İçeriğe geç
Giriş yap
0

Feyhaman Duran: Galatasaray'ın hat hocasından Atatürk ve İnönü portrelerinin ressamına

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir portrecinin hayatı

Türk resim sanatında portre denince ilk akla gelen isimlerden biri Feyhaman Duran'dır. 1914 Kuşağı ya da Çallı Kuşağı olarak anılan ressamlar arasında yer alan Duran, özellikle Atatürk ve İnönü portreleriyle tanındı. Ama onun hikâyesi yalnız devlet büyüklerinin portreleriyle sınırlı değildi; hat sanatından Topkapı Sarayı'nın iç mekânlarına, Galatasaray Sergileri'nden İstanbul Üniversitesi'ne bağışladığı tarihî eve uzanan zengin bir hayattı.

Galatasaray Mektebi'nde yetişen, Tevfik Fikret'in öğrencisi olan, bir rastlantı sonucunda Paris'e giden ve Cumhuriyet'in ilk kuşak sanat eğitimcilerinden biri olan Feyhaman Duran, geleneksel sanatla Batı resmini kendi şahsında birleştiren ender sanatçılardandı. Bu yazıda onun hayatını ve eserini anlatıyoruz.
Feyhaman Duran'ın Ressamlar Grubu tablosu
Feyhaman Duran'ın Ressamlar Grubu tablosuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Eurekav. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 17 Eylül 1886 İstanbul Kadıköy'de doğum; 1895 Galatasaray Mektebi'ne kayıt; 1908 mezuniyet ve aynı okulda hüsnühat öğretmenliği; 1911-1913 Paris'te Académie Julian; 1916'dan itibaren Galatasaray Sergileri; 1919 İnas Sanayi-i Nefise Mektebi öğretmenliği; 1922 Güzin Hanım ile evlilik; 1923 Türk Ressamlar Cemiyeti yönetimi; 1933 Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim atölyesi; 1938 yurt gezileri kapsamında Gaziantep; Ocak 1939 Ankara'da İsmet İnönü portresi; 1951 emeklilik; 1962 evinin İstanbul Üniversitesi'ne bağışı; 6 Mayıs 1970 İstanbul'da ölüm.

Galatasaray'da bir hat öğrencisi

Feyhaman Duran, 17 Eylül 1886'da İstanbul Kadıköy'de doğdu. Babası gümrüklerde memur olan Süleyman Hayri Bey'di. Annesini genç yaşta kaybetti. Babası, eşinin vasiyetini yerine getirerek onu 1895'te Galatasaray Mektebi'ne kaydettirdi.

Galatasaray'da ressam Şevket Dağ'ın, şair Tevfik Fikret'in ve Viçen Arslanyan Efendi'nin öğrencisi oldu. Okulda önce kara kalem ve çini mürekkebiyle yaptığı çizimler, sonra yağlı boya resimleriyle dikkat çekti. Özellikle hüsnühat, yani güzel yazı dersinde başarılıydı. Hat sanatının disiplini, onun resimlerindeki çizgi hâkimiyetinin ve sabırlı işçiliğin kaynaklarından biri oldu.

1908'de okulu bitirir bitirmez Bâbıâli'ye kâtip olarak girdi. Aynı yıl, hocası hattat Tahsin Bey'in yerine, mezun olduğu Galatasaray Mektebi'ne hüsnühat öğretmeni olarak atandı. Genç yaşta hem bir devlet dairesinde hem de Osmanlı'nın en saygın okullarından birinde görev yapıyordu.

Bir küçük kızın portresi ve Paris yolu

Feyhaman Duran'ın Paris'e gidişi, ilginç bir rastlantıyla gerçekleşti. Kendi anlatımına göre, tanıdığı bir hanımefendiye portresini yapmayı teklif etmiş, hanımefendi ise kendisinin yaşlı olduğunu söyleyerek çantasından küçük bir kızın fotoğrafını çıkarmış ve onun resmini yapmasını istemişti. Duran bu fotoğraftan bir portre yaptı. Sonradan, fotoğraftaki kızın Mısırlı Prens Abbas Halim Paşa'nın kızlarından biri olduğunu öğrendi.

Prens, bu portreden çok etkilendi ve diğer kızlarının ve bazı tanıdıklarının portrelerini de Duran'a yaptırdı. Ardından, güzel sanatların çeşitli dallarında başarı gösteren gençlerden seçtiği bir öğrenci grubuyla birlikte Feyhaman Duran'ı da bütün masraflarını karşılayarak Paris'e gönderdi. Duran, bu olayı hayatının mutlu bir dönüm noktası olarak anlattı.

1911-1913 yıllarında Paris'te, o yıllarda pek çok genç Türk ressamın devam ettiği Académie Julian'da, Jean-Paul Laurens'in atölyesinde çalıştı. Bu sırada yükselen izlenimcilik akımına yakınlık duydu. İzlenimciliğin ışığa ve renge verdiği önem, onun sonraki çalışmalarında da kendini gösterdi.
Feyhaman Duran'ın eşi Güzin Duran'ı resmettiği portre
Feyhaman Duran'ın eşi Güzin Duran'ı resmettiği portreGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: LuaLua32. Dosya sayfası
Ek bilgi
1914 Kuşağı ya da Çallı Kuşağı, Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde Paris'teki eğitimlerinden dönen bir grup Türk ressamı ifade eder. İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail, Ruhi Arel, Avni Lifij, Sami Yetik ve Feyhaman Duran bu kuşağın önde gelen isimleridir. Bu ressamlar, izlenimciliğin etkisiyle Türk resmine açık hava, ışık ve renk anlayışını getirdiler ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında sanat eğitiminin yükünü taşıdılar.

Galatasaray Sergileri ve savaş resimleri

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Türkiye'ye döndü. 1916'dan itibaren her yıl düzenlenen Galatasaray Sergileri'ne düzenli olarak katıldı ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin sergilerinde yer aldı. Harp Mecmuası'nda çalışarak savaş resimleri yaptı. Birinci Galatasaray Sergisi'nde, Prof. Dr. Akil Muhtar'ın portresiyle gümüş madalya ve takdir ödülü aldı. Bu ödül, onun bir portreci olarak ününün başlangıcıydı.

1919'da kızlar için kurulmuş olan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'ne resim öğretmeni olarak atandı; Ömer Adil Bey'den sonra bu okulun müdürlüğünü de yaptı. Osmanlı'nın son yıllarında kadınlara güzel sanatlar eğitimi veren bu okul, Türk kadın ressamlarının yetiştiği ilk kurumdu.

Cumhuriyet'in sanat eğitimcisi

1922'de öğrencisi Güzin Hanım ile evlendi. Güzin Duran da bir ressamdı ve hayatı boyunca eşinin yanında çalıştı. 1923'te Türk Ressamlar Cemiyeti'nin yönetim kuruluna seçildi. Bu cemiyet 1926'da Sanayi-i Nefise Birliği, 1929'da Güzel Sanatlar Birliği adını aldı; Duran, ömrünün sonuna kadar bu derneğin yöneticiliğini sürdürdü.

Kızlar ve erkekler için ayrı ayrı olan Sanayi-i Nefise mekteplerinin birleştirilmesiyle İnas Sanayi-i Nefise Mektebi kapandı. Duran, artık karma eğitim veren Sanayi-i Nefise Mektebi'nde 1927'de öğretmenliğe, 1933'te ise resim atölyesi hocalığına getirildi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kız ve erkek öğrencilerin aynı atölyede birlikte resim çalışması, eğitimdeki dönüşümün sanat alanındaki yansımasıydı.

Gaziantep'ten Ankara'ya

1938'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin ressamları Anadolu'nun farklı illerine göndererek yerel hayatı resmettirdiği yurt gezileri kapsamında Gaziantep'e gitti ve oradan on eserle döndü. Bu geziler, İstanbul'da yaşayan ressamların Anadolu'yu tanımasını ve Türk resmine Anadolu manzaralarının ve insanlarının girmesini sağladı.

1939 Ocak ayında, İbrahim Çallı ve Ayetullah Sümer ile birlikte İsmet İnönü'nün portresini yapmak üzere Ankara'ya çağrıldı. Duran, Atatürk ve İnönü portreleriyle tanınır hale geldi. Onun portrelerinde devlet adamları, abartılı bir yüceltmeden çok, ağırbaşlı ve insani bir ifadeyle resmedilirdi.
Feyhaman Duran'ın Edirnekapı'daki mezarı
Feyhaman Duran'ın Edirnekapı'daki mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Sadrettin. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Feyhaman Duran'ın Gaziantep'ten getirdiği on eser, yurt gezilerinin ilk yıllarındaki üretimin bir parçasıdır. Yurt gezileri 1938'de başlayıp 1943'e kadar sürdü ve her yıl farklı ressamlar farklı illere gönderildi. Bu eserlerin bir kısmı sonradan Ankara'daki sergilerde gösterildi; ressamların İstanbul dışındaki Türkiye'yi kendi gözleriyle görmesi, Türk resminin konu dünyasını kalıcı biçimde genişletti.

Topkapı Sarayı'nda ve Beyazıt'taki ev

İstanbul Deniz Müzesi'nin siparişi üzerine Topkapı Sarayı koleksiyonundaki minyatürleri tuvale aktardı. 1940'larda eşiyle birlikte Topkapı Sarayı'nda çalışarak sarayın iç ve dış mekânlarını resmetti. İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1943-1947 yıllarında, müze koleksiyonunun bir kısmı önlem olarak Niğde'ye taşınmış ve saray ziyarete kapatılmıştı. Duran bu dönemde izin alarak sarayda çalıştı ve müzedeki pek çok eseri yakından inceleme fırsatı buldu.

Arkadaşı Sami Yetik'in üç ciltlik "Ressamlarımız" kitabının kapağını tasarladı; İbrahim Çallı ve Sami Yetik ile birlikte Vezneciler'deki bir atölyede resim dersleri verdi. 1951'de emekli oldu. Emekliliğinde, eşi Güzin Hanım'ın büyükbabası hattat Yahya Hilmi Efendi'den kalan Beyazıt'taki evde çalıştı. Evin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için 1962'de İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 6 Mayıs 1970'te İstanbul'da öldü ve Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği'ne defnedildi.

Beyazıt'taki kırmızı aşı boyalı ev, Duran çiftinin yaşadığı yıllarda İstanbul'un önde gelen sanatçılarının katıldığı sohbetlere ev sahipliği yaptı. Restorasyonların ardından 2024 Ocak ayında Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi olarak ziyarete açıldı.

Hattan tuvale, yüzlerin ressamı

Feyhaman Duran'ın sanatı, Osmanlı'nın son kuşağında yetişip Cumhuriyet'in sanat hayatını kuran ressamların ortak deneyimini yansıtıyor. Galatasaray'da hüsnühat hocası olan bir genç, Paris'te izlenimciliği tanıdı ve Türkiye'ye döndüğünde bu iki dünyayı kendi resminde birleştirdi.

Onun portreleri, bir dönemin yüzlerini kayda geçiren bir arşiv gibidir. Bilim insanlarından devlet adamlarına, eşinden öğrencilerine kadar resmettiği insanlar, Cumhuriyet'in ilk kuşağının insan manzarasını oluşturur. Atatürk ve İnönü portreleri, bu arşivin en tanınan parçaları olsa da, Duran'ın asıl ustalığı, her yüzde bir kişiliği yakalama becerisindeydi.

Bugün Beyazıt'taki evi, onun sanatının ve yaşadığı kültürel ortamın yaşayan bir tanığı olarak ziyaretçilerini bekliyor. Bir hattatın evinde yaşayan bir ressam, geleneğin ve yeniliğin birbirini dışlamadığını kendi hayatıyla göstermişti.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap