Birinci Dünya Savaşı'nın Kafkas cephesinde Osmanlı Devleti'nin yaşadığı en ağır kayıplardan biri, 16 Şubat 1916'da Erzurum'un Rus ordusu tarafından ele geçirilmesidir. Doğu Anadolu'nun en güçlü kalesi kabul edilen ve çevresi tabyalarla çevrili olan şehir, kış ortasında başlayan beklenmedik bir taarruzla düştü. Rus Kafkas ordusunun fiilî komutanı General Nikolay Yudeniç'in planladığı bu harekât, ardından Trabzon, Muş, Bitlis ve Erzincan'ın da kaybedilmesine yol açtı. Bu yazıda Erzurum'un düşüşüne giden süreci, taarruzun seyrini, sonuçlarını ve şehrin 12 Mart 1918'de yeniden alınmasını ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: Birinci Dünya Savaşı Doğu (Kafkas) Cephesi, Rus İleri Harekatı (1916-1917) (Sayim Türkman) — TESAM Akademi Dergisi (DergiPark), Cilt 8, Sayı 1, s. 119-162. Tarih: 16 Şubat 1916.
1916'da Erzurum'da ele geçirilen bir topGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Sarıkamış'tan sonra Üçüncü Ordu
1914 yılının Aralık ayında başlayan ve Ocak 1915'te büyük bir felaketle sonuçlanan Sarıkamış harekâtı, Osmanlı Üçüncü Ordusu'nu ağır biçimde yıprattı. On binlerce asker çarpışmalarda, soğukta ve salgın hastalıklarda hayatını kaybetti. Ordu, 1915 boyunca yeniden toparlanmaya çalıştı; ancak Çanakkale cephesi, imparatorluğun asker ve malzeme kaynaklarının büyük kısmını çekiyordu. Kafkas cephesine yeterli takviye gönderilemedi.
Üçüncü Ordu'nun komutanı Mahmud Kâmil Paşa, kış aylarında büyük bir Rus taarruzu beklemiyordu. Bölgenin ağır kış koşulları, geniş çaplı harekâtı imkânsız kılacak gibi görünüyordu. Kâmil Paşa, 1916 yılının başında İstanbul'daydı ve ordunun komutası vekâleten Abdülkerim Paşa'ya bırakılmıştı.
Yudeniç'in kış taarruzu
Rus tarafında Yudeniç, tam tersine kışın sağlayacağı sürpriz etkisini kullanmak istiyordu. Çanakkale'deki çarpışmaların sona ermesiyle serbest kalan Osmanlı birliklerinin doğuya kaydırılmasından önce harekete geçmek gerekiyordu. Rus ordusu, askerlerine kışlık giysiler, keçe çizmeler ve yakacak sağladı; ikmal yolları güçlendirildi.
Taarruz, Ocak 1916'nın ortasında Köprüköy cephesinde başladı. Rus kuvvetleri, Aras vadisi boyunca savunma hattına yüklenirken, aynı zamanda kuzeydeki dağlık geçitlerden kuşatma hareketleri yaptı. Osmanlı hattı birkaç gün içinde yarıldı. Üçüncü Ordu, ağır kayıplar vererek Erzurum'a doğru çekilmek zorunda kaldı. Köprüköy ve Hasankale'deki çarpışmalar, ordunun savaş gücünü daha da azalttı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Erzurum, kuşatılmadan ve hiç çarpışma olmadan teslim edilmiştir.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Şehri çevreleyen tabyalarda, özellikle Deveboynu sırtındaki savunma hattında günlerce şiddetli çarpışmalar yaşandı. Karagöbek ve Çobandede gibi tabyalar ancak ağır saldırılardan sonra düştü. Ordu, tamamen kuşatılmadan önce şehri boşaltarak batıya çekildi.
Erzurum'da ele geçirilen sancaklarGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Журнал Нива. 1916 год. Dosya sayfası
Deveboynu tabyaları
Erzurum'un savunması, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde güçlendirilmiş bir tabya kuşağına dayanıyordu. Şehrin doğusundaki Deveboynu sırtı, Pasinler ovasından gelen yolu kapatıyordu. Bu sırt üzerinde birbirine yakın tabyalar sıralanmıştı. Ancak tabyaların çoğu eski toplarla donatılmıştı ve modern ağır topçuya karşı dayanıklı değildi. Ayrıca savunma hattının kuzey kanadı, sarp dağlar nedeniyle güvenli sayılıyor ve yeterince tahkim edilmemişti.
Yudeniç, 11 Şubat 1916'da tabyalara genel saldırıyı başlattı. Rus birlikleri, karla kaplı dağlarda gece yürüyüşleri yaparak kuzey kanattaki tabyalara ulaştı. Karagöbek tabyası, Kafkas ve Sibirya alaylarının art arda saldırılarından sonra düştü. Bu tabyanın kaybı, Deveboynu hattının kuzeyden kuşatılmasına yol açtı. Abdülkerim Paşa, ordunun tamamen çembere alınmasını önlemek için şehrin boşaltılması emrini verdi. Rus birlikleri, 16 Şubat 1916'da Erzurum'a girdi. Karagöbek tabyasına yapılan Rus saldırısını gösteren 1916 tarihli bir baskıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Kayıplar ve geri çekilme
Erzurum'dan çekilme, kış koşullarında ve düzensiz biçimde gerçekleşti. Çok sayıda asker esir düştü; toplar ve ağır silahlar tabyalarda kaldı. Rus tarafı, ele geçirilen topları ve sancakları sergileyerek zaferi büyük bir propaganda malzemesine dönüştürdü. Rus basınında yayımlanan fotoğraflar ve baskılar, Erzurum'un düşüşünü savaşın en büyük başarılarından biri olarak sundu. Üçüncü Ordu, Erzincan yönüne çekilerek yeni bir savunma hattı kurmaya çalıştı.
Şehirde kalan sivil halk da ağır bir dönem yaşadı. Halkın bir kısmı ordu ile birlikte batıya göç etti; yollarda soğuk ve açlık nedeniyle birçok kişi hayatını kaybetti. Göç eden aileler, Sivas, Erzincan ve Karadeniz kıyısındaki şehirlere sığındı.
Ardından gelen kayıplar
Erzurum'un düşüşü, Kafkas cephesinde bir dizi kaybın başlangıcı oldu. Rus kuvvetleri Mart 1916'da Bitlis'i, Nisan 1916'da Trabzon'u aldı. Temmuz 1916'da Erzincan da düştü. Muş, ağustos ayında Mustafa Kemal'in komutasındaki Osmanlı birliklerince geri alındıysa da, cephenin genel durumu değişmedi. Doğu Anadolu'nun büyük kısmı, 1917 yılının sonuna kadar Rus işgali altında kaldı.
1917 devrimi ve şehrin geri alınması
1917 yılında Rusya'da patlak veren devrimler, Kafkas cephesinin dengesini kökten değiştirdi. Rus ordusu dağılmaya başladı; askerler cepheyi terk ederek evlerine döndü. 18 Aralık 1917'de imzalanan Erzincan Mütarekesi ile iki taraf arasında çarpışmalar durdu. Ancak Rus birliklerinin çekildiği bölgelerde silahlı Ermeni birlikleri denetimi ele aldı ve bölgedeki Müslüman halka karşı ağır şiddet olayları yaşandı.
Osmanlı ordusu, 1918 yılının şubat ayında yeniden ileri harekâta geçti. Erzincan13 Şubat 1918'de geri alındı. Kâzım Karabekir'in komutasındaki birlikler, 12 Mart 1918'de Erzurum'a girdi. Şehir, iki yılı aşkın bir işgalin ardından yeniden Osmanlı yönetimine kavuştu. Bu tarih, bugün Erzurum'un kurtuluş günü olarak her yıl anılmaktadır.
Erzurum'un kaybından sonra Osmanlı kamuoyunda ve ordu içinde sorumluluk tartışması başladı. Üçüncü Ordu'nun takviye beklentisi, Başkomutanlık Vekâleti'nin önceliklerini Çanakkale ve Irak cephelerine vermesi nedeniyle karşılanamamıştı. Vekil komutan Abdülkerim Paşa görevden alındı; Mahmud Kâmil Paşa da kısa süre sonra yerini Vehib Paşa'ya bıraktı. Tartışma, Kafkas cephesindeki kaynak yetersizliğinin ve kış koşullarının yanlış değerlendirilmesinin bedelini açıkça gösterdi.
Kafkas cephesinin coğrafyası
Kafkas cephesi, Birinci Dünya Savaşı'nın en sert iklim koşullarına sahip cephelerinden biriydi. Erzurum yaylası deniz seviyesinden yaklaşık iki bin metre yüksekteydi; kış aylarında sıcaklık eksi otuz derecenin altına düşebiliyordu. Demiryolu bağlantısı yoktu; Osmanlı ordusunun ikmali, Karadeniz kıyısındaki Trabzon'dan ya da Sivas yönünden gelen kara yollarıyla, öküz arabaları, develer ve hamallarla sağlanıyordu. Buna karşılık Rus ordusu, Kars'a kadar uzanan demiryolu hattından yararlanıyordu. Bu fark, iki ordunun cepheye asker ve cephane taşıma hızını doğrudan etkiledi. Kar fırtınaları yolları günlerce kapatıyor, sağlık hizmetleri yetersiz kalıyor, tifüs ve dizanteri birliklerde büyük kayıplara yol açıyordu.
Erzurum'un düşüşünü değerlendirmek: kışın bozulan hesap
Erzurum'un 16 Şubat 1916'da düşmesi, Birinci Dünya Savaşı'nda cepheler arasında kaynak paylaşımının ne kadar belirleyici olduğunu gösteren acı bir örnektir. Sarıkamış felaketinden sonra toparlanamayan Üçüncü Ordu, Çanakkale ve Irak cephelerinin öncelik kazanması nedeniyle yeterli takviye alamadı. Osmanlı komutanlarının kışın büyük bir taarruz yapılamayacağı varsayımı, Yudeniç'in bu varsayımı bilinçli olarak hedef almasıyla çöktü. Rus ordusunun kışlık donanım ve ikmal hazırlığı, coğrafyanın tek başına bir savunma kalkanı olamayacağını kanıtladı. Deveboynu tabyalarının eski toplarla donatılmış olması ve kuzey kanadın sarp dağlara güvenilerek ihmal edilmesi, savunmanın zayıf noktalarıydı. Bununla birlikte, ordunun tamamen çembere alınmadan çekilmesi, Üçüncü Ordu'nun büsbütün yok olmasını önledi. Erzurum'un kaybı, ardından gelen göç dalgası nedeniyle sivil halk için de büyük bir yıkım oldu. Şehrin 12 Mart 1918'de geri alınması ise askerî bir zaferden çok, Rus devriminin yarattığı boşluğun sonucuydu. Demiryolu bağlantısının yokluğu da, Üçüncü Ordu'nun daha savaş başlamadan ağır bir dezavantajla cepheye çıktığını açıkça gösteriyordu. Erzurum'u anlamak, savaşın cephede olduğu kadar ikmal hatlarında, kış hazırlığında ve karar merkezlerinin önceliklerinde kazanılıp kaybedildiğini görmek demektir.