, Yavuz Sultan Selim 1515'te matbaayı ölüm cezası tehdidiyle yasakladı. Bu yasak 1727'ye kadar sürdü; bu yüzden Osmanlı'da üç yüz yıl kitap basılmadı."

İlk ortaya çıkış: Bu yasak haberinin bilinen en eski kaynakları Osmanlı değil, Avrupa kaynaklarıdır. Fransız kozmograf André Thevet, 1584'te yayımladığı ünlü portreler ve hayat hikâyeleri kitabında, II. Bayezid'in matbaayı yasakladığını yazdı. Bu bilgi sonraki yüzyıllarda Avrupalı yazarlar tarafından tekrarlandı ve tarihler, ayrıntılar ve cezalar zamanla eklenerek büyüdü. Osmanlı arşivlerinde ya da Osmanlı kroniklerinde bu fermanların metni bugüne kadar ortaya çıkmadı.

Yayılma zaman çizelgesi:

  • 1584: André Thevet, II. Bayezid'in matbaayı yasakladığını yazar.
  • XVII–XVIII. yüzyıllar: Avrupalı gezginler ve yazarlar bu bilgiyi tekrarlar; yasak, Osmanlı'nın "değişime kapalı" olduğuna dair genel bir anlatının parçası hâline gelir.
  • XIX. yüzyıl: Avrupa'da yazılan Osmanlı tarihlerinde 1485 ve 1515 tarihleri ve ölüm cezası ayrıntısı yerleşir.
  • XX. yüzyıl: Bu anlatı Türkçe ders kitaplarına ve popüler tarih yazılarına girer; "ulema ve hattatların direnişi" bir açıklama olarak eklenir.
  • 2017: Tarihçi Kathryn A. Schwartz, "Did Ottoman Sultans Ban Print?" başlıklı makalesinde yasak iddiasının kaynaklarını inceler ve Osmanlı belgelerinde böyle bir fermanın izine rastlanmadığını gösterir.
  • Günümüz: Sosyal medyada "Osmanlı matbaayı 300 yıl yasakladı" cümlesi, çoğunlukla hiçbir belge gösterilmeden ve bir milleti ya da inancı küçümsemek için kullanılan bir slogan olarak dolaşır.
Belgelenmiş açıklamalar: Schwartz'ın çalışması, yasak iddiasının yalnızca Avrupa kaynaklarında yer aldığını, bu kaynakların birbirini tekrarladığını ve hiçbirinin bir Osmanlı belgesine dayanmadığını ortaya koydu. Tarihçiler bugün matbaanın Müslüman toplumda geç yaygınlaşmasını bir yasakla değil, başka etkenlerle açıklıyor: güçlü ve köklü bir el yazması kitap kültürü, hattatlığın sanat ve meslek olarak önemi, Arap harflerinin bitişik ve çok biçimli yapısının dökme harfle basımı zorlaştırması ve basılı kitap için yeterli bir pazarın henüz oluşmamış olması.
Müteferrika matbaasında basılan İran haritası
Müteferrika matbaasında basılan İran haritasıGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Etruksian. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Gayrimüslim matbaaları: Osmanlı'da "üç yüz yıl kitap basılmadı" iddiası da doğru değildir. İstanbul'da Sefarad Yahudileri, 1490'ların başında İbranice kitap basan bir matbaa kurdu; bu matbaa, Osmanlı topraklarındaki ilk matbaa kabul edilir. Ermeni matbaacı Abgar Tıbir, 1567'de İstanbul'da Ermenice kitaplar bastı. Rum Ortodoks Patrik Kirilos Lukaris de 1627'de İstanbul'da bir Rumca matbaa kurdurdu. Bu matbaaların varlığı, Osmanlı yönetiminin basım teknolojisini genel olarak yasaklamadığını gösterir. Tartışma, yalnızca Arap harfleriyle Türkçe ve Arapça kitap basımı üzerinedir.

Müteferrika'nın izni

Arap harfleriyle Türkçe kitap basan ilk matbaa, İbrahim Müteferrika ve Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin oğlu Said Mehmed Efendi tarafından kuruldu. Müteferrika, 1726'da matbaanın yararlarını anlatan bir risale yazarak Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sundu. Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi, dinî olmayan kitapların basılmasının caiz olduğuna dair fetva verdi; 1727 yazında III. Ahmed'in fermanıyla matbaaya izin verildi. Fermanda dinî kitapların basılmaması şart koşuldu; ancak sözlük, tarih, coğrafya ve bilim kitaplarının basılmasına izin verildi. İlk kitap, 1729'da basılan Vankulu Lügati oldu.

Arşivler ne diyor?

Müteferrika'nın matbaasına verilen izin, Osmanlı belgelerinde açık bir şekilde yer alır: fermanın metni, fetva ve Müteferrika'nın risalesi, Vankulu Lügati'nin baş tarafında basılmıştır. Bu belgelerin hiçbirinde önceki bir yasaktan söz edilmez. Eğer II. Bayezid ya da Yavuz Sultan Selim döneminde böyle bir ferman olsaydı, Müteferrika'nın izninin bu fermanı açıkça kaldırması beklenirdi. Oysa izin belgelerinde, yalnızca matbaanın yararlarından ve dinî kitapların neden basılmayacağından söz edilir. İstanbul'daki Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde ve Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde de 1485 ya da 1515 tarihli bir yasak fermanı bugüne kadar yayımlanmadı.
Müteferrika'nın 1728'de bastığı Hint Okyanusu ve Çin Denizi haritası
Müteferrika'nın 1728'de bastığı Hint Okyanusu ve Çin Denizi haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ibrahim Müteferrika. Dosya sayfası
Ek bilgi
Hattatlar ve kâtipler: Popüler anlatıda, İstanbul'daki binlerce kâtip ve hattatın işsiz kalma korkusuyla matbaaya karşı çıktığı anlatılır. Bu hikâye de güçlü bir belgeye dayanmaz; kaynağı yine sonraki dönemlerde yazılan anlatılardır. Ancak el yazması kitap kültürünün güçlü olduğu ve kâtipliğin önemli bir meslek olduğu doğrudur. Bu kültürün varlığı, matbaanın neden hızla yayılmadığını açıklayan etkenlerden biridir.

Matbaa neden yavaş yayıldı?

Müteferrika'nın matbaası 1729 ile 1742 arasında 17 eser bastı. Bu sayı, aynı dönemde Avrupa'daki matbaaların ürettiği kitap sayısıyla karşılaştırıldığında çok küçüktür. Bunun nedenleri arasında şunlar sayılabilir: basılan kitapların pahalı olması, el yazması kitapların hâlâ güçlü bir okur kitlesinin tercihi olması, matbaanın dinî kitap basma izninin olmaması ve basılı kitap pazarının dar kalması. Müteferrika'nın basılmış kitaplarının bir kısmının satılamadan uzun süre depolarda kaldığı bilinir. Bu, sorunun bir yasaktan çok talep ve pazar meselesi olduğunu gösterir.

Bu iddiayı nasıl okumalıyız?

"Osmanlı matbaayı yasakladı" iddiası, Avrupa'da XVI. yüzyılda ortaya çıkan ve kendi içinde çoğalan bir anlatının ürünüdür. Bu anlatı, Osmanlı'yı değişime kapalı bir toplum olarak gösteren genel bir bakış açısının parçasıydı. Bugün de aynı iddia, Türkiye'de bir yandan geri kalmışlığın tek açıklaması olarak, bir yandan da belirli bir dünya görüşünü eleştirmek için kullanılır. Oysa gerçek tablo daha karmaşıktır: gayrimüslimlerin matbaaları yüzyıllarca İstanbul'da çalıştı; Arap harfli basımın geç yaygınlaşması ise kültürel, teknik ve ekonomik etkenlerin bir sonucudur.
Tarih notu
Kronoloji:
1490'lar: İstanbul'da ilk İbranice matbaa kurulur.
1567: Abgar Tıbir İstanbul'da Ermenice kitap basar.
1584: Thevet yasak iddiasını yazar.
1627: Kirilos Lukaris'in Rumca matbaası.
1726: Müteferrika risalesini sunar.
1727: Fetva ve ferman ile izin verilir.
1729: Vankulu Lügati basılır.
2017: Schwartz'ın makalesi yayımlanır.

Belgeye dönüş

Bu iddia, tarih bilgisinin nasıl çoğaldığını gösteren öğretici bir örnektir. Bir Fransız yazarın XVI. yüzyılda yazdığı bir cümle, yüzyıllar içinde tarihleri, cezaları ve ayrıntıları olan bir "kesin bilgi"ye dönüştü. Bize göre bu konuda yapılması gereken, Osmanlı'yı aklamak ya da suçlamak değil, belgeye dönmektir. Belgeler, matbaanın Osmanlı'da geç yaygınlaştığını gösteriyor; ama bir yasakla engellendiğini göstermiyor. Bu ikisi arasındaki farkı görmek, hem Osmanlı'yı hem de matbaanın tarihini daha doğru anlamamızı sağlar.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap