İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kağıthane mesiresi: İstanbulluların bahar gezileri ve Avrupa'nın Tatlı Suları

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Haliç'in kuzey ucunda, iki derenin Haliç'e döküldüğü vadide uzanan Kağıthane, yüzyıllar boyunca İstanbulluların en sevdiği mesire yerlerinden biri oldu. Avrupalı seyyahlar bu vadiye Avrupa'nın Tatlı Suları adını verdi. Baharın gelişiyle birlikte İstanbullular, kayıklarla Haliç'i geçerek ya da arabalarla karadan Kağıthane'ye gelir; derenin kıyısındaki çayırlarda piknik yapar, müzik dinler, gezinir ve eğlenirdi. On sekizinci yüzyılın başında Sadabad köşkünün yapılmasıyla vadi, saray çevresinin de gözde mekânı hâline geldi. Bu yazıda Kağıthane'nin mesire yeri olarak tarihini, Sadabad'ı, gezi geleneklerini, kadınların bu mekândaki yerini ve vadinin yirminci yüzyılda geçirdiği dönüşümü anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: KÂĞITHANE — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: M. Münir Aktepe. Tarih: 2001.
Kağıthane deresi kıyısında gezintiyi gösteren eski bir resim
Kağıthane deresi kıyısında gezintiyi gösteren eski bir resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Crawford, F. Marion. Dosya sayfası

Vadinin adı ve coğrafyası

Kağıthane vadisi, Alibey ve Kağıthane derelerinin birleşerek Haliç'e döküldüğü yerde uzanır. Antik çağda ve Bizans döneminde bu dereler Barbizes ve Kidaris adlarıyla biliniyordu. Bizans döneminde de vadide av köşkleri ve bahçeler bulunduğu bilinir.

Vadinin Osmanlıca adı, burada kurulan bir kâğıt imalathanesinden gelir. Kâğıthane, kâğıt üretilen yer anlamına gelir. Derenin suyu, kâğıt üretimi için gerekli olan değirmenleri çalıştırmak için kullanılıyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Kağıthane'deki kâğıt imalathanesinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklar imalathanenin on beşinci yüzyılın sonlarında, bazıları ise on altıncı yüzyılda kurulduğunu bildirir. İmalathanenin ne kadar süre çalıştığı ve ne miktarda kâğıt ürettiği de belgelerden açıkça anlaşılamamaktadır. Vadinin adı ise bu işletmeden çok daha uzun süre yaşamıştır.

Erken dönem: av ve tören alanı

On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Kağıthane, padişahların av partileri ve askerî törenler için kullandığı bir alandı. Sefere çıkan ordular zaman zaman burada toplanır, çadırlar kurulurdu. Vadinin geniş çayırları, at yarışları, cirit oyunları ve okçuluk gösterileri için de uygun bir mekândı.

Bu dönemde vadi, halk için de bir gezinti yeri olmaya başlamıştı. Ancak Kağıthane'nin büyük bir mesire yeri olarak gelişmesi, on sekizinci yüzyılın başında Sadabad'ın yapılmasıyla gerçekleşti.

Sadabad ve Lale Devri

1722'de Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Sultan III. Ahmed için Kağıthane deresinin kıyısında Sadabad köşkünü yaptırdı. Derenin yatağı mermerle kaplandı, kanallar ve havuzlar yapıldı, şelaleler ve fıskiyeler kuruldu. Derenin iki yanına devlet adamlarının ve sarayın ileri gelenlerinin köşkleri sıralandı.

Sadabad'ın tasarımında, Paris'e elçi olarak giden Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin Fransız sarayları ve bahçeleri hakkında getirdiği izlenimlerin etkili olduğu anlatılır. Sadabad, kısa sürede Lale Devri'nin simgesi hâline geldi. Şair Nedim, Sadabad'ı ve Kağıthane'nin eğlencelerini şiirlerinde ölümsüzleştirdi.

1730'daki Patrona Halil İsyanı sırasında isyancılar, Sadabad'ı ve çevresindeki köşkleri yağmaladı. Köşklerin önemli bir bölümü tahrip edildi. Ancak vadi, mesire yeri olma özelliğini kaybetmedi. Sonraki padişahlar Sadabad'ı defalarca onardı ya da yeniden yaptırdı.
Kağıthane deresi kıyısında gezinti sahnesi, 1839 tarihli gravür
Kağıthane deresi kıyısında gezinti sahnesi, 1839 tarihli gravürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Julia Pardoe / William Henry Bartlett. Dosya sayfası

Bahar gezileri

Kağıthane'ye geziler, özellikle baharda, nisan ve mayıs aylarında yoğunlaşırdı. Hıdrellez, yani 6 Mayıs, Kağıthane'nin en kalabalık olduğu günlerden biriydi. Bu dönemde İstanbullular, ailecek ya da arkadaş gruplarıyla vadiye gelir, bütün gününü burada geçirirdi.

Kağıthane'ye ulaşmanın en sevilen yolu kayıktı. Eminönü, Unkapanı ya da Eyüp iskelelerinden binilen kayıklar, Haliç boyunca ilerleyerek derenin ağzından vadiye girerdi. Varlıklı aileler kendi süslü kayıklarını kullanırdı. Karadan gelenler ise arabalarla ya da atlarla gelirdi.

Vadide gezintiye çıkanlar, derenin kıyısındaki çayırlara halılar ve minderler serer, yanlarında getirdikleri yemekleri yerlerdi. Seyyar satıcılar, şerbet, dondurma, kebap ve çeşitli yiyecekler satardı. Çalgıcılar, köçekler, hokkabazlar ve Karagöz oyuncuları, kalabalığı eğlendirirdi.

Kadınlar ve Kağıthane

Kağıthane, Osmanlı İstanbul'unda kadınların da kamusal alanda görünür olduğu nadir yerlerden biriydi. Kadınlar, kendi aralarında gruplar oluşturarak ya da aileleriyle birlikte vadiye gelir; arabalarda ya da çayırlarda oturarak gezintinin tadını çıkarırdı. Saray kadınları da zaman zaman vadiye gezintiye çıkardı.

Bu durum, zaman zaman devletin dikkatini çekti. Bazı dönemlerde kadınların kıyafetleri, davranışları ve erkeklerle karışık bulunmaları konusunda yasaklar ve düzenlemeler getirildi. Bu yasaklar, Kağıthane'nin İstanbul toplumunda ne kadar canlı bir buluşma yeri olduğunu da gösterir.
Ek bilgi
Avrupalı seyyahlar, Kağıthane'deki gezintileri ve özellikle kadınların varlığını sık sık anlatmıştır. On dokuzuncu yüzyılda İstanbul'a gelen yazarlar ve ressamlar, Avrupa'nın Tatlı Suları adını verdikleri bu mekânı Doğu'nun egzotik bir sahnesi olarak tasvir etti. Bu tasvirlerin bir kısmı, Avrupalı izleyicinin beklentilerine göre biçimlendirilmiş ve abartılmıştır.

On dokuzuncu yüzyıl

On dokuzuncu yüzyılda Kağıthane, mesire yeri olarak önemini korudu. Sultan II. Mahmud ve sonraki padişahlar, vadideki köşkleri yeniden yaptırdı. Sultan Abdülaziz döneminde Sadabad'ın yerine Avrupa tarzında yeni bir köşk inşa edildi. Vadide bir cami de bulunuyordu ve padişahlar Kağıthane'ye geldiklerinde bu camide cuma namazı kılardı.

Yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'un yeni semtlerinin gelişmesi ve yeni eğlence mekânlarının ortaya çıkmasıyla Kağıthane'nin popülerliği azalmaya başladı. Yine de bahar gezileri, yirminci yüzyılın başlarına kadar sürdü.

Yirminci yüzyılda dönüşüm

Yirminci yüzyılda Kağıthane vadisi büyük bir dönüşüm geçirdi. Vadi, sanayi tesislerinin ve gecekondu mahallelerinin kurulduğu bir bölgeye dönüştü. Derenin suyu kirlendi, çayırlar yapılaşmaya açıldı. Sadabad'dan geriye yalnızca birkaç yapı kaldı. Bugün Kağıthane, İstanbul'un yoğun nüfuslu bir ilçesidir; son yıllarda dere kıyısında yapılan düzenlemelerle vadinin eski mesire karakteri kısmen canlandırılmaya çalışılmaktadır.
Kağıthane deresinde kayıklar ve gezintiye çıkanlar
Kağıthane deresinde kayıklar ve gezintiye çıkanlarGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Catsimpoolas, Nicholas. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
15.–16. yüzyıl: Vadide kâğıt imalathanesinin kurulması
1722: Sadabad köşkünün yapımı
1730: Patrona Halil İsyanı ve Sadabad'ın yağmalanması
19. yüzyıl: Köşklerin yeniden yapılması
20. yüzyıl: Vadinin sanayileşmesi ve yapılaşma

Bir şehrin bahar bayramı: Kağıthane'nin toplumsal anlamı

Kağıthane mesiresi, Osmanlı İstanbul'unun toplumsal hayatına dair önemli ipuçları sunar. Bu vadi, saray çevresinden sıradan halka kadar farklı toplumsal kesimlerin aynı mekânı paylaştığı bir yerdi. Varlıklı aileler süslü kayıklarıyla gelirken, sıradan İstanbullular da yanlarında getirdikleri yemeklerle çayırlara yerleşirdi. Bu karışım, mesireyi şehrin bir tür ortak bahçesine dönüştürüyordu.

Kadınların bu mekândaki görünürlüğü de dikkat çekicidir. Osmanlı toplumunda kadınların kamusal alandaki varlığı çeşitli kurallarla sınırlanmıştı; ancak Kağıthane gibi mesire yerleri, bu sınırların görece esnediği yerlerdi. Devletin zaman zaman getirdiği yasaklar, bu esnekliğin yarattığı tartışmaları yansıtır.

Kağıthane'nin yirminci yüzyılda geçirdiği dönüşüm ise İstanbul'un hızlı büyümesinin bir sonucudur. Bir zamanlar şehrin dışında kalan yeşil bir vadi, şehrin genişlemesiyle sanayi ve konut bölgesine dönüştü. Bugün Kağıthane'nin eski mesire hâlini hatırlatan şey, büyük ölçüde gravürler, fotoğraflar ve şiirlerdir. Nedim'in dizelerinde ve seyyahların resimlerinde yaşayan bu vadi, İstanbul'un kaybolan bahçelerinden birinin hafızasını taşır. Bu hafıza, şehrin geçmişte doğayla nasıl bir ilişki kurduğunu ve bu ilişkinin nasıl değiştiğini düşündürür.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap