İçeriğe geç
Giriş yap
0

Fuzûlî: Kerbela'da yaşayan şair, Leylâ vü Mecnûn ve Şikâyetnâme

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olan Fuzûlî, hayatının neredeyse tamamını Irak'ta, Kerbela, Necef, Hille ve Bağdat gibi şehirlerde geçirdi. Hiçbir zaman İstanbul'a gitmedi; ancak eserleri Osmanlı dünyasının her yerinde okundu ve yüzyıllar boyunca şairlere örnek oldu. Fuzûlî, Türkçenin yanı sıra Farsça ve Arapça da şiirler yazdı. En ünlü eseri olan Leylâ vü Mecnûn, Türk edebiyatının en sevilen aşk mesnevilerinden biri oldu. Şikâyetnâme adlı mektubu ise Osmanlı bürokrasisinin aksaklıklarını eşsiz bir mizahla anlatan bir metin olarak bugün hâlâ okunuyor. Bu yazıda Fuzûlî'nin hayatını, eserlerini, Osmanlı ile ilişkisini, Şikâyetnâme'yi ve şiirinin Türk edebiyatındaki yerini anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: FUZÛLÎ — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Abdülkadir Karahan. Tarih: 1996.
1568 tarihli bir tasvirde Fuzûlî
1568 tarihli bir tasvirde FuzûlîGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Aşık Çelebi. Dosya sayfası

Fuzûlî'nin hayatı

Fuzûlî'nin asıl adı Mehmed bin Süleyman'dır. Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, on beşinci yüzyılın sonlarında, büyük olasılıkla 1480 civarında Irak'ta doğduğu kabul edilir. Doğum yeri olarak Kerbela, Hille ve Bağdat gösterilir. Fuzûlî, Oğuzların Bayat boyuna mensup bir aileden geliyordu.

Fuzûlî, gençliğinde iyi bir eğitim aldı. Arapça ve Farsça öğrendi; tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve felsefe gibi alanlarda bilgi edindi. Ayrıca matematik, astronomi ve tıp gibi bilimlerle de ilgilendi. Eserlerinde bu geniş bilgi birikiminin izleri açıkça görülür.

Fuzûlî, hayatının büyük bir kısmını Kerbela'da geçirdi. Burada Hz. Hüseyin'in türbesinde görev yaptığı düşünülür. Fuzûlî, 1556'da Kerbela'da yayılan bir veba salgını sırasında hayatını kaybetti ve orada defnedildi.

Mahlasın anlamı

Fuzûlî, şiirlerinde kullandığı mahlası, yani takma adı seçerken dikkatli davrandı. Fuzûlî kelimesi, Arapçada fazla, gereksiz, boşboğaz gibi anlamlara gelir. Ancak aynı kelime, fazilet ve erdem anlamına gelen kelimeyle de bağlantılıdır. Şair, bu mahlası seçmesinin nedenini, başka kimsenin bu adı kullanmak istemeyeceğini düşünmesiyle açıklar. Böylece mahlasının yalnızca kendisine ait olacağını umuyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Fuzûlî'nin İstanbul'a hiç gitmediği ve hayatını Irak'ta geçirdiği bilinmektedir. Bu durum, onun Osmanlı şairi olup olmadığı konusunda tartışmalara yol açmıştır. Ancak Fuzûlî, hayatının son yirmi yılında Osmanlı yönetimi altındaki Irak'ta yaşadı ve Osmanlı devlet adamlarına kasideler sundu. Ayrıca eserleri, Osmanlı edebiyatının gelişiminde büyük bir etki bıraktı.

Safeviler ve Osmanlılar arasında

Fuzûlî'nin yaşadığı dönemde Irak, farklı devletlerin yönetimine geçti. Fuzûlî'nin gençliğinde Irak, Akkoyunluların yönetimindeydi. 1508'de Şah İsmail, Bağdat'ı ele geçirdi ve Irak, Safevilerin yönetimine geçti. Fuzûlî, bu dönemde Şah İsmail'e ithafen Beng ü Bâde adlı bir mesnevi yazdı. Bu mesnevide, esrar ile şarap arasındaki bir münazara anlatılır.

1534'te Kanuni Sultan Süleyman, Irakeyn Seferi sırasında Bağdat'ı fethetti. Bu fetihle birlikte Irak, Osmanlı yönetimine geçti. Fuzûlî, Kanuni'ye ve onunla birlikte Bağdat'a gelen devlet adamlarına kasideler sundu. Bu kasideler arasında, sadrazam İbrahim Paşa'ya ve tarihçi ve nişancı Celalzade Mustafa Çelebi'ye sunulanlar da vardı.
Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'u için yapılmış bir minyatür
Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'u için yapılmış bir minyatürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Şikâyetnâme

Fuzûlî, Osmanlı devlet adamlarına sunduğu kasideler karşılığında kendisine evkaf gelirinden günlük dokuz akçe maaş bağlandı. Ancak bu maaşı almak için başvurduğunda, görevliler ona maaşını vermedi. Bu olay üzerine Fuzûlî, Şikâyetnâme adıyla bilinen ünlü mektubunu yazdı.

Şikâyetnâme, Osmanlı bürokrasisinin aksaklıklarını eşsiz bir mizahla anlatır. Fuzûlî, maaşını almak için görevlilere başvurduğunu, ancak onların kendisine sürekli bahaneler sunduğunu anlatır. Mektubun en ünlü cümlesinde Fuzûlî, görevlilere selam verdiğini, ancak rüşvet olmadığı için selamını almadıklarını söyler. Bu cümle, bugün bile Türk edebiyatının en çok alıntılanan cümlelerinden biridir.

Şikâyetnâme, nesir ile nazmın iç içe geçtiği bir mektuptur. Fuzûlî, düz yazı içinde şiirler de kullanarak duygularını ve düşüncelerini etkileyici bir şekilde dile getirir. Bu mektup, Türk edebiyatının en güzel nesir örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Şikâyetnâme'nin Kanuni Sultan Süleyman'a yazıldığı sıkça söylenir. Oysa Şikâyetnâme, Kanuni'ye değil, Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi'ye yazılmış bir mektuptur. Fuzûlî, bu mektupta maaşının ödenmemesinden şikâyet ederek Nişancı'dan yardım istemektedir. Mektup, padişahı eleştirmekten çok, bürokrasinin aksaklıklarını anlatmaktadır.

Leylâ vü Mecnûn

Fuzûlî'nin en ünlü eseri, 1535 civarında yazdığı Leylâ vü Mecnûn mesnevisidir. Bu mesnevi, Arap edebiyatında ortaya çıkan ve sonradan Fars ve Türk edebiyatında da işlenen Leylâ ile Mecnûn'un aşk hikâyesini anlatır. Hikâyede, Kays adlı bir genç, Leylâ adlı bir kıza âşık olur. Ancak Leylâ'nın ailesi, bu evliliğe izin vermez. Kays, aşkı yüzünden çöllere düşer ve Mecnûn, yani deli olarak anılmaya başlar.

Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'u, bu hikâyenin Türkçedeki en başarılı anlatımı olarak kabul edilir. Fuzûlî, hikâyeyi tasavvufi bir anlayışla ele alır. Mecnûn'un Leylâ'ya olan aşkı, zamanla insanın Allah'a olan aşkının bir simgesine dönüşür. Mesnevide Fuzûlî'nin lirik gazelleri de yer alır.

Divanları ve Su Kasidesi

Fuzûlî, Türkçe, Farsça ve Arapça divanlar yazdı. Türkçe divanı, onun en çok okunan eseridir. Bu divandaki gazeller, aşkın acısını ve ayrılığın ızdırabını derin bir duyarlılıkla anlatır. Fuzûlî'nin gazelleri, yüzyıllar boyunca Osmanlı şairlerine örnek oldu.

Fuzûlî'nin en ünlü kasidelerinden biri, Su Kasidesi olarak bilinen naat, yani Hz. Muhammed'i öven kasidedir. Bu kasidede her beyit, su kelimesiyle biter. Fuzûlî, bu kasidede gözyaşlarını suya benzeterek Hz. Muhammed'e olan sevgisini anlatır. Su Kasidesi, Türk edebiyatının en güzel naatlerinden biri olarak kabul edilir.

Fuzûlî'nin etkisi

Fuzûlî'nin şiiri, Osmanlı edebiyatının yanı sıra Azerbaycan edebiyatında da büyük bir etki bıraktı. Fuzûlî'nin kullandığı Türkçe, Azerbaycan Türkçesine yakın bir Türkçedir. Bu nedenle Fuzûlî, hem Türkiye'de hem de Azerbaycan'da büyük bir şair olarak kabul edilir. Azerbaycan'da Fuzûlî adını taşıyan bir şehir de bulunur.

Yirminci yüzyılda Azerbaycanlı besteci Üzeyir Hacıbeyli, Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn'unu esas alan bir opera besteledi. 1908'de sahnelenen bu opera, İslam dünyasının ilk operası olarak kabul edilir.
Brooklyn Müzesi'ndeki Hadîkatü's-Süedâ yazması
Brooklyn Müzesi'ndeki Hadîkatü's-Süedâ yazmasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Fuzuli. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1480 civarı: Fuzûlî'nin Irak'ta doğumu
1508: Şah İsmail'in Bağdat'ı ele geçirmesi
1534: Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdat'ı fethi
1535 civarı: Leylâ vü Mecnûn'un yazılması
1556: Fuzûlî'nin Kerbela'da ölümü
1908: Üzeyir Hacıbeyli'nin Leylâ ve Mecnun operasının sahnelenmesi

Başkente hiç uğramayan bir şairin başkentteki gölgesi

Fuzûlî'nin hikâyesi, Osmanlı edebiyatının ne kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterir. Hiçbir zaman İstanbul'a gitmeyen bir şair, eserleriyle İstanbul'un edebiyat dünyasını derinden etkiledi. Fuzûlî'nin gazelleri, yüzyıllar boyunca Osmanlı şairlerine örnek oldu. Leylâ vü Mecnûn ise Türk edebiyatının en çok okunan aşk hikâyelerinden biri hâline geldi.

Fuzûlî'nin hayatı, aynı zamanda on altıncı yüzyıldaki Osmanlı-Safevi rekabetinin gölgesinde geçti. Irak'ın Akkoyunlulardan Safevilere, Safevilerden Osmanlılara geçmesi, Fuzûlî'nin hayatını ve eserlerini de etkiledi. Fuzûlî, her iki devletin yöneticilerine de eserler sundu. Bu durum, dönemin şairlerinin hayatlarını sürdürmek için yöneticilerin himayesine ne kadar muhtaç olduğunu gösterir.

Şikâyetnâme, bu himayenin her zaman beklenen sonucu vermediğini mizahla anlatan bir metin olarak bugün de değerini koruyor. Fuzûlî'nin selamının rüşvet olmadığı için alınmaması, beş yüz yıl sonra bile okurlara tanıdık gelen bir durumdur. Fuzûlî'nin şiiri ise aşkın, acının ve insanın kendini aşma çabasının evrensel bir dili olarak yaşamaya devam ediyor. Türkiye'de ve Azerbaycan'da okullarda okutulan gazelleri, Kerbela'daki mütevazı bir türbede yatan şairin sesini bugünün okurlarına ulaştırmayı sürdürüyor. Onun dizeleri, coğrafyanın değil dilin ve duygunun bir edebiyatı birleştirdiğini kanıtlayan en güçlü örneklerden biridir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap