Bir kadın hekimin iki ilki
1932 yazında İstanbul Boğazı'nda yüzme yarışları düzenlendi. Yarışa katılanlar arasında, aynı yıl Darülfünun Tıp Fakültesi'nden mezun olan genç bir kadın vardı. Pakize İzzet, bu yarışta Boğaz'ı yüzerek geçen ilk kadın unvanını kazandı. Aynı genç kadın, kısa süre sonra Türkiye'nin ilk kadın jinekoloğu olacak, ilerleyen yıllarda da ülkenin ilk özel kadın doğum kliniğini kuracaktı.Pakize Tarzi'nin hayatı, Cumhuriyet'in ilk kuşak meslek kadınlarının hikâyesidir. Osmanlı'nın son yıllarında Halep'te doğan, savaş ve işgal yıllarında ailesiyle birlikte şehirden şehre göç eden bir kız çocuğu, yeni kurulan Cumhuriyet'in üniversitesinde hekim oldu. Bu yazıda onun hayatını anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1910-1912 arası Halep'te doğum; çocukluk Şam'da; 1918 Adana'ya, ardından Konya'ya göç; Konya'da ortaokul, Bursa Amerikan Kız Koleji'nde lise; Darülfünun Tıp Fakültesi; 1932 mezuniyet ve Boğaz'ı yüzerek geçiş; Haseki Kadın Hastalıkları Kliniği'nde ilk kadın asistanlık; 1935 Fettah Tarzi ile evlilik; Roma yılları; 1939 Birinci Kadın Doğum Kliniği'nde uzman asistanlık; 1948 İstanbul Soroptimist Derneği; 21 Temmuz 1949 Şişli'de ilk özel kadın doğum kliniği; 1966 Nişantaşı'na taşınma; 1998'e kadar faal çalışma; Ekim 2004 İstanbul'da ölüm.
Halep'ten Bursa'ya bir çocukluk
Pakize İzzet, Osmanlı döneminde Ziraat Bankası'nın Suriye'deki üst düzey yöneticilerinden İzzet Saltık Bey'in kızıydı. Babasının görev yaptığı Halep'te doğdu. Çocukluğu Şam'da, dört kız kardeşi, annesi, büyükanneleri, amcaları ve dayılarıyla birlikte yaşadığı büyük bir köşkte geçti.1918'de İngilizlerin Şam'ı işgal etmesi üzerine aile Adana'ya, Adana'nın Fransızlar tarafından işgali üzerine de Konya'ya taşındı. Pakize ortaokul diplomasını Konya'daki Sörler Okulu'ndan aldı. Millî Mücadele yıllarında Konya'da yaşanan Delibaş İsyanı sırasında ablası öldü, Konya Merkez Komutanı olan amcası Mustafa Tevfik Bey esir düştü. Aile bu acılardan sonra Bursa'ya taşındı.
Pakize liseyi Bursa Amerikan Kız Koleji'nde yatılı olarak bitirdi. Hekim olmaya karar verdiğinde ailesi, onun okuyabilmesi için İstanbul'a taşındı. Tıp Fakültesi'ne girebilmesi için yaşı mahkeme kararıyla büyütüldü.
Tıp Fakültesi ve Anadolu köyleri
Darülfünun'da önce fizik ve kimya derslerini okudu, ardından tıp eğitimine geçti. Öğrenciliği sırasında yurt dışından gelen öğrencilerle ilgilenen görevler üstlendi. Kız tıp öğrencilerinin Anadolu köylerini görmesi için geliştirilen bir proje kapsamında üç hafta boyunca Anadolu'da çalıştı ve köydeki kadınların sağlık sorunlarını yerinde gözlemledi. Bu deneyim, onun kadın hastalıkları ve doğum alanını seçmesinde belirleyici oldu.1932'de Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Anılarında, Atatürk Türkiyesi'nin bir genci olarak mesleğe atıldığında bütün dünyanın acısını dindirebilecek bir enerjiyle dolu olduğunu anlatır. Bu cümle, Cumhuriyet'in ilk kuşağının mesleğe bakışını da özetler.

Ek bilgi
Pakize Tarzi, mezuniyetinin ardından üniversitedeki ilk kadın asistan olarak, Almanya'dan gelen Prof. Wilhelm Liepmann'ın yönettiği Haseki Kadın Hastalıkları Kliniği'nde çalışmaya başladı. Liepmann, 1933 üniversite reformu döneminde Nazi Almanya'sından ayrılarak Türkiye'ye gelen bilim insanları arasındaydı. Pakize Tarzi onunla birçok ameliyata girdi ve uzmanlığını bir buçuk yılda tamamladı.
Haseki'den Roma'ya
Uzmanlığını tamamlayan Pakize, İstanbul Üniversitesi Birinci Kadın Doğum Kliniği'nin ilk kadın uzmanı oldu. Ardından üniversiteden ayrılarak Cağaloğlu'nda bir muayenehane açtı. İhtisası sırasında tanıştığı Fettah Tarzi ile 1935'te evlendi. Fettah Tarzi, Afgan devlet adamı ve yazar Mahmud Tarzi'nin ailesindendi; Mahmud Tarzi'nin kızı Süreyya, Afgan Kralı Emanullah Han'ın eşi ve Afganistan kraliçesiydi.Emanullah Han, 1928'de Türkiye'yi ziyaret etmiş ve Atatürk'ün devrimlerinden etkilenerek ülkesinde benzer reformlar başlatmaya çalışmıştı. Tarzi ailesi, Afganistan'daki bu modernleşme çabasının en önde gelen isimleri arasındaydı. Böylece Pakize Tarzi'nin evliliği, onu Türkiye ile Afganistan arasındaki tarihî bağların içine de yerleştirdi.
Pakize Tarzi eşiyle birlikte yaklaşık üç yıl Roma'da yaşadı. Roma'da diplomasını onaylattı ve tıp fakültesinde hekimlik yaptı. İlk çocuğunun doğumu için İstanbul'a döndü ve burada kalıp çalışmaya karar verdi.

Dikkat: yanlış bilinen
Pakize Tarzi'nin doğum yılı kaynaklarda farklı geçer: 1910 ve 1912 tarihleri birlikte anılır. Tıp Fakültesi'ne girebilmesi için nüfus kaydındaki yaşının büyütüldüğü bilindiğinden, resmî kayıtlarda daha erken bir tarih yer alır. Ölüm tarihi de Ekim 2004'ün ortası olarak farklı günlerle verilir.
Şişli'deki klinik
İstanbul'a döndükten sonra bir süre Tıp Fakültesi'nin histoloji kürsüsünde ders verdi; 1939'da Birinci Kadın Doğum Kliniği'ne uzman asistan olarak atandı. Doçentlik sınavına girdi; tezi kabul edildiği hâlde uygulamalı ders sınavında belirlenen 45 dakikayı doldurmadığı gerekçesiyle doçentliği onaylanmadı. Bunun üzerine üniversiteden ayrıldı.Muayenehanesinde çalışmayı ve İstanbul'daki özel hastanelerde doğum yaptırmayı sürdürdü. Yalnızca kadın doğum hastalarına hizmet verecek bir kliniğe ihtiyaç olduğunu gördü. 21 Temmuz 1949'da Şişli'de Türkiye'nin ilk özel kadın doğum kliniğini açtı. Klinikte heparin adlı ilacın bazı hastalarda ağır alerjik tepkilere yol açtığının saptanması, Türk ve dünya basınında ilgi gördü. 1966'da klinik Nişantaşı'ndaki yeni binasına taşındı. Pakize Tarzi 1998'e kadar klinikte aktif olarak çalıştı ve binlerce bebeğin doğumunu gerçekleştirdi.
Dernekler ve anılar
Pakize Tarzi meslek hayatının yanında sivil toplum çalışmalarında da öncü oldu. Bursa Amerikan Koleji'nden arkadaşlarıyla Hayvanları Koruma Derneği'ni kurdu. 1948'de yazar Müfide Ferit Tek ile birlikte İstanbul Soroptimist Derneği'ni kurdu ve yirmi beş yıl derneğin başkanlığını yaptı. 1949'da kurulan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı.Anılarını 1993'te yayımlanan "Anılar" adlı kitapta topladı. Son yıllarını Nişantaşı'ndaki evinde geçirdi ve Ekim 2004'te burada öldü. Kızı Zeynep Tarzi, Sultan II. Abdülhamid'in torunu Ertuğrul Osman Osmanoğlu ile evlendi. Özel arşivi bugün İstanbul'daki Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nda korunuyor.
Boğaz'ı geçen kuşak
Pakize Tarzi'nin 1932'de Boğaz'ı yüzerek geçmesi, bir spor başarısından fazlasını anlatıyor. Aynı yıl Tıp Fakültesi'nden mezun olan genç bir kadın, hem meslek hayatında hem de toplumsal alanda o güne kadar kadınlara kapalı kalmış sınırları aşıyordu. Boğaz'ın akıntılarıyla mücadele, meslek hayatında karşılaşacağı engellerin de bir provası gibiydi.Onun hayatında Cumhuriyet'in sağladığı fırsatlarla, o fırsatların önündeki engeller yan yana durur. Kız öğrencileri Anadolu köylerine gönderen bir eğitim anlayışı, onu kadın sağlığına yöneltti. Ama doçentlik sınavındaki gibi kurumsal engeller, onu üniversiteden uzaklaştırdı. Pakize Tarzi bu engellere küsmek yerine kendi kurumunu kurmayı seçti.
Şişli'deki klinik, onun bu tavrının somut sonucuydu. Kadın sağlığına adanmış ilk özel klinik, elli yıla yakın bir süre binlerce annenin güvendiği bir yer oldu. Klinik 2012'de el değiştirdi ve onun adını koruyan bir genel hastane olarak hizmetini sürdürdü. Pakize Tarzi, Cumhuriyet'in kadınlara açtığı kapıdan yalnızca geçen değil, arkasından gelenler için o kapıyı daha da genişleten bir öncüydü.