1937 sonbaharındaki ilk belirtiler
1937 yılının son aylarında Atatürk'ün sağlığında belirgin değişiklikler görülmeye başladı. Yakın çevresi, onun daha çabuk yorulduğunu, zaman zaman burnundan kan geldiğini ve bacaklarında kaşıntı şikâyetleri olduğunu fark etti. Başlangıçta bu belirtiler ciddiye alınmadı; yoğun çalışma temposu, uykusuzluk ve sürekli yolculuklar, yorgunluğun sebebi olarak görüldü. Atatürk, Kasım 1937'de Doğu Anadolu'ya uzun bir gezi yaptı, ardından Ankara ve İstanbul arasında gidip geldi. Bu dönemde hastalığın gerçek mahiyeti henüz anlaşılmamıştı.1938'in ocak ayında Atatürk, Yalova'da dinlenirken şikâyetleri arttı. Burun kanamaları sıklaştı, karın bölgesinde şişkinlik başladı. Yanındaki hekimler, durumun ciddi olabileceğini düşünerek daha kapsamlı bir muayene yapılmasını istedi. Türk hekimleri arasında yapılan değerlendirmelerde karaciğer hastalığı ihtimali ön plana çıktı. Ocak ayında Dr. Nihat Reşat Belger siroz teşhisini koydu. Teşhisin doğrulanması için karaciğer hastalıkları konusunda Avrupa'nın en tanınmış uzmanlarından biri olan Fransız profesör Noël Fiessinger'in Türkiye'ye davet edilmesine karar verildi.

Tarih notu
Kronoloji: Kasım 1937 Doğu Anadolu gezisi; Aralık 1937 - Ocak 1938 Yalova'da dinlenme ve ilk ciddi şikâyetler; Ocak 1938 Türk hekimlerinin karaciğer hastalığından şüphelenmesi; Ocak 1938 Dr. Nihat Reşat Belger'in siroz teşhisi; 28 Mart 1938 Prof. Fiessinger'in Çankaya'da ilk muayenesi; Mayıs 1938 Mersin-Adana gezisi; Temmuz 1938 Savarona yatında dinlenme; 31 Temmuz 1938 Prof. Eppinger'in İstanbul'a gelişi; 6 Eylül 1938 Fiessinger'in Dolmabahçe'deki muayenesi; Eylül-Ekim 1938 durumun ağırlaşması ve yeni konsültasyonlar; 10 Kasım 1938 Dolmabahçe'de vefat.
Paris'ten gelen uzman
Noël Fiessinger, Paris Tıp Fakültesi'nde öğretim üyesiydi ve karaciğer hastalıkları alanında uluslararası üne sahipti. Fransa'daki hastanelerde uzun yıllar çalışmış, karaciğer fonksiyon testleri ve siroz üzerine önemli çalışmalar yayımlamıştı. 28 Mart 1938'de Ankara'ya gelerek Atatürk'ü Çankaya'da muayene etti, Türk hekimlerinin bulgularını inceledi ve Dr. Nihat Reşat Belger'in ocak ayında koyduğu karaciğer sirozu teşhisini doğruladı.Fiessinger'in önerileri, sıkı bir diyet, tam istirahat ve alkolün tamamen bırakılması üzerinde yoğunlaşıyordu. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için hastanın yorulmaması, düzenli uyuması ve tuz alımını azaltması gerekiyordu. Atatürk, bu önerilere kısmen uydu; ancak devlet işlerinden tamamen uzaklaşması mümkün olmadı. Hatay meselesinin kritik bir aşamaya geldiği 1938 yılında, Atatürk'ün dinlenmesi son derece güçtü.
Türk hekimlerinin rolü
Atatürk'ün tedavisinde yabancı uzmanlar kadar Türk hekimleri de belirleyici rol oynadı. Dahiliye uzmanı Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk'ün başhekimi olarak tedaviyi yönetti. Dr. Nihat Reşat Belger, ocak ayında yaptığı muayenede siroz teşhisini koyan hekimdi. Cerrah Prof. Dr. Mim Kemal Öke, karın boşluğunda biriken sıvının alınması için yapılan ponksiyonları uyguladı. Bu hekimler, Fiessinger ve diğer yabancı uzmanlarla birlikte çalışarak tedavinin aşamalarını belirledi.Hekimler arasında zaman zaman görüş ayrılıkları da yaşandı. Hastalığın ne kadar ilerlediği, hangi tedavinin uygulanacağı ve hastanın ne kadar çalışabileceği konularında farklı yaklaşımlar vardı. Ancak bütün hekimler, Atatürk'ün hastalığının ciddi olduğu ve ancak sıkı bir rejimle kontrol altında tutulabileceği konusunda birleşiyordu.

Ek bilgi
Atatürk'ün hastalığı, 1938 yılının büyük bölümünde kamuoyundan gizli tutuldu. Gazetelerde yayımlanan resmî bültenler ancak eylül-ekim aylarında, hastalık ağırlaştığında düzenli hale geldi. Bu gizlilik, Hatay meselesinin sürdüğü ve uluslararası durumun gergin olduğu bir dönemde devletin istikrarını korumak amacıyla tercih edilmişti.
Siroz ve dönemin tıbbı
1930'larda karaciğer sirozunun tedavisi son derece sınırlıydı. Hastalığın ilerlemesini durduracak etkili ilaçlar yoktu; karaciğer nakli ise henüz hayal bile edilmiyordu. Hekimlerin elindeki imkânlar, diyet, istirahat, idrar söktürücü ilaçlar ve karın boşluğunda biriken sıvının ponksiyonla alınmasıyla sınırlıydı. Bu yöntemler hastanın şikâyetlerini hafifletebiliyor, ancak hastalığın seyrini değiştiremiyordu.Fiessinger ve diğer uzmanlar, bu sınırlı imkânlarla Atatürk'ün yaşam süresini uzatmaya ve şikâyetlerini azaltmaya çalıştı. Atatürk, hastalığının ciddiyetini zamanla kavradı; ancak çalışmayı bırakmadı. 1938 yazında Savarona yatında geçirdiği günlerde de devlet işleriyle ilgilenmeye devam etti, Hatay'la ilgili gelişmeleri yakından izledi.
Sonbaharda yeniden gelen uzmanlar
Yaz aylarında Viyanalı dahiliye uzmanı Hans Eppinger de konsültasyon için davet edildi ve 31 Temmuz 1938'de İstanbul'a gelerek Atatürk'ü Dolmabahçe'de muayene etti. Fiessinger ise yıl içinde birkaç kez Türkiye'ye geldi; 6 Eylül 1938'de Dolmabahçe'de yeniden muayene yaptı. Sonbaharda Atatürk'ün durumu ağırlaştı; hekimler, hastalığın son evresine girildiğini düşünmeye başladı. Yabancı uzmanlar, Türk hekimleriyle birlikte Atatürk'ü muayene etti ve tedavinin sürdürülmesi yönünde görüş bildirdi.Ekim ayında Atatürk'ün durumunda kısa süreli bir düzelme görüldü. Bu dönemde kendisi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için orduya hitaben bir mesaj hazırladı ve bu mesaj Başvekil Celâl Bayar tarafından okundu. 1 Kasım'da Meclis'in açılışında okunacak nutku da hazırladı. Ancak Kasım'ın ilk günlerinde durumu yeniden ağırlaştı ve 10 Kasım 1938 sabahı Dolmabahçe Sarayı'nda hayatını kaybetti.
Doğrusu
Atatürk'ün yanlış teşhis ya da yetersiz tedavi nedeniyle hayatını kaybettiğine dair iddialar zaman zaman dile getirilir. Dönemin tıp bilgisi açısından değerlendirildiğinde, Türk ve yabancı hekimlerin teşhisi doğru koyduğu ve o günün imkânlarıyla uygulanabilecek tedavileri uyguladığı görülür. Siroz, 1930'larda ilerlemiş evrelerinde tedavi edilemeyen bir hastalıktı.
Yalova, Savarona ve dinlenme arayışı
Fiessinger'in istirahat önerisinden sonra Atatürk için uygun dinlenme yerleri arandı. Yalova'daki köşk, termal suları ve sakin çevresiyle bu amaca uygun görüldü. Ancak Atatürk, dinlenme sürelerini sık sık kısa kesti ve Ankara'ya dönerek devlet işlerini takip etti. 1938 yazında İstanbul'a gelen Savarona yatı, ona deniz havasında dinlenme imkânı sundu. Atatürk, yatta günlerce kaldı; ancak burada da yabancı devlet adamlarını kabul etti, Hatay meselesine dair görüşmeleri yönetti ve hükümetten düzenli bilgi aldı.Hekimler, bu tempoya karşı sürekli uyarılarda bulundu. Atatürk'ün dinlenmesini sağlamak için ziyaretçi sayısı sınırlandırıldı, sofradaki misafirler azaltıldı, gece sohbetleri kısaltılmaya çalışıldı. Ancak bu tedbirler, Atatürk'ün kendi iradesiyle sınırlıydı; devletin başı olarak sorumluluklarını devretmeyi kabul etmedi.
Hekimlerin bıraktığı kayıtlar
Atatürk'ün tedavisine katılan hekimlerin bir kısmı, sonraki yıllarda hastalığın seyrine dair notlar ve anılar bıraktı. Bu kayıtlar, hastalığın ilk belirtilerinden son günlere kadar geçen süreci, uygulanan tedavileri ve hekimlerin aldığı kararları ayrıntılı biçimde anlatır. Fiessinger'in raporları ve Türk hekimlerin bültenleri, tarihçilerin Atatürk'ün son yılını incelemesinde önemli belgeler arasında yer alır. Bu belgeler, hastalığın gizli tutulduğu aylarda bile hekimlerin düzenli bir izleme yaptığını ve her aşamada birbirleriyle istişare ettiğini gösterir.Hekimlerin anılarında Atatürk'ün hastalığa karşı tutumu da yer alır. Atatürk, hekimlerin önerilerini dinliyor, ancak sorumluluklarından vazgeçmeyi kabul etmiyordu. Hekim anılarına yansıyan bir anekdotta, ona dinlenmesini söyleyenlere, yapılacak çok iş olduğunu ve zamanın az kaldığını hatırlatıyordu. Bu tutum, son aylarında bile devlet işleriyle ilgilenmeyi sürdürmesinin açıklamasıdır.