Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman'ın isteğiyle ve onun adına Mimar Sinan tarafından İstanbul'un üçüncü tepesinde, Haliç'e bakan yamaçta inşa edildi. Caminin kitabesi kuruluş tarihini 1550, açılış tarihini 1557 olarak verir; külliyedeki çalışmalar bundan sonra birkaç yıl daha sürmüştür. Cami, İstanbul'daki Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür ve UNESCO Dünya Mirası "İstanbul'un Tarihi Alanları"nın dört bileşeninden biridir. Abdullah Frères'in 1895 öncesine ait Süleymaniye fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdullah frères. Dosya sayfası
Yer ve plan
arşiv belgeleri ve Tezkiretü'l-bünyân gibi eserlerdeki anlatım, Beyazıt'ta bugünkü İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü'nü de içine alarak Vefa'ya doğru genişleyen Eski Saray arazisinin bir kısmının inşaat alanı olarak ayrıldığını gösterir. Külliye Vefa, Unkapanı, Eminönü ve Tahtakale gibi canlı merkezlerin kuşattığı bir sırtta, Haliç'e doğru eğimli yamacın en uygun yerine kuruldu ve Galata kıyılarından, hatta Üsküdar'dan bakanlar için şehrin en etkili siluetini tamamladı.
Mülâyim'e göre yaklaşık altmış dönümlük alanda farklı derecelerde eğitim veren medreseler, dârülhadis, tıp medresesi ve şifahane, dârülkurrâ, sıbyan mektebi, imaret (dârüzziyâfe ve tabhane), han, hamam, mimarın kendi türbesi ve çok sayıda sıra dükkân yer alır. Yapılar ortada cami olmak üzere "U" düzenine göre sıralanır. Mülâyim, Evliya Çelebi'nin bu külliyenin bütün yapılarıyla birlikte "bin kubbe" ile örtülü olduğunu ve burada 3.000 kişinin hizmet verdiğini yazdığını aktarır.
İnşaat süreci
Mülâyim'e göre kaynaklar inşaatın başlangıç tarihini 957 (1550) olarak verir, ancak ay ve gün tartışmalıdır; 13 Haziran 1550 Cuma günü (27 Cemâziyelevvel 957) başlangıç töreninin günü olarak kabul edilebilir. Kanuni'nin hazır bulunduğu bu törende Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi ilk taşı gelenek olduğu üzere mihrap duvarının yükseleceği kesime yerleştirdi. Cami, bu törenden yedi yıl sonra, 15 Ekim 1557 (21 Zilhicce 964) Cuma günü ibadete açıldı.
Mülâyim, Sinan'ın açılışı anlattığı satırları aktarır: Sinan anahtarı padişaha sunar, padişah camiyi açmaya en layık kişiyi sorar ve sonunda anahtarı Sinan'a vererek "Bu bina eylediğin beytullahı yine sen açmak evlâdır" der; Sinan da "yâ fettâh" diyerek kapıyı açar. Araştırmamız, çağdaş gözlemci Petrus Gyllius'un caminin içi için ayrılan dört büyük porfir sütundan birinin boyuna göre kesildiğini ve Hipodrom'dan mermer sütunlar alındığını gördüğünü yazdığını gösteriyor.
Dikkat: yanlış bilinen
Kubbe ölçüleri kaynaklarda farklı verilir. Türk literatüründe Mülâyim, ana kubbenin çapını 27,40 metre, taban döşemesinden kilit taşına kadar yüksekliğini "50 metreyi biraz geçen" bir değer olarak verir. Batı literatürü ise kubbenin 53 metre yüksekliğinde ve 26,5 metre çapında olduğunu, çapın yüksekliğin tam yarısı olduğunu yazar. Kubbe tam daire olmadığı ve farklı eksenlerden ölçülebildiği için rakamlar ölçüm yöntemine göre değişebilir; bu tür oran yorumları kesin ölçülerle birlikte değerlendirilmelidir.
Mimari
İbadet mekânı yaklaşık 58,5 × 57,5 metre ölçülerinde, neredeyse kare bir alandır. Plan, Ayasofya'nın kubbe düzenini ve daha önceki II. Bayezid Camii'nin yerleşimini izler: merkezî kubbe kıble yönünde ve karşısında iki yarım kubbeyle genişletilir, yan taraflarda ise büyük kemerler bulunur. Mülâyim de dört büyük ayak üzerindeki dört kemerden ikisinin Haliç ve Marmara yönlerinde dışa yansıdığını, bu cephelerde yarım kubbe kullanılmadığı için yapının topografyayla daha uyumlu göründüğünü yazar. Ona göre ana kubbeyle aynı çaptaki iki yarım kubbe daha geniş ve ferah bir üst örtüyü tamamlar; kubbenin iç yüzeyi ise XIX. Yüzyıldaki restorasyonlar sonucunda Avrupa üslubunda bir süslemeye kavuşmuştur.
Avlunun dört köşesinde dört minare vardır. Üç şerefeli iki uzun minare, kurşun külahları hariç 63,8 metre, külahlarıyla 76 metre yüksekliğindedir. Mülâyim bu iki minarenin en alt kesimde kütleye yapıştırılmış kürsüleriyle birer payanda işlevi gördüğünü belirtir. Araştırmamız, cephedeki İznik çinili pencere alınlıklarının, sır altında parlak domates kırmızısı kullanılan ilk çiniler olduğunu da gösteriyor. Süleymaniye Camii'nin bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: http://lcweb2.loc.gov/cgi-bin/query/r?pp/fsaall,brum,detr,swann,look,gottscho,pan,horyd,genthe,var,cai,cd,hh,yan,lomax,i. Dosya sayfası
Ek bilgi
"Kalfalık eserim" ifadesi: Mülâyim, caminin mimarı tarafından "kalfalık eserim" olarak tanımlandığını ve bunun büyük ustanın meslekî gelişim basamağının bir ifadesi olduğunu yazar. Şehzade Camii için "çıraklık", Edirne Selimiye için "ustalık" nitelemeleriyle birlikte bu üçlü sıralama yaygın olarak Sinan'a atfedilir. Batı literatürü ise Kanuni'nin, oğlu adına yapılan Şehzade Camii'nden etkilenerek Sinan'dan kendisi için de bir cami istediğini belirtir.
Türbeler ve külliye
Caminin kıble duvarının arkasındaki hazirede Kanuni Sultan Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın ayrı sekizgen türbeleri bulunur. Aynı anlatım, Kanuni'nin türbesinin mimari olarak Kudüs'teki Kubbetü's-Sahra'ya gönderme yaptığını yazar. Mülâyim'in sıraladığı yapılar arasında Sinan'ın kendi türbesi de vardır.
Mülâyim'e göre külliyede farklı derecelerde (evvel, sânî, sâlis, râbi') eğitim veren medreseler vardı. Araştırmamız, medreselere öncekilere göre çok daha geniş bir kadro verildiğini ve vakfiyenin devletle yakından ilişkili din görevlileri belirlediğini; caminin ve tesislerinin padişahın gücünün siyasi bir gösterisi olduğunu ve cuma namazlarındaki halka görünme törenleri için etkileyici bir sahne oluşturduğunu gösteriyor.
Dikkat: yanlış bilinen
Ayasofya ile ilgili yaygın anlatı: Batı literatürü, halk geleneğine göre I. Justinianus'un Ayasofya tamamlandığında "Süleyman, seni geçtim!" dediğini, Kanuni'nin camisinin de tasarım ve yerleşimiyle Ayasofya'ya gönderme yaptığını yazar. Ancak bu söz bir "halk geleneği" olarak aktarılır ve çağdaş bir belgeye dayandırılmaz. Ayrıca aynı madde, Sinan'ın Şehzade Camii'nde bu tasarımın ötesine geçtiğini ve eski tasarımlara pek dönmediğini, bu yüzden Ayasofya-II. Bayezid düzenine dönüşün bilinçli bir sembolik tercih olabileceğini belirtir; bu bir yorumdur.
Hasarlar ve onarımlar
Süleymaniye 1660 büyük yangınında zarar gördü ve IV. Mehmed tarafından onarıldı. 1766 depreminde kubbenin bir kısmı çöktü; onarımlar Sinan'ın özgün süslemesinden kalanlara zarar verdi. 1858–1859'da cami içinde, minarelerde, dış avluda ve türbelerde kapsamlı onarımlar yapıldı ve avluya muvakkithane eklendi. Birinci Dünya Savaşı sırasında avlu cephanelik olarak kullanıldı ve cephanenin tutuşması sonucu cami yangından zarar gördü. Daha sonraki restorasyonlarda özgün süslemelerin bir kısmı ortaya çıkarıldı. Süleymaniye'deki Mimar Sinan TürbesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: DIMSFIKAS. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1543–1548: Şehzade Camii; Kanuni Sinan'dan kendi camisini ister. 13 Haziran 1550: İnşaatın başlangıç töreni. 15 Ekim 1557: Cami ibadete açılır. 1566: Kanuni ölür; hazirede türbesine gömülür. 1660: Büyük yangın; IV. Mehmed'in onarımı. 1766: Deprem; kubbenin bir kısmı çöker. 1858–1859: Kapsamlı onarım. 1985: İstanbul'un Tarihi Alanları UNESCO listesine girer.
Değerlendirme
Süleymaniye, bir caminin çevresinde eğitim, sağlık, konaklama ve ticaret işlevlerini bir araya getiren Osmanlı külliye anlayışının en olgun örneklerinden biridir. Mülâyim'in vurguladığı gibi külliye, topografyayı en verimli biçimde kullanan bir şehir planlamasının ürünüdür ve İstanbul'un siluetine bugün de yön verir.
Süleymaniye bugün nasıl okunmalı?
Süleymaniye, bir caminin ötesinde bir eğitim, sağlık ve sosyal hizmet merkeziydi. Sinan'ın 'kalfalık eseri' dediği bu yapı, İstanbul siluetini bugün de tanımlayan bir anıttır. Kanımızca Süleymaniye'nin asıl başarısı, külliyeyi topoğrafyaya yerleştirme biçiminde ve kentin yedi tepesinden birini yeni bir merkeze dönüştürmesindedir.