Zaptiyeden emniyete
Osmanlı Devleti'nde güvenlik hizmetleri uzun süre zaptiye adı verilen kolluk birimleri tarafından yürütüldü. 1845'te İstanbul'da kurulan Polis Teşkilatı, modern anlamda polisliğin ilk adımı sayılır. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde polis teşkilatı birkaç kez yeniden düzenlendi; 1909'da Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti kuruldu. Ancak teşkilat, büyük şehirlerin dışında zayıftı ve savaş yıllarında ağır biçimde sarsılmıştı. İstanbul'un işgali sırasında polis teşkilatının bir kısmı işgal yönetiminin denetimine girmiş, bir kısmı ise gizlice Millî Mücadele'ye destek vermişti.Ankara'da Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kurulduğunda, 1920'de Dahiliye Vekâleti'ne bağlı bir Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü oluşturuldu. Cumhuriyet'in ilk on beş yılında polis teşkilatı adım adım genişletildi, illerde emniyet müdürlükleri kuruldu, polis okulları açıldı. Ancak teşkilatın yapısını, kadrolarını ve görevlerini bir bütün olarak düzenleyen kapsamlı bir kanun ancak 1937'de çıkarılabildi. 4 Haziran 1937'de kabul edilen 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, bu eksikliği giderdi ve bugün de değişikliklerle yürürlüktedir.
Kaynaklar
Belge: Emniyet Teşkilât Kanunu — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 3201 · Kanunlar Dergisi Cilt 17. Tarih: 4 Haziran 1937.

Tarih notu
Kronoloji: 1845 İstanbul'da Polis Teşkilatı'nın kuruluşu; 1909 Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti; 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ve Ankara'da Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü; 1934 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu; 4 Haziran 1937 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu; 1937 Ankara'da Polis Enstitüsü'nün açılışı.
Kanunun kurduğu yapı
3201 sayılı kanun, emniyet hizmetlerini İçişleri Bakanlığı'na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü çatısı altında topladı. Kanun, teşkilatı merkez ve taşra olarak ikiye ayırdı. Merkez teşkilatı, genel müdürlük ve ona bağlı daire başkanlıklarından oluşuyordu. Taşrada ise il emniyet müdürlükleri ve ilçe emniyet amirlikleri kuruldu. Bu yapı, Türkiye'nin her köşesinde aynı kurallarla işleyen, merkezden yönetilen bir polis teşkilatının kurulmasını sağladı.Kanun, polis teşkilatını görev alanları bakımından üç ana kola ayırdı: genel emniyet hizmetleri, siyasi ve istihbari hizmetler ve adli hizmetler. Bu ayrım, polisin hem kamu düzenini korumak, hem suçları önlemek ve aydınlatmak, hem de devletin güvenliğini tehdit eden faaliyetleri izlemek gibi farklı işlevlerini ayrı birimler aracılığıyla yerine getirmesini amaçlıyordu.
Polisin hukuki statüsü ve personel düzeni
Kanunun önemli bir bölümü, polis memurlarının statüsünü, rütbelerini, atanma ve yükselme usullerini, disiplin cezalarını ve özlük haklarını düzenliyordu. Polis memurları, genel memur hükümlerine tabi olmakla birlikte, mesleğin özel niteliği nedeniyle kendilerine özgü kurallara da bağlandı. Polis olmak için belirli bir eğitimden geçmek, sağlık şartlarını taşımak ve güvenlik soruşturmasından olumlu sonuç almak gerekiyordu. Rütbe sistemi, polis memurundan emniyet genel müdürüne uzanan hiyerarşik bir yapı kurdu.Kanun, polis memurlarının görevleri sırasında silah kullanma yetkisini ve sorumluluklarını da çerçeveledi. Bu konudaki ayrıntılı hükümler, üç yıl önce, 1934'te kabul edilen 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nda yer alıyordu. İki kanun birlikte, polisin ne yapacağını ve nasıl teşkilatlanacağını belirleyen ikili bir çerçeve oluşturdu.

Ek bilgi
2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu (1934) polisin görev ve yetkilerini, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (1937) ise teşkilatın yapısını ve personel düzenini belirler. Bu iki kanun, Atatürk döneminde çıkarılmış olmalarına rağmen pek çok değişiklikle günümüzde de yürürlüktedir ve Türk polis teşkilatının hukuki omurgasını oluşturur.
Polis Enstitüsü ve eğitim
Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun kabul edildiği 1937 yılında Ankara'da Polis Enstitüsü açıldı. Enstitü, emniyet amirlerini yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Daha önce polis memurları, kısa süreli kurslarla göreve başlıyor; amir kadroları ise çoğunlukla askerî ya da mülki kökenli kişilerden oluşuyordu. Polis Enstitüsü, hukuk, kriminoloji, idare ve meslek bilgisi derslerini bir arada veren düzenli bir eğitim programı uyguladı. Enstitü, sonraki yıllarda Polis Akademisi'ne dönüşerek Türk polisinin üst düzey kadrolarının yetiştiği kurum oldu.Polis memurlarının eğitimi için de illerde polis okulları açıldı. Bu okullarda okuma yazma, hukuk bilgisi, vatandaşlık, ilk yardım, beden eğitimi ve silah kullanımı dersleri veriliyordu. Cumhuriyet, polisin halka karşı nazik, kanunlara bağlı ve eğitimli olmasını istiyordu. Atatürk'ün devlet görevlilerinin halka hizmet etmesi gerektiğine dair sözleri, polis eğitiminin de yol gösterici ilkelerinden biri olarak öğretildi.
Şehirleşme ve yeni güvenlik ihtiyaçları
1930'larda Türkiye'nin şehirleri hızla büyüyordu. Ankara, başkent olmasının ardından birkaç bin nüfuslu bir kasabadan yüz bini aşan bir şehre dönüşmüştü. İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa gibi şehirlerde sanayi kuruluşları, yeni mahalleler ve trafik yoğunluğu artıyordu. Otomobil sayısının artmasıyla trafik düzeni yeni bir polis görevi haline geldi. Bu değişim, polis teşkilatının daha kalabalık, daha uzmanlaşmış ve daha iyi örgütlenmiş olmasını gerektiriyordu.3201 sayılı kanun, bu ihtiyaca cevap verecek şekilde trafik, çarşı ve mahalle bekçiliği, yabancılar ve pasaport işleri gibi hizmetleri de teşkilat yapısına yerleştirdi. Şehirlerde karakollar açıldı, polis memurlarının mahalle mahalle görev yapacağı bir düzen kuruldu. Kırsal alanlarda ise güvenlik hizmetleri jandarma tarafından yürütülmeye devam etti; polis ve jandarmanın görev alanları belediye sınırları esas alınarak ayrıldı.
Doğrusu
Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun kabul edildiği 1937 tarihi, Türk polisinin kuruluş tarihi olarak kabul edilmez. Türk Polis Teşkilatı'nın kuruluş yıldönümü, 1845'te İstanbul'da polis teşkilatının kurulduğu 10 Nisan tarihinde kutlanır. 3201 sayılı kanun ise bu köklü teşkilatın Cumhuriyet dönemindeki hukuki yapısını belirleyen düzenlemedir.
Bekçilik, çarşı ve yabancılar hizmetleri
1930'ların şehir güvenliğinde polisin yanında çarşı ve mahalle bekçileri de önemli bir yer tutuyordu. Bekçiler, geceleri sokakları dolaşıyor, dükkânları ve evleri gözetiyor, olağan dışı durumları polise bildiriyordu. Bekçilik hizmetinin emniyet teşkilatıyla uyumlu çalışması, şehirlerde gece güvenliğinin sağlanmasında belirleyiciydi. Bu dönemde bekçilerin seçimi, ücretleri ve denetimi de düzene bağlandı; bekçilerin emniyet amirlerine karşı sorumlu olması ilkesi yerleşti.Yabancılar ve pasaport işleri, Cumhuriyet'in yeni ihtiyaçlarından biriydi. Lozan'dan sonra Türkiye'ye gelen yabancı uzmanlar, iş insanları, gazeteciler ve turistler, ikamet ve seyahat işlemleri için emniyet birimlerine başvuruyordu. Liman ve sınır kapılarında görev yapan polis birimleri, giriş ve çıkış kayıtlarını tutuyor, pasaport kontrollerini yapıyordu. Bu hizmetler, devletin uluslararası ilişkilerinin düzenli yürümesi açısından da önem taşıyordu.
Kanun, polis memurlarının sosyal haklarına da yer verdi. Görev sırasında yaralanan ya da hayatını kaybeden polislerin ailelerine aylık bağlanması, polis lojmanlarının yapılması ve polis memurlarına giyim yardımı yapılması gibi konular, teşkilatın kadrolarını güçlendirmeye yönelik adımlardı. Bu düzenlemeler, polislik mesleğini daha güvenceli ve saygın bir meslek haline getirmeyi amaçlıyordu.
Kanunun ömrü ve sonraki değişiklikler
3201 sayılı kanun, 1937'den bu yana pek çok kez değiştirildi. Rütbe sistemi, eğitim düzeni ve teşkilat birimleri ihtiyaçlara bağlı olarak yeniden düzenlendi. Ancak kanunun kurduğu ana yapı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün İçişleri Bakanlığı'na bağlılığı, merkez ve taşra teşkilatı ayrımı ve polisin görev kolları, büyük ölçüde korundu. Bu süreklilik, 1937 kanununun dayanıklı bir çerçeve kurduğunu gösterir.