10 Eylül 1509'da İstanbul ve çevresi, şehrin tarihindeki en büyük depremlerden biriyle sarsıldı. Osmanlı kaynaklarında Kıyamet-i Suğra, yani "Küçük Kıyamet" olarak anılan bu deprem, surları, camileri ve binlerce evi yıktı. Sarsıntılar haftalarca sürdü; halk evlerinden kaçarak bahçelerde ve çadırlarda yaşadı. PadişahII. Bayezid şehirden ayrıldı ve ardından devletin tüm imkânlarıyla büyük bir onarım seferberliği başlatıldı. Bu yazıda depremi anlatan Osmanlı kroniklerini, Venedik'e gönderilen raporları, onarım çalışmalarını ve bu depremin bugünkü İstanbul için taşıdığı anlamı ele alıyoruz. 10 Eylül 1509 İstanbul depreminin hasarını anlatan bir belgeGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: AnonymousBilinmiyor. Dosya sayfası
10 Eylül 1509
Deprem, Marmara Denizi'nin altında meydana geldi. Bugünkü sismoloji çalışmaları, depremin büyüklüğünü yaklaşık 7 ile 7,5 arasında tahmin eder. Sarsıntı İstanbul'un yanı sıra Edirne, Gelibolu, Bursa ve İzmit gibi şehirleri de etkiledi. Denizde dev dalgaların oluştuğu ve kıyıdaki surların üzerinden aştığı da anlatılır. Deprem, ana şokun ardından uzun süren artçılarla devam etti. Osmanlı kaynakları, sarsıntıların kırk beş gün boyunca sürdüğünü yazar.
Can kaybı hakkındaki tahminler kaynaktan kaynağa değişir. Osmanlı ve Avrupa kaynaklarında birkaç binden on binin üzerine kadar uzanan rakamlar verilir. Kesin bir sayı söylemek mümkün değildir, ancak depremin İstanbul'un o dönemki nüfusu için ağır bir darbe olduğu açıktır.
Yıkılan yapılar
Deprem, İstanbul'un kara ve deniz surlarında büyük hasar bıraktı; pek çok kule ve sur parçası yıkıldı. Fatih Camii'nin kubbesi hasar gördü. Yeni inşa edilmiş olan Bayezid Camii de etkilendi. Ayasofya'nın minarelerinden biri zarar gördü. Topkapı Sarayı'nın bazı bölümleri ve Galata'daki yapılar da hasar aldı. Binlerce ev yıkıldı veya oturulamaz hâle geldi.
II. Bayezid'in tavrı ve onarım seferberliği
Depremden sonra II. Bayezid, sarayın çevresine kurulan çadırlarda kaldı ve bir süre sonra Edirne'ye gitti. Ancak onarım çalışmalarını uzaktan da olsa yakından takip etti. Kroniklere göre surların ve kamu yapılarının onarımı için Rumeli ve Anadolu'dan on binlerce işçi ve usta getirildi. Bu masrafları karşılamak için hane başına bir vergi konduğu da kaynaklarda yer alır. Onarım çalışmaları, ertesi yılın baharında başladı ve birkaç ay içinde surların büyük bölümü yeniden ayağa kaldırıldı. Bu hız, Osmanlı devletinin insan gücünü ve kaynakları seferber etme kapasitesini gösterir.
Ek bilgi
Osmanlı kroniklerinden İbn Kemal, Hoca Sadeddin ve Âşıkpaşazade'nin devamı niteliğindeki eserler, 1509 depremini ve onarım çalışmalarını anlatır. Bu kroniklerde depremin bir "ilahi uyarı" olarak yorumlandığı ifadeler de vardır; o dönemin dünya görüşünde doğal afetler sıkça bu şekilde anlatılırdı.
Venedik'e giden raporlar
1509 depreminin en ayrıntılı yabancı tanıkları, Venedik'in İstanbul'daki temsilcileriydi. Venedik balyosu ve İstanbul'daki Venedikli tüccarlar, depremden sonra Venedik'e mektuplar gönderdi. Bu mektupların bir kısmı, Venedikli tarihçi Marino Sanudo'nun "Diarii" adlı günlüklerine kopyalandı. Sanudo, Venedik'e gelen haberleri gün gün kaydeden bir yazardı ve onun günlükleri, 16. yüzyılın başındaki Akdeniz dünyası için en zengin kaynaklardan biridir. Bu mektuplarda yıkılan yapılar, ölen insanlar ve şehirdeki korku ayrıntılı olarak anlatılır. 1509 Marmara depreminin etkilediği alanı gösteren bir haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Pieter Coecke van Aelst. Dosya sayfası
Bilimsel incelemeler
1509 depremi, 20. yüzyılın sonunda bilim insanlarının yeniden ilgisini çekti. Sismolog Nicholas Ambraseys ve tarihçi Caroline Finkel, 1990'da yayımladıkları çalışmada Osmanlı ve Avrupa kaynaklarını birlikte inceleyerek depremin etkilediği alanı, hasarın dağılımını ve büyüklüğünü tahmin ettiler. Ambraseys'in tarihî depremler üzerine yaptığı geniş çalışmalar, İstanbul'u etkileyen depremlerin tekrarlanma aralıklarını anlamak için önemli bir dayanak oldu. Bu çalışmalar, tarihî belgelerin bugün deprem tehlikesi tahminlerinde nasıl kullanılabileceğini gösterdi.
Dikkat: yanlış bilinen
Kıyamet-i Suğra'ya dair bazı popüler anlatılarda abartılı rakamlar ve ayrıntılar dolaşır. Örneğin can kaybı için verilen çok yüksek sayılar, çoğu zaman bir kaynaktaki tahminin bağlamından koparılmış hâlidir. Tarihçiler, Osmanlı ve Venedik kaynaklarını karşılaştırarak daha temkinli tahminler yapmayı tercih eder.
Depremin edebiyattaki izleri
1509 depremi, dönemin Osmanlı tarihçileri ve şairleri tarafından da kaydedildi. Bazı kroniklerde deprem, insanları tövbeye çağıran bir uyarı olarak yorumlandı. "Kıyamet-i Suğra" adı da, yani "küçük kıyamet", bu yorumun bir yansımasıdır. Depremden sonra Sultan II. Bayezid'in bir süre şehir dışında, çadırlarda kaldığı aktarılır. Şehrin halkı da artçı sarsıntılar nedeniyle aylarca açık alanlarda yaşadı.
Venedik ve Ragusa kayıtları
İstanbul'daki Venedikli balyozun ve tüccarların Venedik'e gönderdiği mektuplar, depreme dair önemli ayrıntılar içerir. Bu mektuplarda yıkılan binalar, ölü sayısına dair tahminler ve şehirdeki genel durum anlatılır. Venedikli tarihçi Marino Sanudo'nun günlüklerinde de bu mektupların bir kısmı aktarılmıştır. Sanudo'nun günlükleri, 1496 ile 1533 arasındaki olayları içeren çok ciltli bir eserdir ve Osmanlı tarihi için zengin bir belge hazinesi olarak kabul edilir. Ragusa, yani bugünkü Dubrovnik arşivinde de, İstanbul'daki tüccarlardan gelen haberler bulunur.
Bugünkü araştırmalar
Deprem bilimciler, 1509 depremini Marmara Denizi'ndeki fay hattının davranışını anlamak için inceler. Depremin büyüklüğü ve merkezi hakkında farklı tahminler vardır. Bu tahminler, İstanbul için gelecekte beklenen deprem senaryolarının hazırlanmasında da göz önüne alınır. 1509 Marmara depremini konu alan bir görselGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
1509'dan bugüne
Kıyamet-i Suğra'dan sonra İstanbul, 1766 ve 1894 gibi başka büyük depremler de yaşadı. Ancak 1509, hem büyüklüğü hem de etkisi bakımından Marmara bölgesinin tarihî depremleri arasında ayrı bir yere sahiptir. Bugün yerbilimciler, İstanbul'un güneyindeki Marmara Denizi altındaki fay hattının gelecekte büyük bir deprem üretebileceğini söylerken sıkça 1509 depremini örnek gösterir. Böylece beş yüz yıllık Osmanlı kronikleri ve Venedik mektupları, bugünün afet planlamasına katkıda bulunan belgelere dönüşmüş olur.
Tarih notu
Kronoloji 10 Eylül 1509: Marmara Denizi'nde büyük deprem 1509 sonbaharı: Artçı sarsıntılar, II. Bayezid'in şehirden ayrılması 1510 baharı: Surların ve kamu yapılarının onarımı
16. yüzyıl başı: Sanudo'nun günlüklerinde Venedik raporları 1766: İstanbul'da başka bir büyük deprem 1894: İstanbul depremi 1990: Ambraseys ve Finkel'in 1509 depremi çalışması
Küçük Kıyamet'ten bugüne bir uyarı
Bize göre 1509 depremi, Osmanlı tarihinin yalnızca bir felaket olarak değil, bir kriz yönetimi örneği olarak da okunması gereken olaylarından biridir. Devlet, birkaç ay içinde on binlerce işçiyi seferber ederek şehri yeniden ayağa kaldırdı. Venedik raporları ve Osmanlı kronikleri, bu olayı farklı gözlerle anlatır ve birbirini tamamlar. Bugün İstanbul'da yaşayan herkes için 1509, geçmişte kalmış bir hikâye değil, hâlâ geçerli bir uyarıdır.
1509 depreminin en dikkat çekici yanı, felaketin büyüklüğü kadar ardından gelen yeniden inşa hızıdır. Surların, camilerin ve evlerin onarımı için Anadolu ve Rumeli'den getirilen işçiler, devletin kaynakları kısa sürede seferber edebildiğini gösterir. Kroniklerdeki sayılar abartıya açık olsa da, olayın çağdaşları üzerinde bıraktığı izin derinliği tartışmasızdır; halkın uzun süre çadırlarda yaşaması ve depreme 'Küçük Kıyamet' adının verilmesi bunu yansıtır. Venedik raporları ise aynı felakete dışarıdan, ticaret ve siyaset kaygısıyla bakan bir gözün tanıklığını sunar. İki kaynak grubunu yan yana okumak, olayın hem yerel hem uluslararası etkisini görmeyi sağlar. Marmara'nın altındaki fay hatları bugün de aynı yerde durduğu için 1509, tarih kitaplarında kalan bir sayfa değil, şehir planlamasında dikkate alınması gereken bir derstir.