3116 sayılı Orman Kanunu, Şubat 1937'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanun, Osmanlı'dan devralınan dağınık nizamnameler yerine ormanların korunmasını, sınırlarının belirlenmesini ve planlı biçimde işletilmesini tek bir metinde topladı. Aynı yıl çıkarılan 3204 sayılı kanunla ormancılık teşkilatı da Orman Umum Müdürlüğü adıyla yeniden kuruldu. Bu iki kanun, Cumhuriyet ormancılığının 1956'daki 6831 sayılı kanuna kadar yürürlükte kalan çerçevesini oluşturdu.
Kaynaklar
Belge: Orman Kanunu — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 3116 · Kanunlar Dergisi Cilt 17. Tarih: 8 Şubat 1937.
Atatürk, Ülkü ile birlikte Orman Çiftliği'ndeGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
1839'dan 1920'ye: Osmanlı ormancılığı
Osmanlı Devleti'nde ormancılık hizmetleri ilk kez Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği 1839'da Ticaret Nezaretine bağlı bir Orman Müdürlüğü ile kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu müdürlüğün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak için 1857'de İstanbul'da bir orman mektebi açıldı. Fransız ormancıların katkısıyla kurulan bu okul, teknik ve iktisadi ormancılığın ülkedeki başlangıcı sayılır. Sonraki yarım yüzyılda ormanlar kanunnameler, fetvalar, buyrultular, nizamnameler ve talimatnamelerle yönetildi.
Bu dağınık mevzuatın uygulamada pek çok sorunu vardı. Orman sınırları kesin değildi; köylülerin yakacak ve kereste ihtiyacı ile devletin işletme hakları arasındaki çizgi belirsizdi. Savaş yıllarında, özellikle demiryollarının ve ordunun yakıt ihtiyacı yüzünden, Anadolu ve Trakya'daki ormanlar ağır tahribata uğradı. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele'nin on yılı aşan dönemi, ormanların planlı bir bakımdan uzak kaldığı yıllardı.
Tarih notu
Kronoloji: 1839 Ticaret Nezaretine bağlı Orman Müdürlüğü; 1857 İstanbul'da orman mektebi; 1920-1923 İktisat Vekâletine bağlı genel müdürlük; 1 Mart 1922 Meclis açış konuşmasında ormanlar; 1937 3116 sayılı Orman Kanunu ve 3204 sayılı teşkilat kanunu; 1956 6831 sayılı Orman Kanunu.
Ankara hükûmeti ve 1922 konuşması
1920-1923 yılları arasında ormancılık işleri, Ankara'daki İktisat Vekâletine bağlı bir genel müdürlükle yürütüldü. Savaşın en çetin günlerinde bile ormanlar Meclis'in gündemindeydi. Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922'de Meclis'in üçüncü toplanma yılını açarken yaptığı konuşmada ormanlar için şu cümleyi kurdu:
"Gerek ziraat ve gerek memleketin servet ve sıhhati umumiyesi noktası nazarından ehemmiyeti muhakkak olan ormanlarımızdaki asri tedbir ile hüsnühalde bulundurmak, tevsi etmek ve azami faide temin eylemek esas düsturlarımızdan biridir."
Bugünkü Türkçeyle: "Hem tarım hem de ülkenin zenginliği ve genel sağlığı bakımından önemi kesin olan ormanlarımızı çağdaş önlemlerle iyi durumda tutmak, genişletmek ve onlardan en yüksek faydayı sağlamak, uyduğumuz ana ilkelerden biridir."
Bu cümle, ormanlara üç ayrı açıdan bakıyordu: tarımı korumak, ülkenin zenginliğini artırmak ve halk sağlığını gözetmek. Ormanların hem korunacağı hem de genişletileceği vurgusu, sonraki on beş yıl boyunca hazırlanacak kanunun ana fikrini önceden haber veriyordu. Ilgaz dağlarında ormanlarGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Vikiçizer. Dosya sayfası
Orman Çiftliği ve Ankara'nın ağaçları
Mustafa Kemal'in ağaca ve yeşile ilgisi, 1925'te Ankara'nın batısındaki çorak ve bataklık arazide kurduğu Orman Çiftliği'nde somut bir biçim aldı. Bozkırın ortasında fidanlıklar, meyve bahçeleri ve korular yetiştirildi. Ankara'nın imar planında da yeşil alanlara özel önem verildi. Çiftlik 1937'de Gazi tarafından hazineye bağışlandı. Orman Çiftliği'ndeki uygulamalar, ağaçlandırmanın Anadolu bozkırında da başarılabileceğini gösteren bir örnek olarak görüldü.
1937 kanunu ne getirdi?
3116 sayılı kanun, devlet ormanlarının plansız ve keyfî kesimlerle tükenmesinin önüne geçmeyi amaçlıyordu; bu yüzden her ormanın bir amenajman, yani işletme planıyla yönetilmesini ilke edindi. Orman sınırlarının belirlenmesi ve haritaya geçirilmesi için orman kadastrosu çalışmaları başlatıldı. Kaçak kesim, izinsiz açma ve orman yangınlarına yol açan davranışlar için cezalar ağırlaştırıldı. Orman köylülerinin yakacak ve yapı malzemesi ihtiyaçlarının hangi şartlarla karşılanacağı düzenlendi.
Ek bilgi
Kanunla birlikte ormancılık teşkilatı da yeniden yapılandırıldı. 3204 sayılı kanun, Orman Umum Müdürlüğünü merkezde ve taşrada örgütlenmiş, kendi teknik kadrosuna ve işletmelerine sahip bir kurum hâline getirdi. Bugünkü Orman Genel Müdürlüğü, yapısını büyük ölçüde bu 1937 düzenlemesine borçludur.
Kanunun bir başka yönü de ormanların yalnız bir kereste kaynağı olarak değil, toprağı tutan, suyu düzenleyen ve iklimi etkileyen bir varlık olarak görülmesiydi. Erozyon ve sel tehlikesine karşı bazı ormanların "muhafaza ormanı" olarak ayrılması, bu bakışın ürünüydü. Bu yaklaşım, Mustafa Kemal'in 1922'de dile getirdiği "servet ve sıhhat" vurgusunun hukuka yansımasıydı.
Uygulamadaki güçlükler
Kanun yürürlüğe girdiğinde Türkiye'nin elinde ormanların yerini ve sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar yoktu. Orman kadastrosu ve işletme planları için yetişmiş eleman sayısı azdı. Orman köylerinde yaşayan nüfusun geçimi büyük ölçüde ormana bağlıydı; yasakların sertleşmesi köylülerle orman memurları arasında sık sık anlaşmazlık doğurdu. Bu güçlükler, sonraki yıllarda kanunun birkaç kez değiştirilmesine ve 1956'da yerine 6831 sayılı Orman Kanunu'nun çıkarılmasına yol açtı.
Doğrusu
Ormanlarla ilgili Atatürk'e mal edilen bazı vecizelerin kaynağı belgelenmiş değildir. Onun ormanlara bakışını en güvenilir biçimde gösteren metinler, Meclis açış konuşmaları ve Orman Çiftliği gibi somut girişimlerdir. Bu yazıdaki 1922 alıntısı, Meclis zabıtlarında yer alan konuşmadan aktarılmıştır.
Bolu Yedigöller'de orman ve göllerGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Ömer Davarcı. Dosya sayfası
Bozkırda ağaç: kanunun yerini nasıl okumalı?
3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet'in doğal kaynaklara bakışını hukuka döken ilk kapsamlı metinlerden biridir. Osmanlı'dan kalan dağınık mevzuat ormanı daha çok bir gelir kalemi olarak görmüştü. 1937 kanunu ise ormanı planla işletilmesi, sınırları çizilmesi ve gelecek kuşaklar için korunması gereken bir varlık olarak tanımladı. Bu bakımdan kanun, aynı yıllarda çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Belediye Kanunu ve İskân Kanunu gibi metinlerle birlikte, devletin kırsal ve kentsel yaşamı düzenleme iradesinin bir parçasıydı.
Kanunun başarısı ise sınırlı kaldı ve bu sınırlılığın nedenleri öğreticidir. Bir orman kanunu, ormanın içinde ve kenarında yaşayan insanların geçimini dikkate almadan uygulanamazdı. 1930'ların Türkiye'sinde orman köylüsünün ormandan başka geçim kaynağı yoktu; işletme planları için gereken teknik kadro da henüz yetişmemişti. Buna rağmen 1937 düzenlemesi, ormancılığın bir uzmanlık alanı olarak devlet teşkilatı içinde yer almasını sağladı. Orman kadastrosu, amenajman planları ve ağaçlandırma çalışmaları bu kanunla başladı ve sonraki kanunlar bu zemin üzerinde gelişti. Mustafa Kemal'in 1922'de "genişletmek" diye andığı hedef, ancak on yıllar sonra büyük ağaçlandırma seferberlikleriyle ele alınabildi; ama bu hedefin devlet politikasına dönüşmesi 1937 kanunuyla mümkün oldu.