Mustafa Kemal'in "Gazi" unvanı ve mareşal rütbesi çoğu zaman 30 Ağustos 1922 zaferiyle, yani Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle birlikte anılır. Zafer kutlamalarında, okul panolarında ve kısa bilgi kartlarında iki olayın aynı cümlede geçmesi bu karışıklığı besler. Oysa unvan ve rütbe, Büyük Taarruz'dan neredeyse bir yıl önce, Sakarya Meydan Muharebesinin hemen ardından, 19 Eylül 1921'de Meclisin çıkardığı bir kanunla verildi.
Kaynaklar
Belge: Büyük Taarruz — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Zafer KOYLU. Tarih: 26 Ekim 2025.
Birinci Meclis'in genel kurul salonuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
Bu yanlış belirli bir yazara ya da tek bir kitaba dayanmaz. Kaynağı, Atatürk'ün askerî hayatının özet listelerinde Büyük Taarruz'un en büyük zafer olarak öne çıkarılmasıdır. Bilgi yarışmalarında, sınav hazırlık notlarında ve sosyal medya paylaşımlarında "Başkomutan, büyük zaferin ardından mareşal oldu" gibi cümleler sıkça görülür. Sonradan Sakarya ile Dumlupınar birbirine karışır. Bir başka kaynak da sözcüklerin benzerliğidir. 1921 Ağustosunda Meclis Mustafa Kemal'e Başkomutanlık yetkisi vermişti. "Başkomutanlık Meydan Muharebesi" adı ise 1922'deki savaşa verildi. İki olaydaki "Başkomutan" kelimesi, unvanların da 1922'de verildiği izlenimini doğurur.
Yaygın iddia
YAYGIN İDDİA: "Mustafa Kemal'e Gazi unvanı ve mareşallik rütbesi 30 Ağustos 1922'de kazanılan Büyük Zafer'den sonra verildi."
Ek bilgi
DOĞRUSU: Unvan ve rütbe, Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılmasının ardından 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin oy birliğiyle kabul ettiği 153 sayılı kanunla verildi. Büyük Taarruz bundan yaklaşık on bir ay sonra başladı.
Sakarya: Ağustos–Eylül 1921
Başkomutan Mustafa Kemal, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralandı, ama 12 Ağustos'ta cephedeydi. Yunan ordusu 13 Ağustos 1921'de ilerlemeye başladı ve 17–18 Ağustos'ta Türk birlikleriyle ilk kez karşılaştı. Türk kuvvetleri Sakarya kıyısına kadar oyalama muharebeleri yaparak ilerlemeyi yavaşlattı. 23 Ağustos'ta yaklaşık 100 kilometrelik bir cephede asıl muharebe başladı. Yunan ordusunun amacı Türk sol kanadını kuşatmak ve Ankara'ya ulaşmaktı.
Bu muharebede Mustafa Kemal'in en çok bilinen emri verildi:
[alinti]Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.[/alinti]
Bu anlayış, ele geçirilen her tepenin kaybedilmiş bir savaş anlamına gelmediği bir savunma düzeni kurdu. Çal Dağı'nın düşmesi muharebeyi kaybettirmedi. 6 Eylül'de taarruzun doruğa ulaştığını değerlendiren Mustafa Kemal karşı taarruz emrini verdi. 13 Eylül'de düşman Sakarya Nehrinin batısına atıldı ve sonuç aynı gün telgrafla Meclise bildirildi. 14 Eylül'deki beyannamede şunu söyledi: "Silahlarımızı amacımız bütün bütün sağlandıktan sonra bırakacağız." Fevzi Paşa ve Mustafa Kemal PaşaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
19 Eylül 1921: Meclis'teki beş önerge
19 Eylül'de Mustafa Kemal Meclis kürsüsünden muharebeyi anlattı. Konuşmasının sonunda Meclise, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'ya, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya, Millî Müdafaa Vekili Refet Paşa'ya ve bütün subay ve erlere teşekkür etti. Karesi Milletvekili Vehbi Bey'in, beyanatın Fransızca tercümesiyle birlikte basılıp dünyaya duyurulmasına ilişkin önergesi oy birliğiyle kabul edildi.
Gazilik ve mareşallik için toplam beş önerge verildi. Birini Kozan Milletvekili Fevzi Paşa ile Edirne Milletvekili İsmet Paşa birlikte verdi. Saruhan Milletvekili İbrahim Süreyya Bey 62 milletvekili adına bir önerge sundu. Erzurum Milletvekili Durak Bey, Aydın Milletvekili Tahsin Bey ve Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi de birer önerge verdi.
Kanun oy birliğiyle kabul edildi ve 19 Eylül 1921 tarihli, 153 sayılı kanun olarak yürürlüğe girdi. Metinde geçen "rütbe-i müşiri", mareşallik rütbesidir.
Ek bilgi
Rütbesiz Başkomutan: Mustafa Kemal, Meclisteki teşekkür konuşmasında Sakarya'nın sonuna kadar bir askerî rütbesi olmadığını hatırlattı. Osmanlı rütbesi, o devlet tarafından geri alınmıştı. Dolayısıyla 1921'deki mareşallik, Meclisin ona verdiği ilk askerî rütbeydi. Mustafa Kemal bu taltifin asıl sahibinin Meclisin ordusu olduğunu söyledi.
1919'dan 1921'e: Rütbesiz geçen iki yıl
Mustafa Kemal'in "askerî bir rütbem yoktu" demesinin bir geçmişi vardı. Anadolu'ya Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak geçmişti. İstanbul hükümetiyle arası açılınca Temmuz 1919'da Erzurum'da askerlikten istifa etti. Osmanlı yönetimi de onun resmî görevine son verdi ve rütbesini geri aldı. Erzurum ve Sivas kongrelerine, Heyet-i Temsiliye başkanlığına ve Meclis başkanlığına hep sivil sıfatla geldi. Başkomutanlık 1921 Ağustosunda bir yetki olarak verildi, ama bir rütbe değildi. Sakarya'dan sonraki kanun bu boşluğu doldurdu. Bu sırayı bilmek, yanlışın neden kolayca yerleştiğini de açıklar. 1922'deki büyük zafer, daha önce verilmiş bir rütbeyi taşıyan bir başkomutanın zaferiydi.
20 Eylül 1921: Orduya beyanname
Kanunun ertesi günü Mustafa Kemal orduya bir beyanname yayımladı. Komutanlara, subaylara ve erlere ayrı ayrı teşekkür etti:
[alinti]Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastlanmamıştır. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir.[/alinti]
Beyannamede Meclisin verdiği rütbe ve unvanın doğrudan orduya dayandığını, bunları "ancak orduya bağlayarak" bütün askerlik hayatının en büyük övünç kaynağı olarak taşıyacağını belirtti. Sakarya Meydan Muharebesi Tarihî Millî ParkıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Murat Özsoy 1958. Dosya sayfası
Kanun numarası neyi söylüyor?
Tarih karışıklığını çözmenin en kısa yolu kanunun numarasına bakmaktır. Birinci Meclis kanunlarını kabul sırasını izleyen numaralarla yayımladı. Kanunun 153 numarası ile 19 Eylül 1921 tarihi Meclis kayıtlarında birlikte geçer. Ayrıca kanun metni Mustafa Kemal'i "Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan" diye anar. Bu ifade, Başkomutanlık yetkisinin Meclis tarafından süreli olarak verildiği ve uzatıldığı 1921–1922 dönemine özgüdür.
Tarih notu
Gazi unvanının anlamı: "Gazi" sözcüğü Osmanlı geleneğinde savaşta zafer kazanan ya da savaşta yaralanan kişi için kullanılırdı. Meclis bu unvanı kanunla verdi ve Mustafa Kemal 1921'den sonra resmî yazışmalarda ve halk arasında uzun süre "Gazi Mustafa Kemal Paşa" diye anıldı. Bu kullanım 1922 zaferiyle başlamadı, Sakarya'dan sonra yerleşti.
Sakarya'nın ardından dış politikada da sonuçlar alındı. Fransa ile Ankara Antlaşması, Sovyet Rusya ve Kafkas cumhuriyetleriyle Kars Antlaşması imzalandı. Gazi unvanı bu nedenle 1922 zaferinin değil, savunmadan karşı taarruza geçilen 1921 sonbaharının ürünüdür.
Gazi ve mareşal Sakarya'dan sonra
Bu yanlış küçük bir tarih kayması gibi görünse de iki zaferin anlamını da bulanıklaştırır. Sakarya, Ankara'ya yürüyen ordunun durdurulduğu ve Türk tarafının savunmadan çıktığı dönüm noktasıdır. Meclis bu dönüm noktasını Mustafa Kemal'e verdiği unvan ve rütbeyle hemen tescil etti. Büyük Taarruz ise bu kanunda öngörülen kesin zafer oldu. Tarih sırası doğru kurulduğunda, 1921'deki "Gazi" unvanının 1922 zaferinden önce verilmiş bir güven oyu olduğu görülür.