Osmanlı'dan devralınan memur kadrosu
Cumhuriyet, Osmanlı Devleti'nden büyük ve dağınık bir memur kadrosu devraldı. Bu kadronun önemli bir kısmı İstanbul'daki nezaretlerde çalışmış, Anadolu'daki vilayet ve kaza teşkilatlarında görev yapmış ya da Millî Mücadele yıllarında Ankara'ya geçmişti. Osmanlı döneminde memurların atanması, yükselmesi ve görevden alınması belirli kurallara bağlıydı; ancak bu kurallar farklı nizamnameler ve teamüllere dağılmış, tutarlı bir bütün oluşturmuyordu. Kayırmacılık, intisap ilişkileri ve kişisel bağlantılar, memurluğa giriş ve yükselmede belirleyici olabiliyordu.Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte yeni bir idare anlayışının yerleşmesi gerekiyordu. Başkentin Ankara'ya taşınması, yeni bakanlıkların kurulması, hilafetin kaldırılması ve medreselerin kapatılmasıyla birlikte devlet teşkilatı köklü biçimde değişiyordu. Bu değişimin sağlam bir zemine oturması için memurların hak ve görevlerini açıkça tanımlayan bir kanuna ihtiyaç vardı. 18 Mart 1926'da kabul edilen Memurin Kanunu, bu ihtiyacı karşılamak amacıyla hazırlandı.
Kaynaklar
Belge: Memurin Kanunu — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 788 · Kanunlar Dergisi Cilt 4. Tarih: 18 Mart 1926.

Tarih notu
Kronoloji: 13 Ekim 1923 Ankara'nın başkent ilan edilmesi; 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in ilanı; 3 Mart 1924 hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu; 20 Nisan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu; 17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu'nun kabulü; 18 Mart 1926 Memurin Kanunu'nun kabulü; 22 Mart 1926 Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun; 1965 Devlet Memurları Kanunu'nun kabulü.
Kanunun kapsamı
Memurin Kanunu, devlet hizmetinde çalışan memurların tanımını yapıyor, memurluğa giriş şartlarını belirliyor, atanma, terfi, nakil, disiplin ve emeklilik konularını düzenliyordu. Kanun uyarınca memur olabilmek için Türk vatandaşı olmak, belirli bir yaşı doldurmuş olmak, gerekli öğrenimi tamamlamış olmak, askerlik görevini yapmış ya da ondan muaf tutulmuş olmak ve ağır bir suçtan hüküm giymemiş olmak gerekiyordu. Bu şartlar, memurluğa girişin nesnel ölçütlere bağlanmasını amaçlıyordu.Kanunun ruhunda açık bir ilke yer alıyordu: memurluğa giriş, kişisel ilişkilere değil, kanunda belirlenen niteliklere dayanacaktı. Kanun, memurların derecelerini ve maaşlarını da düzenliyordu. Memurlar, öğrenim durumlarına ve hizmet sürelerine bağlı olarak belirli derecelere yerleştiriliyor, bu derecelerde belirli süreler hizmet ettikten sonra bir üst dereceye yükselebiliyordu. Bu düzen, memurların kariyerlerini öngörülebilir kılmayı ve keyfi uygulamaların önüne geçmeyi hedefliyordu.
Memurun görevleri ve yasakları
Memurin Kanunu, memurların görevlerini ve yasaklarını da ayrıntılı biçimde belirliyordu. Memurlar, görevlerini kanunlara ve nizamnamelere uygun olarak yerine getirmek, amirlerinin emirlerine uymak ve devletin sırlarını korumakla yükümlüydü. Kanun, memurların ticaretle uğraşmasını, görevleriyle ilgili konularda hediye almasını ve görevlerini kişisel çıkarları için kullanmasını yasaklıyordu. Bu yasaklar, devlet hizmetinin tarafsızlığını ve dürüstlüğünü korumayı amaçlıyordu.Kanun, memurların disiplin cezalarını da düzenliyordu. İhtar, tevbih, maaş kesimi, kıdem indirimi ve memurluktan çıkarma gibi cezalar, işlenen kusurun ağırlığına bağlı olarak uygulanıyordu. Disiplin cezalarının verilmesi, belirli usullere bağlanmış ve memurlara savunma hakkı tanınmıştı. Bu düzenleme, memurları keyfi cezalara karşı korumayı ve disiplin işlemlerinin adil bir biçimde yürütülmesini sağlamayı amaçlıyordu.

Ek bilgi
Cumhuriyet'in idare anlayışı
Memurin Kanunu, Cumhuriyet'in yeni idare anlayışının bir yansımasıydı. Bu anlayışta devlet, kişilerin değil, kanunların yönettiği bir yapıydı. Memurlar, padişaha ya da bir şahsa değil, millete ve kanunlara hizmet eden görevlilerdi. Bu ilke, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda da yer alıyordu: egemenlik kayıtsız şartsız milletindi ve devlet, milletin iradesini temsil eden Meclis'in çıkardığı kanunlarla yönetilirdi.Atatürk, devlet memurlarının halka hizmet etmesi gerektiğini sık sık vurguladı. Memurların halka karşı nazik, yardımsever ve dürüst olmaları, devletin halkın gözündeki saygınlığını artıracaktı. Osmanlı'nın son döneminde memurlara karşı halkta biriken güvensizlik, Cumhuriyet'in aşması gereken bir sorundu. Memurin Kanunu, bu güvensizliğin giderilmesi için kurumsal bir çerçeve sundu.
Medeni Kanun'la aynı ayda
Memurin Kanunu'nun kabul edildiği Şubat-Mart 1926, Cumhuriyet'in hukuk reformlarının yoğunlaştığı bir dönemdi. 17 Şubat 1926'da Türk Medeni Kanunu kabul edilmişti. Medeni Kanun, aile, miras, mülkiyet ve kişilik hakları alanlarında köklü değişiklikler getiriyordu. Aynı dönemde Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu ve Ticaret Kanunu da hazırlanıyordu. Bu yoğun yasama faaliyeti, Cumhuriyet'in hukuk sisteminin baştan sona yeniden kurulmasını amaçlıyordu. Memurin Kanunu, bu yeniden kuruluşun idare hukuku alanındaki ayağıydı.Bu kanunlar birlikte ele alındığında, Cumhuriyet'in hedeflediği yeni toplum düzeninin ana hatları görülebilir: vatandaşların eşit haklara sahip olduğu, devletin kanunlarla yönetildiği ve memurların bu kanunları tarafsız biçimde uyguladığı bir düzen. Memurin Kanunu, bu düzenin devlet teşkilatı içindeki işleyişini güvence altına almayı amaçlıyordu.
Doğrusu
Memurin Kanunu bazen memurların siyasi faaliyetlerini tamamen yasaklayan bir kanun olarak anlatılır. Kanun, memurların görevlerini yerine getirirken tarafsız olmalarını ve devlet hizmetini siyasi amaçlarla kullanmamalarını öngörüyordu. Memurların siyasi haklarına dair ayrıntılı düzenlemeler ise farklı dönemlerde çıkarılan başka kanunlar ve kararlarla şekillendi.
Uygulamadaki güçlükler
Memurin Kanunu'nun uygulanması, Cumhuriyet'in ilk yıllarında çeşitli güçlüklerle karşılaştı. Ülkede yeterli sayıda eğitimli memur yoktu. Özellikle Anadolu'nun uzak bölgelerinde memur bulmak zordu. Kanunun öngördüğü öğrenim şartlarını taşıyan adayların sayısı sınırlıydı. Bu nedenle bazı görevlere, kanunun şartlarını tam olarak taşımayan kişiler atanmak zorunda kalındı. Memur maaşlarının düşüklüğü de nitelikli insanların devlet hizmetine girmesini zorlaştırıyordu.Bu güçlüklere rağmen kanun, devlet teşkilatında düzenli bir memur sisteminin kurulmasını sağladı. Mülkiye Mektebi'nin Ankara'ya taşınması ve Siyasal Bilgiler Okulu adını alması, nitelikli idareci yetiştirme çabasının bir parçasıydı. Hukuk Fakültesi'nin Ankara'da açılması da hâkim, savcı ve hukukçu yetiştirerek devlet teşkilatının ihtiyacını karşılamayı amaçlıyordu.