İstanbul'da Boğaz'ın Avrupa yakasında, Beşiktaş ile Kabataş arasında uzanan Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı'nın son döneminin en büyük ve en görkemli sarayıdır. Saray, Sultan Abdülmecid tarafından yaptırıldı ve 1856'da kullanılmaya başlandı. Bu tarihle birlikte Osmanlı padişahları, yaklaşık dört yüzyıl boyunca yaşadıkları Topkapı Sarayı'ndan ayrılarak Boğaz kıyısındaki bu yeni saraya taşındı. Dolmabahçe, Osmanlı'nın Batı'ya açılan yüzünü simgeleyen bir yapı oldu.
Bu yazıda sarayın yapıldığı alanın tarihini, inşasını, mimari özelliklerini, maliyetini, Osmanlı yönetimindeki yerini ve sonraki hikâyesini anlatıyoruz. Konu, Osmanlı saray kayıtlarının, mimar ailesinin belgelerinin ve Avrupalı gezginlerin anlatımlarının yardımıyla izlenebilir. Dolmabahçe Sarayı'nın Boğaz'a bakan cephesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: SBarnes. Dosya sayfası
Dolma bir bahçe
Sarayın adı, yapıldığı alanın hikâyesinden gelir. Bu alan, 17. yüzyılın başına kadar Boğaz'ın küçük bir koyuydu. Koy, zamanla doldurularak bir bahçeye dönüştürüldü ve "Dolmabahçe" adını aldı. Bu bahçede 17. ve 18. yüzyıllarda padişahlar için kasırlar ve köşkler inşa edildi. 19. yüzyılın başında burada "Beşiktaş Sahil Sarayı" adı verilen ahşap bir saray bulunuyordu.
Abdülmecid, bu eski sarayı yıktırarak yerine taştan, büyük ve modern bir saray yaptırmaya karar verdi. Sarayın inşası, 1843 civarında başladı ve yaklaşık on üç yıl sürdü.
Mimarlar
Dolmabahçe Sarayı'nın mimarları, Osmanlı'nın 19. yüzyıldaki en önemli mimar ailesi olan Balyan ailesinden Garabet Balyan ve oğlu Nikoğos Balyan'dı. Balyan ailesi, Ermeni kökenli bir aileydi ve birkaç kuşak boyunca Osmanlı sarayının mimarlığını yaptı. Bu aile, İstanbul'daki pek çok saray, cami ve kamu binasının mimarı oldu.
Ek bilgi
Balyan ailesinin eserleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nın yanı sıra Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Ortaköy Camii ve Dolmabahçe Camii gibi yapılar bulunur. Aile, Avrupa'daki mimari üslupları Osmanlı geleneğiyle birleştiren eserler verdi. Ailenin bazı üyeleri, Paris'te mimarlık eğitimi almıştı.
Dolmabahçe Sarayı, Avrupa'daki Barok, Rokoko ve Neoklasik üslupların Osmanlı mimari geleneğiyle birleştiği bir yapıdır. Sarayın Boğaz'a bakan uzun cephesi, yaklaşık 600 metre boyunca uzanır. Saray, üç ana bölümden oluşur: Devlet işlerinin yürütüldüğü Mabeyn-i Hümayun, büyük törenlerin yapıldığı Muayede Salonu ve padişahın ailesinin yaşadığı Harem-i Hümayun.
Sarayın en dikkat çekici bölümü, Muayede Salonu'dur. Bu salon, yüksek kubbesi ve devasa avizesiyle dikkat çeker. Salon, bayram törenleri ve önemli kabuller için kullanıldı. Sarayın içinde çok sayıda kristal avize, Avrupa'dan getirilen mobilyalar, halılar ve tablolar bulunur. Sarayın ünlü kristal merdiveni de ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken yerler arasındadır.
Dikkat: yanlış bilinen
Muayede Salonu'ndaki büyük avizenin İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından hediye edildiği yönünde yaygın bir anlatım vardır. Ancak bazı araştırmacılar, avizenin bir hediye değil, saray tarafından sipariş edilerek satın alındığını belirtir. Sarayın oda ve salon sayısı konusunda da farklı rakamlar dolaşımdadır; bu rakamlar, hangi mekânların oda olarak sayıldığına göre değişir.
Sarayda gündelik hayat
Dolmabahçe Sarayı, yüzlerce kişinin yaşadığı ve çalıştığı büyük bir yapıydı. Mabeyn bölümünde padişahın kâtipleri, yaverleri ve devlet görevlileri çalışırdı. Harem bölümünde padişahın annesi, eşleri, çocukları ve onlara hizmet eden kadınlar yaşardı. Sarayın mutfakları, ahırları, hamamları ve bahçeleri, ayrı birer çalışma alanıydı. Sarayın düzeni, Topkapı'dan devralınan teşrifat kurallarıyla Avrupa saray adabının bir karışımıydı.
Saray, yabancı devlet adamlarının ve elçilerin kabul edildiği yer olduğu için Osmanlı'nın dış dünyaya kendini gösterdiği bir sahne işlevi de görüyordu. Avrupalı gezginler ve diplomatlar, hatıratlarında sarayın salonlarını, avizelerini ve Boğaz manzarasını ayrıntılı biçimde anlattı. Bu anlatımlar, sarayın Avrupa kamuoyunda nasıl algılandığını gösteren önemli belgelerdir.
Saat kulesi ve cami
Sarayın yakınında, aynı dönemde inşa edilen yapılar da bulunur. Dolmabahçe Camii, Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Valide Sultan tarafından yaptırılmaya başlandı ve onun ölümünden sonra 1855 civarında tamamlandı. Sarayın girişindeki saat kulesi ise II. Abdülhamid döneminde, 1890'larda inşa edildi. Bu yapılar, sarayla birlikte Boğaz kıyısında bir yapı topluluğu oluşturur.
Maliyeti
Dolmabahçe Sarayı'nın inşası, devlete büyük bir maliyet getirdi. Sarayın yapıldığı yıllar, Osmanlı'nın Kırım Savaşı'na katıldığı ve ilk kez dış borç aldığı yıllardı. Bu dönemde sarayın büyük maliyeti, devlet maliyesi üzerinde ağır bir yük oluşturdu. Sarayın maliyeti, Osmanlı'nın son döneminde israf tartışmalarının sembollerinden biri haline geldi. Dolmabahçe Sarayı'ndaki avizelerden biriGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Julian Lupyan. Dosya sayfası
II. Abdülhamid, tahta çıktıktan kısa süre sonra Dolmabahçe'den ayrılarak Yıldız Sarayı'na taşındı. Yıldız, Abdülhamid'in otuz üç yıllık saltanatı boyunca devletin yönetim merkezi oldu. Ancak Dolmabahçe, bu dönemde de önemli törenler için kullanılmaya devam etti. Abdülhamid'in 1909'da tahttan indirilmesinin ardından V. MehmedReşad ve VI. MehmedVahdeddin, Dolmabahçe'yi yeniden kullandı.
Cumhuriyet döneminde Dolmabahçe
Cumhuriyet'in ilanından sonra Dolmabahçe Sarayı, devletin İstanbul'daki misafirhanesi olarak kullanıldı. Atatürk, İstanbul'a geldiğinde bu sarayda kaldı. 10 Kasım 1938'de Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda hayatını kaybetti. Saray, 1984'te müze olarak ziyarete açıldı ve bugün İstanbul'un en çok ziyaret edilen müzeleri arasında yer alıyor.
Tarih notu
Kronoloji
17. yüzyıl: Koyun doldurularak bahçeye dönüştürülmesi
19. yüzyıl başı: Beşiktaş Sahil Sarayı 1843 civarı: Dolmabahçe Sarayı'nın inşasının başlaması 1853–1856: Kırım Savaşı 1854: Osmanlı'nın ilk dış borcu 1856: Sarayın kullanılmaya başlanması 1876: Abdülaziz'in tahttan indirilmesi 1877 civarı: II. Abdülhamid'in Yıldız'a taşınması 1909: Sarayın yeniden padişah ikametgâhı olması 10 Kasım 1938: Atatürk'ün sarayda vefatı 1984: Sarayın müze olarak açılması
Topkapı'dan Boğaz'a uzanan bir dönüşüm
Dolmabahçe Sarayı'nın hikâyesi, Osmanlı'nın 19. yüzyıldaki dönüşümünün mimari bir ifadesidir. Topkapı Sarayı, avlular etrafında düzenlenen, içe kapalı bir yapıydı. Dolmabahçe ise Boğaz'a açılan uzun cephesiyle, Avrupa sarayları gibi dışa dönük bir yapıydı ve denizden bakan herkese kendini gösteriyordu. PadişahlarınTopkapı'dan Dolmabahçe'ye taşınması, yalnızca bir mekân değişikliği değil, aynı zamanda bir yönetim anlayışının değişmesiydi.
Sarayın inşası, Tanzimat döneminin reform idealleriyle de yakından ilişkiliydi. Abdülmecid, Avrupa devletleriyle eşit bir konumda olduğunu göstermek için Avrupa saraylarıyla yarışabilecek bir yapı inşa ettirdi. Ancak bu çaba, devletin mali sıkıntılarının arttığı bir döneme denk geldi ve sarayın maliyeti, sonraki yıllarda israf eleştirilerinin hedefi oldu.
Bugün Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı'nın son döneminin en etkileyici tanıklarından biri olarak İstanbul'un en çok ziyaret edilen yerleri arasında yer alıyor. Sarayın salonlarında dolaşan ziyaretçiler, hem bir imparatorluğun son döneminin görkemini hem de bu görkemin arkasındaki zor koşulları birlikte görebiliyor. Boğaz'dan geçen bir vapurdan bakıldığında sarayın uzun beyaz cephesi, bir imparatorluğun son yüzyılında Avrupa ile kurduğu karmaşık ilişkinin taştan bir özeti gibi görünüyor.