Yirmi iki yıllık bir kanunun yerine
Cumhuriyet'in ilk yıllarında basın, Meşrutiyet döneminde çıkarılmış olan 16 Temmuz 1325 (1909) tarihli Matbuat Kanunu ve ona yapılan eklerle yönetiliyordu. Harf Devrimi'nden sonra gazetelerin yeni harflere geçmesi, tirajların değişmesi ve basının siyasal hayattaki etkisinin artması, yeni bir düzenleme ihtiyacını gündeme getirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Temmuz 1931'de 1881 sayılı Matbuat Kanunu'nu kabul etti. Kanun, 8 Ağustos 1931 tarihli ve 1867 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı ve yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.Kaynaklar
Altmış sekiz madde ve iki geçici maddeden oluşan kanun, yirmi üç fasla ayrılmıştı. Matbaa açmaktan gazete sahipliğine, düzeltme ve cevap hakkından basın yoluyla işlenen suçların yargılanmasına kadar geniş bir alanı düzenliyordu.Belge: Matbuat Kanunu (kanun metni, Düstur) — Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kanun No. 1881. Tarih: 25 Temmuz 1931.

Kanunun kapsamı: Matbua nedir?
Birinci madde, basın hürriyetinin ve basılmış eserlerin yayımının bu kanundaki hükümlere bağlı olduğunu belirtir. Kanun, matbaada ya da başka mekanik ve kimyevi araçlarla veya elle çoğaltılarak yayımlanan yazı, resim, sözlü ya da sözsüz müzik eserleri ve gramofon plakları gibi eserleri kapsar; bunlara kanunda "matbua" denir. Sinematografla ilgili konular ise kanunun dışında bırakılmıştı.İkinci madde, yayının tanımını yapar: Herkesin görebileceği ya da paralı parasız girebileceği yerlerde matbuaların sergilenmesi, asılması, dağıtılması, satılması ya da satışa sunulduğunun ilan edilmesi yayın sayılır. Basın suçu ancak bu anlamda yapılan yayınla oluşabilir.
Matbaa açmak: İzin değil beyanname
İkinci fasıl, matbaa açma usulünü düzenler. Bir matbaa açılmadan önce bulunacağı yerin en büyük mülki amirine bir beyanname verilir. Beyannamede matbaayı açacak kişinin ve ortaklarının adı, soyadı ve ikametgâhı, matbaanın yeri, hangi dillerde ve hangi baskı sistemiyle çalışacağı yazılır. Yer, sistem ya da ortak değişikliği de yeni bir beyannameyle bildirilir. Beyannamesiz matbaa açmak ve beyannamede yanlış bilgi vermek para cezasıyla yaptırıma bağlanmıştı.Matbaacılar, bastıkları her türlü eserden ikişer nüshayı aynı gün mülki amire ve Cumhuriyet savcılığına vermekle yükümlüydü. Bu "derme" usulü, hem denetimin hem de basılı eserlerin arşivlenmesinin aracıydı.
Tarih notu
Kronoloji: 16 Temmuz 1325 (1909) Meşrutiyet dönemi Matbuat Kanunu; 1 Kasım 1928 Harf Devrimi; 25 Temmuz 1931 1881 sayılı kanunun kabulü; 8 Ağustos 1931 Resmî Gazete'de yayımı ve yürürlük; 1950 5680 sayılı Basın Kanunu'nun kabulü.
Gazete sahibi olmanın şartları
Kanunun on ikinci maddesi, gazete ve mecmua sahiplerinde aranacak nitelikleri sayar. Bunların başlıcaları şunlardır:- Türk olmak,
- yirmi yaşını bitirmiş olmak,
- yüksek okul ya da lise ve dengi bir okuldan diploma sahibi olmak,
- yabancı bir devletin hizmetinde bulunmamak,
- fiilen devlet memuru ya da asker olmamak,
- sayılan ağır suçlardan ve "vatan, millî mücadele, cumhuriyet ve inkılap aleyhinde" bulunmaktan mahkûm olmamak,
- Millî Mücadele sırasında işgal altında düşman amaçlarına hizmet eden yayın yapmamış olmak.

Yabancı yayınlar ve yabancıların gazeteleri
On üçüncü madde, Türkiye'de yabancıların gazete ve mecmua çıkarmasını hükümetin ayrıca iznine ve yayın müdürünün Türk vatandaşı olmasına bağladı. Bu yayınların Cumhuriyet Hükümeti'nin iç ve dış siyaseti aleyhine yayın yapamayacağı da hükme bağlandı. Elli birinci madde ise yabancı bir ülkede çıkan gazete ya da mecmuanın Türkiye'ye sokulmasının ve dağıtılmasının İcra Vekilleri Heyeti kararıyla yasaklanabileceğini düzenledi.Elli birinci maddenin komşusu: Ellinci madde
Kanunun en çok tartışılan hükmü ellinci maddedir. Bu madde uyarınca memleketin genel siyasetine dokunan yayınlar nedeniyle İcra Vekilleri Heyeti kararıyla gazete ve mecmualar geçici olarak kapatılabilirdi. Kapatılan gazetenin sorumluları, kapatma süresince başka bir adla gazete çıkaramazdı. Bu hüküm, mahkeme kararı olmaksızın idari kararla kapatmaya imkân verdiği için hem dönemin basın çevrelerinde hem de sonraki değerlendirmelerde eleştirildi.Ek bilgi
Kanun yalnız yasak ve ceza hükümleri içermez. On dördüncü madde, ilmî ve ahlaki yayınlarıyla en az bir yıl kesintisiz olarak "fazilete hizmet eden" gazete ve mecmualara Darülfünun Divanı kararıyla Maarif Vekâleti tarafından takdirname verilmesini öngörür. Düzeltme ve cevap hakkı, resmî tebliğlerin yayımlanması gibi hükümler de basının kamu hizmeti yönünü düzenler.
Gazetecilerin kimlik kartı ve dağıtım düzeni
Kanunun beşinci faslı, gazete çalışanlarını da kayıt altına aldı. Her gazete ve mecmua; muhbir, muhabir, yazar, ressam, fotoğrafçı ve idarehane dışında abone kaydeden ya da ilan toplayan çalışanlarının adlarını mülki amire bildirmekle yükümlüydü. Bu kişiler, gazetelerinin verdiği ve mülki amirliğin onayladığı bir kimlik kartı taşımak zorundaydı. Gazete ve mecmua satmak isteyenlerin de zabıtaya başvurması gerekiyordu.Bu hükümler, bugün basın kartı olarak bilinen uygulamanın erken bir biçimi sayılabilir. Bir yandan gazetecilik mesleğini tanımlıyor, öte yandan gazete çalışanlarını idarenin bilgisi içinde tutuyordu. Kanun ayrıca beyannamesinde bildirdiği yayın aralığını art arda ve tekrar tekrar geciktiren yayınlar için de yaptırım öngördü; böylece düzenli yayın, kanuni bir yükümlülük hâline geldi.
Basın suçlarının yargılanması
Kanunun son fasılları, basın yoluyla işlenen suçların yargılanmasını ayrıntılı usullere bağladı. Savcıların ve hâkimlerin belirlenen süreler içinde işlem yapmalarını zorunlu kılan, yapmadıklarında sorumluluklarını öngören hükümler bu bölümdedir. Fertlerin özel ve aile hayatına ilişkin yayınlar, milli paranın değerini düşürecek yayınlar ve bazı soruşturma belgelerinin yayımlanması gibi konular da ayrı maddelerle sınırlandı.Altmış altıncı madde, 1909 tarihli Matbuat Kanunu'nu ve eklerini, matbaalar kanununu ve telif hakkı kanununun bu kanuna aykırı hükümlerini kaldırdı. Geçici madde uyarınca yayımlanmakta olan bütün gazete ve mecmualar, kanunun yayımından itibaren on beş gün içinde beyanname vererek yeni düzene uymak zorundaydı.

Doğrusu
Dönemin basın ortamı
Kanun, Türk basınının yeni harflere geçişinin ardından gelen zor bir dönemde çıktı. Harf değişikliğinden sonra okur sayısı geçici olarak düşmüş, birçok gazete ekonomik sıkıntıya girmişti. 1930'da kurulan ve kısa süre sonra kapanan Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi sırasında basında yaşanan sert tartışmalar da yeni düzenlemenin arka planındaydı. Hükümet, basının bir yandan devrimleri halka anlatma görevini üstlenmesini, öte yandan siyasal istikrarı sarsmamasını istiyordu.Kanunun yayımından birkaç yıl sonra, Mayıs 1935'te Ankara'da Birinci Basın Kurultayı toplandı. Bu kurultay, basın mesleğinin örgütlenmesi ve gazetecilerin çalışma koşulları gibi konuları ele aldı. Böylece 1931 kanunu, basının hukuki çerçevesini; 1935 kurultayı ise mesleki tartışmasını temsil eden iki dönüm noktası oldu.