Milli İktisat, İttihat ve Terakki hükümetinin özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında uyguladığı ekonomi politikasının adıdır. Bu politikanın amacı, Müslüman Türk girişimcilerden oluşan bir yerli burjuvazi yaratmak, yerli sanayiyi ve ticareti geliştirmek ve ekonomiyi yabancıların ve gayrimüslim tüccarların ağırlığından kurtarmaktı. Savaş yıllarında pek çok yerli şirket kuruldu, esnaf cemiyetleri örgütlendi ve devlet ekonomiye daha fazla müdahale etmeye başladı.
Milli İktisat politikası, tarihçiler arasında en çok tartışılan konulardan biridir. Bu yazıda politikanın fikri kaynaklarını, uygulamalarını, savaş ekonomisinin koşullarını ve politikanın sonuçlarını anlatıyoruz. İtibar-ı Millî Bankası'nın 10 liralık hisse senediGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Cobija. Dosya sayfası
Fikri kaynaklar
Milli İktisat fikri, 1908'den sonra Osmanlı aydınları arasında giderek yaygınlaştı. Bu fikrin en önemli savunucularından biri, sosyolog Ziya Gökalp'ti. Gökalp, bir milletin bağımsızlığının ancak kendi ekonomik gücüyle sağlanabileceğini ve bunun için bir milli burjuvazinin oluşturulması gerektiğini savunuyordu.
Bu fikirler, Alman iktisatçı Friedrich List'in "ulusal ekonomi" düşüncesinden de etkilenmişti. List, 19. yüzyılda gelişmekte olan ülkelerin sanayilerini korumak için gümrük duvarları kurması gerektiğini savunmuştu. Osmanlı'da bu fikirleri yayan yazarlardan biri de Tekin Alp adıyla yazan Moiz Kohen'di. Bu yazarlar, Türk Yurdu ve İktisadiyat Mecmuası gibi dergilerde makaleler yayımladı.
Ek bilgi
Milli İktisat politikasının arka planında 1908'den sonra yaşanan bir dizi olay da vardı. 1908'de Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhak etmesinden sonra Avusturya mallarına karşı bir boykot düzenlendi. 1910–1911'de Girit meselesi nedeniyle Yunan mallarına ve tüccarlarına karşı boykotlar yapıldı. Bu boykotlar, ekonominin bir siyasi mücadele aracı olarak kullanılabileceği düşüncesini güçlendirdi.
Teşvik-i Sanayi Kanunu
Milli İktisat politikasının ilk somut adımlarından biri, 1913'te kabul edilen Teşvik-i Sanayi Kanunu oldu. Bu kanun, yerli sanayi kuruluşlarına vergi muafiyeti, gümrük indirimi ve arazi tahsisi gibi kolaylıklar sağlıyordu. Kanun, özellikle tekstil, gıda ve deri gibi alanlarda yeni fabrikaların kurulmasını teşvik etmeyi amaçlıyordu.
1914'te kapitülasyonların kaldırılması, bu politikanın uygulanmasını kolaylaştırdı. Hükümet artık gümrük vergilerini kendisi belirleyebiliyordu. Gümrük vergilerinin artırılması, yerli ürünlerin yabancı ürünlerle rekabetini kolaylaştırdı. İtibar-ı Millî Bankası'nın 50 liralık hisse senediGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Cobija. Dosya sayfası
Savaş ekonomisi
Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı ekonomisini derinden etkiledi. Seferberlik nedeniyle köylerdeki erkeklerin büyük kısmı askere alındı ve tarımsal üretim düştü. Deniz yollarının kapanması nedeniyle ithalat neredeyse durdu. Bu durum, başlıca tüketim mallarında büyük bir kıtlığa yol açtı.
Hükümet, savaşın masraflarını karşılamak için 1915'ten itibaren kâğıt para bastırdı. Osmanlı'da bu paralara "evrak-ı nakdiye" deniyordu. Kâğıt paranın çok miktarda basılması, fiyatların hızla yükselmesine neden oldu. Savaş yıllarında İstanbul'da gıda fiyatlarının birkaç kat arttığı belgelenmiştir. Halk, kâğıt paraya güvenmedi ve altın ile gümüş sikkeleri saklamaya başladı.
Kara Kemal ve esnaf cemiyetleri
Savaş yıllarında Milli İktisat politikasının en etkili uygulayıcılarından biri, İttihat ve Terakki'nin İstanbul'daki sorumlusu Kara Kemal Bey'di. Kara Kemal, İstanbul'daki esnafı yeni cemiyetler halinde örgütledi. Bu cemiyetler, hamallar, kayıkçılar, bakkallar ve diğer meslek grupları için kuruldu. Cemiyetler, üyelerine ucuz mal sağlıyor ve aynı zamanda İttihat ve Terakki'nin şehirdeki gücünü artırıyordu.
Kara Kemal, ayrıca İstanbul'un iaşesini, yani gıda ihtiyacını karşılamak için şirketler kurdu. Bu şirketlerin en bilineni, İstanbul Ahali Şirketi'dir. Şirket, Anadolu'dan İstanbul'a gıda getirilmesini ve dağıtılmasını üstlendi. Ancak bu şirketler, savaş koşullarında büyük kârlar elde etmekle de suçlandı.
Dikkat: yanlış bilinen
Savaş yıllarında kurulan şirketlerin ve esnaf cemiyetlerinin bir kısmı, büyük kârlar elde ettikleri ve yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla eleştirildi. Dönemin kamuoyunda "harp zengini" ya da "vurguncu" denilen bir kesimin ortaya çıktığı yaygın bir kanaatti. Ancak bu iddiaların ne kadarının belgelerle desteklendiği ve ne kadarının siyasi tartışmaların ürünü olduğu konusunda tarihçiler farklı görüşlere sahiptir. Savaştan sonra kurulan soruşturma komisyonlarının raporları da bu tartışmaların önemli kaynaklarıdır.
Anadolu'da şirketleşme
Milli İktisat döneminde Anadolu'nun farklı şehirlerinde yerel şirketler de kuruldu. Konya, Kayseri, Bursa ve İzmir gibi şehirlerde tüccarlar ve eşraf, ticaret ve sanayi şirketleri oluşturdu. Bu şirketlerin bir kısmı, tarım ürünlerinin toplanması ve satılması, bir kısmı ise un fabrikaları ve dokuma atölyeleri işletmek için kuruldu. Bu yerel şirketler, Cumhuriyet döneminde Anadolu'da ortaya çıkan girişimci kuşağın önemli bir kaynağı oldu.
Yeni şirketler ve bankalar
Savaş yıllarında pek çok yerli şirket kuruldu. Bu şirketler, ticaret, sanayi, ulaşım ve bankacılık gibi alanlarda faaliyet gösteriyordu. Şirketlerin önemli bir kısmı, Anadolu'nun farklı şehirlerinde yerel girişimciler tarafından kuruldu. Bu şirketlerin kuruluşunda İttihat ve Terakki'nin yerel örgütleri de etkin rol oynadı.
Bu dönemde kurulan en önemli kuruluşlardan biri, 1917'de kurulan İtibar-ı Milli Bankası'dır. Banka, Osmanlı'da yabancı sermayeli bankalara karşı yerli bir finans kuruluşu oluşturma amacının ürünüydü. Bankanın hisse senetleri, Müslüman Türk girişimcilere ve halka satıldı. İtibar-ı Milli Bankası, Cumhuriyet döneminde de faaliyetini sürdürdü ve 1927'de Türkiye İş Bankası ile birleşti. Balya-Karaaydın maden şirketinin 1920 tarihli hisse senediGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Société Anonyme Ottomane des Mines de Balia-Karaïdin. Dosya sayfası
Gayrimüslim tüccarlar ve politikanın karanlık yüzü
Milli İktisat politikası, gayrimüslim tüccar ve zanaatkârların aleyhine sonuçlar da doğurdu. Savaş yıllarında Rum ve Ermeni topluluklarının başına gelen sürgün ve ölümler, bu toplulukların ekonomik varlığını da büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Bu toplulukların mülklerinin ve işletmelerinin bir kısmı, yeni kurulan şirketlere ya da Müslüman girişimcilere geçti. Bu süreç, Milli İktisat politikasının en tartışmalı ve en ağır yanıdır.
Milli İktisat politikası, Osmanlı'nın son döneminde ekonomik bağımsızlık arayışının en kapsamlı ifadesiydi. Kapitülasyonların kaldırılması, gümrük vergilerinin artırılması ve yerli şirketlerin teşvik edilmesi, bu arayışın somut adımlarıydı. Bu politika, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki ekonomi politikalarına da önemli ölçüde yön verdi. 1923'teki İzmir İktisat Kongresi'nde dile getirilen fikirlerin bir kısmı, bu dönemin tartışmalarının devamıydı.
Ancak politikanın başka bir yüzü de vardı. Savaş yıllarının yokluk koşullarında kurulan şirketlerin bir kısmı büyük kârlar elde ederken, halkın büyük kısmı açlık ve yüksek fiyatlarla mücadele etti. Gayrimüslim toplulukların ekonomik varlığının ortadan kalkması ise politikanın en ağır sonuçlarından biri oldu.
Milli İktisat'ı anlamak için bu iki yüzü birlikte görmek gerekir. Bir yanda ekonomik bağımsızlık ve yerli girişimcilik ideali, öbür yanda savaşın yarattığı derin eşitsizlikler ve toplulukların uğradığı kayıplar vardır. İtibar-ı Milli Bankası'nın hisse senetleri, bu dönemin umutlarını taşıyan belgeler olarak bugün koleksiyonlarda saklanıyor. Bu belgeler, bir dönemin ekonomik umutlarını ve o umutların bedelini birlikte düşünmemiz için önemli bir hatırlatma niteliği taşıyor.