Büyük Menderes'in ağzında iki yerleşim
Söke, Büyük Menderes Nehri'nin denize ulaştığı geniş deltanın kuzey kenarında, verimli bir ovanın merkezinde kurulmuş bir kasabadır. Kuşadası ise Söke'nin kuzeybatısında, Ege kıyısında, karşısındaki küçük adadan adını alan bir liman kasabasıdır. Bu iki yerleşim, Osmanlı'nın son döneminde pamuk, incir, üzüm ve tütün üretimiyle tanınan Aydın vilayetinin önemli parçalarıydı. Kuşadası limanı, ovanın ürünlerini dünya pazarlarına taşıyan bir çıkış noktasıydı.Mondros Mütarekesi'nden sonra bölge, İtilaf Devletleri arasındaki nüfuz paylaşımının da sahnesi oldu. İtalya, Saint-Jean-de-Maurienne görüşmelerinde kendisine vaat edilen Batı Anadolu topraklarını elde etmek amacıyla 1919 baharında Antalya'dan başlayarak Ege kıyısına birlikler çıkardı. Kuşadası ve Söke, İtalyan nüfuz bölgesi ile Yunan işgal bölgesinin sınırında kalan yerler arasındaydı. Bu durum, bölgenin işgal yıllarını diğer Ege kasabalarından farklı kıldı.

Tarih notu
Kronoloji: nisan 1919 İtalyan birliklerinin Antalya'ya çıkışı; mayıs 1919 İtalyanların Kuşadası ve çevresinde varlık göstermesi; 15 Mayıs 1919 İzmir'in işgali; 1919 yazı Söke çevresinde İtalyan-Yunan sınır gerginliği; 1920-1921 bölgede İtalyan nüfuzunun azalması ve Yunan varlığının genişlemesi; 7 Eylül 1922 Aydın'ın kurtuluşu; eylül 1922 Söke ve Kuşadası'nın kurtuluşu.
İtalyan ve Yunan nüfuzunun kesiştiği bölge
1919 yazında Söke çevresi, İtalyan ve Yunan birliklerinin sınır çizgisinde bulunuyordu. Paris Barış Konferansı'nda iki ülke arasındaki çekişme sürüyor, sahada da birlikler zaman zaman karşı karşıya geliyordu. Menderes Nehri, bir süre iki nüfuz bölgesi arasında fiilî bir sınır işlevi gördü. Bu çekişme, Türk direniş hareketi için bir fırsat da yarattı. İtalyanlar, Yunanlıların bölgede güçlenmesinden hoşnut değildi ve zaman zaman Türk direnişçilerine karşı daha esnek bir tutum takındı.İtalyan birliklerinin bölgedeki varlığı, işgalin şiddetini görece sınırladı. İtalyan subayları yerel halkla ilişkilerini dikkatli yürütüyor, Türk köylerine yönelik baskılardan kaçınmaya çalışıyordu. Bu tutum, İtalya'nın Anadolu'daki uzun vadeli çıkarlarını korumak amacıyla izlediği bir politikanın parçasıydı. 1920'den sonra İtalya, Ankara hükûmetiyle yakınlaşmaya başladı ve Anadolu'daki birliklerini yavaş yavaş çekti. Bu çekilme, bölgede Yunan varlığının genişlemesine yol açtı.
Efelerin Söke ovasındaki direnişi
Aydın ve çevresi, Millî Mücadele'nin ilk aylarında efelerin önderliğindeki direnişin merkezi oldu. Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe ve diğer efeler, kendi zeybek birlikleriyle Yunan işgaline karşı mücadele ettiler. Söke ovası ve çevresindeki dağlar da bu direnişin sahnelerinden biriydi. Efelerin birlikleri, Menderes vadisinde Yunan ikmal hatlarına baskınlar düzenledi, demiryolu hattını kesmeye çalıştı ve köyleri koruma altına aldı.Söke çevresindeki dağlık alanlar, özellikle Samsun Dağı ve Beşparmak Dağları, direnişçilere sığınak sağladı. Bu dağların köyleri, efelerin birliklerini besledi ve onlara bilgi taşıdı. Düzenli ordunun kurulmasından sonra efelerin birliklerinin bir kısmı orduya katıldı, bir kısmı ise cephe gerisinde faaliyetlerini sürdürdü.

Ek bilgi
Büyük Taarruz'un ardından güneye ilerleyiş
Büyük Taarruz'un ardından Türk ordusunun bir kısmı, Menderes vadisi boyunca Aydın yönüne ilerledi. Aydın 7 Eylül 1922'de kurtarıldı. Ardından Türk birlikleri, vadinin batısına, Söke ve Kuşadası yönüne yöneldi. Bu bölgedeki Yunan kuvvetleri, İzmir'in düşmesiyle birlikte tahliye hazırlıklarına başlamıştı. Kuşadası limanı, bu tahliyenin noktalarından biri olarak kullanıldı. Yunan birlikleri ve bölgedeki Rum halkın bir kısmı gemilerle Sisam Adası'na ve oradan Yunanistan'a geçti.Söke ve Kuşadası, Eylül 1922 içinde Türk birliklerinin denetimine geçti. Kurtuluş, bölgede büyük bir sevinçle karşılandı. Söke'nin ovası, işgal yıllarının ardından yeniden Türk köylülerinin ekip biçtiği bir toprak haline geldi. Kuşadası limanı, Türk idaresi altında yeniden ticarete açıldı.
Sisam karşısında bir sınır kasabası
Kuşadası'nın Sisam Adası'na yakınlığı, işgal yıllarında kasabanın kaderini belirleyen etkenlerden biriydi. Sisam, 1912'den beri Yunan idaresindeydi ve Anadolu kıyısıyla arasındaki dar boğaz, kaçakçılık, göç ve askerî hareketler için sürekli kullanılan bir geçitti. Mütareke döneminde Sisam'dan Kuşadası'na çeşitli silahlı gruplar geçti; kıyıdaki Türk köyleri bu grupların baskınlarına maruz kaldı. Kasabanın Türk halkı, bu dönemde hem İtalyan hem Yunan askerî varlığı arasında sıkışmış bir hayat sürdü.Kurtuluş sırasında da bu yakınlık belirleyici oldu. Çekilen birlikler ve sivillerin önemli bir kısmı, kısa bir deniz yolculuğuyla Sisam'a ulaştı. Böylece Kuşadası, Ege'nin güney kıyısında Yunan tahliyesinin en hızlı yaşandığı yerlerden biri oldu. Kasabaya giren Türk birlikleri, limanı ve gümrük binasını denetim altına aldı, kıyı boyunca gözetleme noktaları kurdu.
Kurtuluş sonrası idarenin kurulması
Söke ve Kuşadası'nda kurtuluşun ardından ilk iş, geçici bir idarenin kurulması oldu. Jandarma birlikleri asayişi sağladı, terk edilen evlerin ve dükkânların korunması için önlemler alındı. Aydın'dan gönderilen memurlar, hükûmet konaklarını yeniden açtı. Kasabalarda okullar onarıldı ve 1922-1923 öğretim yılında eğitime yeniden başlandı. Söke ovasındaki tarlaların sahipsiz kalanları, sonraki yıllarda göçmenlere dağıtıldı. Bu dağıtım, bölgenin tarım düzeninin yeniden kurulmasında önemli bir adım oldu.Çekilme ve nüfus değişimi
Söke ve Kuşadası'nın Rum nüfusu, Yunan çekilmesiyle birlikte büyük ölçüde ayrıldı. Kuşadası'nın karşısındaki Sisam Adası, bu göçün ilk durağı oldu. Kalan Rumlar da 1923'teki nüfus mübadelesiyle Yunanistan'a göç etti. Onların yerine Ege adalarından, Girit'ten ve Balkanlardan gelen Türk göçmenler yerleşti. Bu göçmenler, kasabaların ticaret ve tarım hayatına yeni bir canlılık getirdi.Söke ovasının pamuk tarımı, Cumhuriyet döneminde büyük bir gelişme gösterdi. Ovanın sulama sistemleri yenilendi, Menderes'in taşkınlarına karşı setler yapıldı. Söke, 1930'larda Türkiye'nin önemli pamuk üretim merkezlerinden biri haline geldi. Kuşadası ise uzun süre küçük bir liman kasabası olarak kaldı; ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında turizmin gelişmesiyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşadı.
Doğrusu
Söke ve Kuşadası'nın işgal yılları sık sık yalnızca Yunan işgali olarak anlatılır. Oysa bölge, 1919-1920 yıllarında İtalyan ve Yunan nüfuzunun kesiştiği bir sınır bölgesiydi ve İtalyan birliklerinin varlığı, işgalin bu bölgedeki seyrini önemli ölçüde etkiledi.
Efes'in gölgesinde kurtuluş anıları
Kuşadası'nın hemen yakınında bulunan Efes antik kenti, Millî Mücadele yıllarında da yabancı arkeologların ilgisini çeken bir yerdi. İşgal döneminde kazılar büyük ölçüde durmuştu. Kurtuluşun ardından Efes'teki arkeolojik çalışmalar, Cumhuriyet'in eski eserleri koruma politikası çerçevesinde yeniden düzenlendi. Selçuk ve çevresi, Cumhuriyet döneminde hem tarihî hem de turistik önemi olan bir bölge olarak gelişti.Söke ve Kuşadası'nda kurtuluş günleri, yerel törenlerle anılmaya devam eder. Törenlerde efelerin direnişi, Kuvayi Milliye'nin fedakârlıkları ve Türk ordusunun bölgeye girişi canlandırılır. Zeybek oyunları, bu törenlerin ayrılmaz bir parçasıdır.