Belge: Atatürk ve Dolmabahçe Sarayı — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi.
10 Kasım 1938 Perşembe sabahı saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. Atatürk'ün cenaze töreninde toplanan halk, 1938Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Cenazesi bayrak örtülü bir tabut içinde 16 Kasım'da sarayın kabul salonundaki katafalka yerleştirildi. 19 Kasım sabahı cenaze namazı sarayda kılındı, ardından cenaze Ankara'ya götürüldü. 21 Kasım 1938'de Ankara Etnografya Müzesi'ne geçici olarak konuldu.
Atatürk'ün sağlığı 1937'den itibaren bozulmaya başladı. 1938'in ilk haftalarında iştahsızlık ve halsizlik hissediyordu; vücudunun çeşitli yerlerinde kaşıntılar oluyor, burun kanamaları güçlükle durduruluyordu. Kaşıntıların Çankaya Köşkü'ndeki karıncalardan kaynaklandığı düşünüldü ve köşk ilaçlandı. Atatürk ise bir kür için Yalova Termal'e gönderildi.
22 Ocak 1938'de Termal Otel'de onu muayene eden Dr. Nihat Reşat Belger karaciğerden şüphelendi ve siroz teşhisi koydu. Kesin perhiz önerdi. Atatürk tedaviye bir süre devam etti, ama doktorların itirazlarına rağmen 1 Şubat 1938'de tedaviyi yarıda bırakıp Bursa'ya geçti.
Fransız hekim Fiessinger
Başbakan Celâl Bayar Avrupa'dan hekim getirilmesini önerdi. Atatürk, o günlerde süren Hatay meselesi yüzünden hastalığının dışarıda duyulmasını istemediği için önce reddetti, ama Türk hekimlerin kapsamlı bir muayene yapmasını kabul etti. 6 Mart 1938'de beş doktor Çankaya'da konsültasyon yaptı ve siroz teşhisini doğruladı. Ardından Fransa'dan, Académie Nationale de Médecine üyesi Noel Fiessinger Ankara'ya davet edildi. Fiessinger'in teşhisi Türk hekimlerinkiyle örtüştü.
Tarih notu
1938'in son on ayı:
- 22 Ocak: Yalova'da siroz teşhisi.
- 6 Mart: Çankaya'da beş hekimin konsültasyonu.
- 19 Mayıs: Ankara Stadyumu'nda halkın karşısına son kez çıkış.
- 26 Mayıs: Ankara'dan son ayrılış.
- 1 Haziran-25 Temmuz: Savarona yatında.
- 5 Eylül: Vasiyetin yazılması.
- 16-21 Ekim: Birinci ağır koma.
- 8 Kasım akşamı: İkinci koma.
- 10 Kasım, 09.05: Dolmabahçe Sarayı'nda ölüm.
- 11 Kasım: İsmet İnönü 348 oyla cumhurbaşkanı seçilir.
Son kez halkın önünde ve son kez Ankara'dan ayrılış
Avrupa'dan hekim getirilmesi dünya basınında yankı uyandırdı; Atatürk'ün ölmek üzere olduğu haberleri çıktı. Atatürk sağlıklı olduğunu göstermek için 19 Mayıs 1938'de Ankara Stadyumu'nda halkın karşısına çıktı. Bu, Ankaralıların onu son görüşü oldu; stadyumun adı o günün anısına 19 Mayıs Stadyumu yapıldı. Aynı gün Hatay meselesi nedeniyle Mersin'e, ardından Adana'ya gitti ve askerî geçit törenlerine katıldı. Bu yolculuk hastalığını ağırlaştırdı. 26 Mayıs 1938'de son kez Ankara'dan ayrıldı. 1 Haziran'da Savarona yatına geçti, 25 Temmuz'a kadar orada kaldı, sonra Dolmabahçe'ye döndü.
Vasiyet: 5 Eylül 1938
Atatürk5 Eylül 1938'de vasiyetini yazdı. Kız kardeşine, manevi çocuklarına ve İsmet İnönü'nün çocuklarına yardım yapılmasını, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'na belirli paylar ayrılmasını istedi. 18 Eylül'de Celâl Bayar dört yıllık ekonomik plan dosyasını sunduğunda, Atatürk projelerin hızla hayata geçirilmesini istedi; bir dünya savaşı çıkacağını ve Türkiye'nin önünde en fazla üç yıl olduğunu söyledi.
Kaynaklarda fark
Vasiyetin içeriği farklı vurgularla anlatılıyor. Bir anlatımda mal varlığı belirli şartlarla Cumhuriyet Halk Partisi'ne bırakılıyor, Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarına yardım yapılması isteniyor. Bir başkasında ise mal varlığı doğrudan bu iki kuruma bırakılmış görünüyor. Aynı belgenin iki farklı özetlenişi bu: Mal CHP'ye bırakılmış, gelirin belirli bölümünün iki kuruma verilmesi şart koşulmuştu. Karından alınan sıvı için de "altı litre alındı ama on iki litre denildi" ayrımı da geçiyor.
Koma ve son sözler
Ekim ayında karnında biriken su yeniden alındı. 16 Ekim öğleden sonra ağır bir komaya girdi. Hükûmet 17 Ekim'den itibaren Anadolu Ajansı aracılığıyla resmî sağlık bildirileri yayımlamaya başladı. Atatürk 21 Ekim'de komadan çıktı, ama 29 Ekim'deki Cumhuriyet'in 15. yıl kutlamalarına katılamadı. Ordaya hitaben yazdığı konuşmayı Ankara'da Celâl Bayar okudu. 1 Kasım'daki TBMM açış konuşması da Bayar tarafından okundu.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'ın anlatımına göre, son fenalığın ardından yatağa yatırılan Atatürk, kendisine yaklaşan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp'e başını çevirip dikkatle baktı ve "Aleykümselam" dedi. Soyak bunu onun son sözü olarak aktarır. Ardından yeniden komaya girdi. 9 Kasım günü ve gecesi koma sürdü. 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı saat 09.05'te öldü.
Cenaze töreni
İlk başta dinî bir tören öngörülmemişti. Sarayda birkaç gün kalan Makbule Atadan'ın ısrarı üzerine, Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'nin de görüşüyle 19 Kasım sabahı saat 08.10'da cenaze namazı kılındı. Namazı İslam Tetkikleri Enstitüsü Müdürü Şerafeddin Yaltkaya kıldırdı. Naaş, patolog Lütfi Aksu tarafından tahnit edildi, ceviz ağacından ve çinko kaplı maun bir tabuta kondu. Bruno Taut'un tasarladığı katafalk 16 Kasım'da sarayın kabul salonuna yerleştirildi; on binlerce kişi saraya akın etti ve 17 Kasım'daki izdihamda 11 kişi öldü.
1938'in son ayları, bir hastalığın geç fark edilmesinin ve sonrasında hızla ilerlemesinin hikâyesi. Kaşıntıların köşkteki karıncalara bağlanması bugün bize şaşırtıcı gelebilir, ama belirtilerin ilk aylarda ne kadar dağınık ve yanıltıcı olduğunu da gösteriyor. Fiessinger'in teşhisi geldiğinde hastalık çoktan ilerlemişti.
İnsanı en çok etkileyen taraf, bir devlet adamının görevini bırakmamak için gösterdiği ısrar. Hasta hâliyle halkın önüne son kez çıkması, Ankara'dan son kez ayrılması ve 5 Eylül'de vasiyetini yazması, ölümün yaklaştığının farkında olan ama bunu düzen içinde karşılamak isteyen birinin adımları gibi. Vasiyetin hangi kuruma neyi bıraktığı konusundaki farklı vurgular ise metnin kendisinden çok, onun nasıl özetlendiğinden doğuyor; tek bir cümlelik özetler bu ayrıntıyı kolayca kaybediyor.
Karından alınan sıvı miktarına dair "altı litre alındı ama on iki litre denildi" ayrımı, sağlık haberlerinin bile kamuoyuna nasıl yansıtıldığını düşündürüyor. Son sözlerle ilgili anlatım ise Hasan Rıza Soyak'ın hatırasına dayanıyor; tek tanıklı bir sahne olduğunu bilmek, ona duyulan saygıyı azaltmaz ama dikkatle okumayı gerektirir. 10 Kasım sabahı saat 09.05, bu yüzden yalnızca bir ölüm saati değil, uzun süren bir direncin de sonu.