Azaplar, Osmanlı ordusunun erken döneminde önemli bir yer tutan hafif piyade askerleriydi. "Azap" kelimesi, Arapça "azeb" kelimesinden gelir ve "bekâr" anlamına taşır. Bu askerler, genellikle Anadolu'daki Müslüman Türk köylülerinin bekâr gençlerinden toplanıyordu. Azaplar, savaşta ordunun en önündeki hatta yer alır, düşmanın ilk saldırısını karşılardı.
Azaplar yalnızca kara ordusunda değil, kalelerin korunmasında ve donanmada da görev yapıyordu. "Kale azapları" ve "donanma azapları", bu birliğin farklı kollarıydı. 16. yüzyılın sonlarından itibaren azapların önemi azaldı ve yerlerini başka birlikler aldı. Ancak İstanbul'daki Azapkapı semtinin adı, bu askerlerin hatırasını bugün de yaşatıyor. Bu yazıda azapların nasıl toplandığını, savaştaki rollerini ve zamanla nasıl ortadan kalktıklarını anlatıyoruz. Osmanlı okçusu ve yeniçerileri gösteren bir resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Lucas de Heere. Dosya sayfası
Nasıl toplanırdı?
Azaplar, belirli sayıdaki hanenin bir araya gelerek bir asker göndermesi esasına göre toplanıyordu. Bu sistemde, örneğin yirmi ya da otuz hane bir araya gelir, aralarından bir azap seçer ve onun sefer masraflarını karşılardı. Bu masraflar, azabın silahını, erzakını ve harçlığını kapsıyordu. Sefer sona erdiğinde azaplar köylerine dönerdi. Azapların sürekli bir ordusu yoktu; yalnızca sefer zamanında toplanıyorlardı.
Bu toplama yöntemi, Osmanlı'nın erken döneminde yaya ve müsellem denen birliklerin toplanma yöntemine benziyordu. Ancak azapların toplanması, daha geniş bir halk kitlesine dayanıyordu. Azapların başında "azap ağası" bulunur, birlikler ise bölüklere ayrılırdı.
Savaştaki rolleri
Azaplar, Osmanlı ordusunun savaş düzeninde en öndeki hatta yer alırdı. Görevleri, düşmanın ilk saldırısını karşılamak, düşman saflarını yıpratmak ve arkadaki yeniçerilerle süvarilerin saldırısına zemin hazırlamaktı. Bu nedenle azaplar, savaşlarda en çok kayıp veren birlikler arasındaydı.
Azaplar genellikle hafif silahlarla donatılıyordu. Ok ve yay, kılıç, mızrak ve kalkan, azapların başlıca silahlarıydı. 16. yüzyılda bazı azaplar ateşli silahlar da kullanmaya başladı. Azaplar, kuşatmalarda da önemli görevler üstlenir, hendeklerin doldurulması ve surlara yapılan saldırılarda öncü olarak kullanılırdı. Metropolitan Sanat Müzesi'ndeki bir Osmanlı okçu yüzüğüGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Mohaç ve büyük meydan muharebeleri
Azapların savaştaki rolü, özellikle büyük meydan muharebelerinde belirgindi. 29 Ağustos 1526'daki Mohaç Meydan Muharebesi'nde, Osmanlı ordusunun ön saflarında azaplar yer alıyordu. Macar süvarilerinin ilk saldırısı Rumeli kuvvetlerine ve ön saflara yöneldi. Osmanlı ordusunun savaş düzeni, düşman süvarilerini merkezdeki topçu ve yeniçeri hattına çekmek üzere kurulmuştu. Azapların bu düzendeki yeri, düşmanın hızını kesmek ve onu merkeze doğru yöneltmekti.
Dikkat: yanlış bilinen
Mohaç'ta Osmanlı ordusunun savaş düzeninin ayrıntıları, kaynaklar arasında farklılık gösterir. Bazı anlatımlarda azapların bilinçli olarak geri çekilerek Macar süvarilerini topçu ateşine çektiği belirtilir. Ancak bu "planlı geri çekilme" anlatısının kaynaklarda ne ölçüde desteklendiği tartışmalıdır. Macar tarihçiler ve Osmanlı kronikleri, savaşın gidişatını farklı biçimlerde aktarır.
Kale azapları
Azaplar, sınır kalelerinin korunmasında da görev yapıyordu. "Kale azapları" denen bu askerler, Rumeli ve Macaristan'daki kalelerde sürekli görevli olarak bulunurdu. Kale azapları, sefer zamanında toplanan azaplardan farklı olarak maaşlı askerlerdi. Kalelerin korunması, onarılması ve çevredeki asayişin sağlanması, kale azaplarının görevleri arasındaydı.
Osmanlı'nın Macaristan'daki kalelerinde tutulan maaş defterleri, kale azaplarının sayısını ve maaşlarını ayrıntılı biçimde gösterir. Bu defterler bugün hem İstanbul'daki Osmanlı arşivlerinde hem de Viyana'daki Avusturya Devlet Arşivi'nde bulunmaktadır.
Donanma azapları ve Azapkapı
Azapların bir kolu da donanmada görev yapıyordu. "Donanma azapları", gemilerde savaşan askerlerdi. Kadırgalarda düşman gemilerine çıkarma yapmak, gemiyi savunmak ve kara harekâtlarına katılmak, donanma azaplarının görevleri arasındaydı. Donanma azapları, İstanbul'daki Tersane-i Amire'nin yakınındaki kışlalarda kalıyordu.
Bu kışlaların bulunduğu yer, bugün Azapkapı olarak bilinir. Azapkapı, Haliç'in kıyısında, Karaköy ile Kasımpaşa arasında yer alır. Semtte bulunan Azapkapı Sokollu Mehmed Paşa Camii, Mimar Sinan tarafından 1577–1578 yıllarında inşa edildi. Cami, Sinan'ın geç dönem eserleri arasında yer alır ve Haliç kıyısındaki silueti ile dikkat çeker. Richard Knötel'in Osmanlı piyadelerini gösteren çiziminden bir ayrıntıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Richard Knötel. Dosya sayfası
Yabancı gözlemcilerin anlatımları
Osmanlı ordusunu anlatan Avrupalı gözlemciler, azapları çoğu zaman ayrı bir birlik olarak ayırt etmekte zorlandı. 15. ve 16. yüzyılda esir düşen ya da elçilik heyetleriyle Osmanlı ordusunu yakından gören yazarlar, ordunun önündeki hafif piyadeleri genellikle yeniçerilerden ayırarak "köylü askerler" olarak tanımladı. Bu anlatımlar, azapların sayıca kalabalık ama donanım bakımından hafif birlikler olduğunu doğrular. Venedik elçilerinin raporları da Osmanlı ordusunun büyüklüğünü hesaplarken, sefer zamanında toplanan bu yaya askerlerini ayrı bir kalem olarak gösterir. Bu kaynaklar, Osmanlı defterleriyle karşılaştırıldığında azapların sayısına dair tahminlerin dönemden döneme ne kadar değiştiğini ortaya koyar.
Gerileme ve son
16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ordusunda ateşli silahların önemi arttı. Bu değişim, eğitimli ve sürekli hazır bulunan askerlere duyulan ihtiyacı artırdı. Sefer zamanında toplanan azaplar, bu yeni koşullara uyum sağlamakta zorlandı. Uzun süren savaşlarda azapların yerini, "sekban" ve "levent" denen paralı askerler almaya başladı. Bu askerler, tüfekle donatılmış ve sefer süresince maaş alan birliklerdi.
17. yüzyılda azaplar, giderek önemini yitirdi. Kale azapları ve donanma azapları bir süre daha varlığını sürdürdü; ancak 18. yüzyılda bu birlikler de büyük ölçüde ortadan kalktı. Azapların adı, Osmanlı askerî tarihinin erken döneminin bir hatırası olarak kaldı.
Tarih notu
Kronoloji
14. yüzyıl sonu: Azapların Osmanlı ordusunda görülmeye başlaması
15. yüzyıl: Azapların büyük seferlerde ön safta kullanılması 29 Ağustos 1526: Mohaç Meydan Muharebesi 1577–1578: Azapkapı Sokollu MehmedPaşa Camii'nin inşası
16. yüzyıl sonu: Sekban ve levent birliklerinin önem kazanması
17.–18. yüzyıl: Azapların giderek ortadan kalkması
Ön saftaki köylü askerler
Azaplar, Osmanlı ordusunun pek bilinmeyen ama önemli bir parçasıydı. Yeniçeriler ve sipahiler gibi parlak birliklerin gölgesinde kalan bu köylü askerler, savaşların en zor anlarında ön safta yer alıyordu. Onların kayıpları, Osmanlı zaferlerinin görünmeyen bedellerinden biriydi.
Azapların toplanma yöntemi, Osmanlı'nın erken döneminde halkın askerî yükümlülükleri nasıl paylaştığını gösterir. Belirli sayıda hanenin bir araya gelerek bir asker göndermesi, askerlik yükünün topluluk tarafından ortak olarak taşındığı bir düzeni yansıtıyordu. Bu düzen, Osmanlı'nın büyük ordular kurmasını mümkün kıldı.
Ateşli silahların yaygınlaşmasıyla azapların ortadan kalkması ise Osmanlı ordusunun dönüşümünün bir parçasıydı. Sefer zamanında toplanan köylü askerlerin yerini, eğitimli ve maaşlı askerler aldı. Bu değişim, yalnızca Osmanlı'da değil, aynı dönemde Avrupa ordularında da yaşanıyordu. Bugün Azapkapı'dan geçerken, Haliç kıyısındaki bu semtin adının bir zamanlar donanmanın askerlerine ev sahipliği yaptığını hatırlamak, İstanbul'un askerî geçmişini anlamak için küçük ama anlamlı bir ipucu sunuyor. Bir semt adının içinde saklanan bu hikâye, büyük savaşların küçük insanlarını da hatırlamamız gerektiğini gösteriyor. Onların hikâyesi, savaş tarihinin görünmeyen kahramanlarını hatırlatır.