Abdülhak Hâmit Tarhan, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan ömrüyle Türk edebiyatında "Şair-i Azam", yani Büyük Şair sıfatıyla anılır. Vikipedi'ye göre Cumhuriyet döneminde Atatürk, düzenlediği yemeklerde, Tarih Kurumu ve Dil Kurumu toplantılarında onu ayağa kalkarak "üstad" diye selamlamış, ona yer vermiş ve hürmet göstermiştir; 1937'deki ölümünde de Atatürk'ün emriyle ulusal cenaze töreni yapıldı. Bu yazı Vikipedi'nin Abdülhak Hâmit Tarhan maddesine dayanır. Abdülhak Hâmit Tarhan Londra'daGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Bebek'teki Hekimbaşı Yalısı
Vikipedi'ye göre Abdülhak Hâmit 2 Ocak 1852'de İstanbul'da, Bebek'teki Hekimbaşı Yalısı'nda köklü bir ulema ailesinin ferdi olarak doğdu. Babası tarihçi ve diplomat Müverrih Hayrullah Efendi, annesi Kafkasya'dan getirilmiş bir cariye olan Münteha Hanım'dı. Ailenin dört çocuğundan üçüncüsüydü.
Dikkat: yanlış bilinen
Maddenin başlık satırı doğum yerini "Beşiktaş", hayat bölümü ise "Bebek'teki Hekimbaşı Yalısı" olarak verir. Bebek tarihî olarak Beşiktaş'a bağlı bir semttir; iki ifade aynı yeri farklı ölçekte anlatıyor olabilir. Doğum tarihi olarak verilen 2 Ocak 1852, kaynakta açıkça yazılı bir gündür.
Kaynağa göre Bebek'teki mahalle mektebinden sonra bir süre Rumelihisarı Rüştiyesi'ne devam etti, ardından evde özel derslerle yetişti; hocalarından Hoca Tahsin Efendi'nin üzerinde büyük etkisi oldu. On yaşındayken ağabeyi Nasuhi ile birlikte, eğitim sistemini incelemek üzere Paris'te bulunan babasının yanına gönderildi. Vikipedi, gördüğü tek düzenli öğrenimin Paris'teki bir buçuk yıllık tahsil olduğunu yazar.
Tahran, Edirne ve ilk oyunlar
Vikipedi'ye göre babasının ölümünden sonra 1867'de İstanbul'a dönen Hâmit, Maliye ve Şûrâ-yı Devlet Mektubî kalemlerinde memuriyete başladı ve burada Ebüzziya Tevfik, Samipaşazade Sezai gibi edebiyatçılarla arkadaşlık etti. 1873'te Recaizade Ekrem ile tanıştı ve onu "ikinci üstadı" saydı; birinci üstadı, dönemin genç yazarlarını etkisi altına alan Namık Kemal'di. İlk eseri Tahran hatıralarını anlatan "Macera-yı Aşk"tır.
Kaynağa göre 1874'te Edirne'de ağabeyinin konağında Pirizade ailesinden on üç yaşındaki Fatma Hanım ile evlendi. Ahmet Vefik Paşa'nın, içinde atasözleri bulunan bir oyun yazması önerisine uyarak Edirne'de "Sabr ü Sebat" oyununu yazdı; "İçli Kız", "Duhter-i Hindu" ve "Nazife" gibi eserler bunu izledi.
Paris sefareti ve Ferit Bey
Paris Sefareti kâtibi Abdülhak HâmitGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Vikipedi'ye göre Hâmit, Hariciye mesleğini seçerek 1876'da Paris Büyükelçiliği ikinci kâtibi olarak Fransa'ya gitti. Paris'in eğlence hayatında geçirdiği iki yılı "Divaneliklerim yahut Belde" adlı kitapta topladı; kaynak, on yedi şiir içeren bu kitapta hayatı ve gerçek dünyayı anlatmasının Hâmit'in şiire getirdiği yenilik olduğunu yazar. Madde, Paris yıllarında Hâmit'in Paris yıllarında, sonradan Damat Ferit Paşa olarak tarih sahnesine çıkacak Ferit Bey ile arkadaşlık ettiğini de kaydeder. Mütareke döneminin sadrazamı Damat Ferit'in, Mustafa Kemal'in Anadolu'daki hareketine karşı yürüttüğü siyaset sitede ayrı bir konuda anlatılmıştır.
Vikipedi'ye göre Hâmit Paris'te Racine, Corneille, Victor Hugo, Lamartine ve Musset'yi okudu, "Nesteren" ve "Tarık" oyunlarını yazdı. 1878'de Fransa'da yayımlanan "Nesteren", biri halkça sevilen öbürü sevilmeyen iki kardeş hükümdarın kavgasını anlattığı için V. Murat ile II. Abdülhamid'in durumuna benzetildi ve sarayda kuşku uyandırdı.
Bombay, Fatma Hanım'ın ölümü ve "Makber"
Vikipedi'ye göre Hâmit 1881'de Poti şehbenderliğine, birkaç ay sonra Yunanistan'ın Golos şehrine atandı; 1883'te hasta karısına havasının iyi geleceğini düşünerek Bombay konsolosluğunu kabul etti. Fatma Hanım'a verem teşhisi konunca aile İstanbul'a dönmek üzere yola çıktı; kaynağa göre Fatma Hanım İstanbul'a varamadan, Beyrut'ta vali olan Nasuhi Bey'in konağında 1885'te öldü. Hâmit İstanbul'da kendini edebiyata verdi ve karısıyla ilgili "Ölü", "Bunlar O'dur" ve "Hacle" eserlerini yayımladı. Madde, Hâmit'in yıllar sonra ikinci eşi için de "Makber"e benzer bir eser yazmayı düşündüğünü kaydeder.
Ek bilgi
Vikipedi'ye göre Hâmit, ikinci eşi Nelly Hanım'ın 1911'deki ölümünden sonra onun için "Makber"e benzer, "Medfen" adını vereceği bir eser yazmayı düşündü ama bu tasarıyı gerçekleştiremedi.
Londra, Lahey ve Brüksel
Vikipedi'ye göre Hâmit 1886 sonunda Londra'ya gitti ve bu kenti çok sevdi; İngiltere'yi "yarı vatan" edindi. "Finten" ile birlikte basım izni için İstanbul'a gönderdiği "Zeynep" oyununda "devlet ve hanedanla eğlendiği" sonucuna varılınca görevinden alındı; II. Abdülhamid'e edebiyatla uğraşmayacağına söz veren bir dilekçe yazdıktan sonra Londra'daki görevine dönebildi. 1890'da İngiliz Nelly Hanım ile evlendi, 1895'te Lahey, iki yıl sonra yeniden Londra'da elçilik müsteşarı oldu. 1906'da Brüksel Büyükelçiliği'ne atandı. Nelly Hanım 1911'de veremden öldü.
Lüsyen Hanım, Ayan Meclisi ve Viyana
Vikipedi'ye göre ağabeyi Nasuhi Bey'in 1912'deki ölümünün ardından Hâmit'in işine son verildi; aynı yıl on sekiz yaşındaki Belçikalı Lüsyen (Lucienne) ile evlenip İstanbul'a döndü. Kendisine önerilen Maarif Nazırlığını kabul etmedi; Meclis-i Ayan üyeliğine getirildi ve bir süre sonra meclis başkanı oldu. Birinci Dünya Savaşı sonunda eşiyle Viyana'ya gitti ve orada sıkıntılı, parasız günler geçirdi.
Tarih notu
Vikipedi'ye göre Hâmit'in Viyana'da yazdığı ve Türkiye'de geniş yankı uyandıran "Şair-i Azam" şiirinin yayımlanmasından sonra Ankara hükûmeti devreye girdi; Hâmit İstanbul'a getirildi, Ankara hükûmeti ona maaş bağladı ve İstanbul Belediyesi ona Maçka Palas'ta bir daire sağladı. Kaynak bu dönüşün kesin gününü vermez.
Cumhuriyet'in "üstad"ı
Vikipedi'ye göre Hâmit 1920'de Lüsyen Hanım'dan dostça ayrıldı; Lüsyen Hanım 1927'de bir İtalyan kontuyla evliliğini ve kontes unvanını bırakıp Hâmit'e döndü. 1922'de "Ruhlar", 1923'te "Garam", 1924'te "Yabancı Dostlar" yayımlandı; 1925'te 73. doğum yıl dönümü Galatasaray Lisesi'nde Samipaşazade Sezai ve Halid Ziya'nın da bulunduğu bir törenle kutlandı. Kaynağa göre 1929 ara seçiminde TBMM III. Dönem İstanbul milletvekili olarak meclise girdi ve IV. ve V. dönemlerde de İstanbul milletvekilliğini sürdürdü.
Atatürk'ün Hâmit'e gösterdiği saygı, Vikipedi'de somut sahnelerle anlatılır: yemeklerde, Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının toplantılarında Atatürk onu ayağa kalkarak "üstad" diye selamlıyor ve ona yer veriyordu. Tanzimat'ın şairinin Cumhuriyet meclisinde milletvekili olması, Atatürk'ün eski kuşağın edebî mirasını yeni devletle bağlamak istemesinin bir göstergesi olarak okunabilir.
12 Nisan 1937: Zincirlikuyu'nun ilk mezarı
Abdülhak Hâmit Tarhan koltuğunda, Finten eseriyleGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Vikipedi'ye göre Abdülhak Hâmit 12 Nisan 1937'de Maçka Palas'taki dairesinde 85 yaşında öldü. Mustafa KemalAtatürk'ün emriyle ulusal cenaze töreni düzenlendi ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilen ilk kişi oldu. Atatürk'ün ölümünden bir buçuk yıl önce gerçekleşen bu tören, Cumhuriyet'in bir edebiyatçıya devlet eliyle gösterdiği ilk büyük saygı gösterilerinden biri olarak hatırlanır.