5 Ağustos 1921'de TBMM, Kütahya-Eskişehir yenilgisinin ağır havasında, ordunun başkumandanlığını Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa'ya veren bir kanun çıkardı. Bu yazıda kanunun hangi tartışmalardan doğduğunu, ne verdiğini ve ne vermediğini, kaç kez uzatıldığını ele alıyoruz.
Arka plan: "Ordu nereye gidiyor?"
Temmuz 1921'de Afyon, Kütahya ve Eskişehir düştü, ordu Sakarya'nın doğusuna çekildi. Mecliste sert tartışmalar başladı. Kaynaklara göre Mustafa Kemal Paşa yenilginin sorumlusu olarak kendisinin gösterildiğini ifade etmiştir.
Mecliste iki eğilim vardı. Bir grup ordunun zaten yenildiğini, Mustafa Kemal ordunun başına geçerse olası bir yenilgiyle "yıldızının söneceğini" düşünüyordu. Diğer grup ise durumun vahameti karşısında zaferin tek yolunun onun başkumandanlığı olduğunu savunuyordu. Mersin milletvekili Hüseyin Selâhattin (Köseoğlu) Bey, "Ordunun başına geçsin!" görüşünü dile getirdi.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Tolga Gerger. Dosya sayfası
4 Ağustos önergesi: Şartlı kabul
4 Ağustos 1921'deki gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa, kendisini destekleyen milletvekillerine teşekkür ettikten sonra Meclis başkanlığına bir önerge verdi. Görevi bir şartla kabul ediyordu: "Türkiye Büyük Millet Meclisinin haiz olduğu salâhiyeti, filen istimal etmek." Yani Meclisin orduyla ilgili yetkilerini fiilen kullanabilmek.
Tartışma iki noktada yoğunlaştı:
Tartışmalar 5 Ağustos'a sarktı. Meclis 13 ret oyuna karşı 169 kabul oyuyla başkumandanlığı Mustafa Kemal Paşa'ya verdi. Kanun metnine göre başkumandan, ordunun maddi ve manevi gücünü en üst düzeye çıkarmak ve sevk ve idaresini güçlendirmek konusunda Meclisin buna ilişkin yetkilerini kullanacaktı. Yetki üç aylık bir süreyle sınırlıydı.
Başkumandan olan Mustafa Kemal Paşa, ordu ile ilgili bu yetkiye dayanarak 7-8 Ağustos 1921'de Tekâlif-i Milliye emirlerini yayımladı. On emirden oluşan bu düzenleme, ilçelerde komisyonlar kurdu; silah ve cephanenin teslimini, yiyecek ve giyeceğin yüzde 40'ına el konmasını ve "her aile bir askeri giydirecek" ilkesini getirdi. Kaynaklar bunu halkın topyekûn savaşa katıldığı bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirir.
Kanunun üzerinden bir ay geçmeden Sakarya Meydan Muharebesi başladı (23 Ağustos-13 Eylül 1921). Muharebenin kazanılmasından sonra TBMM 19 Eylül 1921'de Mustafa Kemal Paşa'ya müşir rütbesi ve gazi unvanını verdi. Başkumandanlık yetkisi, Büyük Taarruz'da da (26-30 Ağustos 1922) ordunun başında bulunmasının hukuki dayanağı oldu ve 29 Ekim 1923'te cumhurbaşkanlığına seçilmesine kadar sürdü.
Kanundan sonra komuta yapısı
Kanunla birlikte Sakarya öncesindeki üst komuta şu şekli aldı: Başkumandan Mustafa Kemal Paşa; Başvekil ve Genelkurmay Başkanı Birinci Ferik Fevzi Paşa; Millî Müdafaa Vekili Mirliva Refet (Bele) Paşa; Batı Cephesi Komutanı Mirliva İsmet Paşa. Yani İsmet Paşa Genelkurmay görevinden alınmış ama cephe komutanlığında kalmıştı. Mustafa Kemal Paşa ile Fevzi Paşa, Kütahya'nın düştüğü 17 Temmuz'dan beri cephede fiilen komutayı üstlenmişti; kanun bu fiilî durumu hukuki bir çerçeveye oturttu. 12 Ağustos'ta Polatlı'da teftiş sırasında attan düşen ve kaburga kemiği kırılan Mustafa Kemal Paşa, muharebeyi bu yaralı hâliyle yönetti.
Bugünkü anlamı
Başkumandanlık Kanunu, olağanüstü bir dönemde yetkinin süreli, şartlı ve Meclis denetiminde verilebileceğinin örneğidir. 169-13'lük oylama da o günün Meclisinde tartışmanın gerçek olduğunu, kararın oy birliğiyle değil açık bir müzakere sonunda alındığını gösterir.
Arka plan: "Ordu nereye gidiyor?"
Temmuz 1921'de Afyon, Kütahya ve Eskişehir düştü, ordu Sakarya'nın doğusuna çekildi. Mecliste sert tartışmalar başladı. Kaynaklara göre Mustafa Kemal Paşa yenilginin sorumlusu olarak kendisinin gösterildiğini ifade etmiştir.
Mecliste iki eğilim vardı. Bir grup ordunun zaten yenildiğini, Mustafa Kemal ordunun başına geçerse olası bir yenilgiyle "yıldızının söneceğini" düşünüyordu. Diğer grup ise durumun vahameti karşısında zaferin tek yolunun onun başkumandanlığı olduğunu savunuyordu. Mersin milletvekili Hüseyin Selâhattin (Köseoğlu) Bey, "Ordunun başına geçsin!" görüşünü dile getirdi.
Tarih notu
Kronoloji:
- 17-19 Temmuz 1921: Kütahya ve Eskişehir düşer; Sakarya'nın doğusuna çekilme emri verilir.
- 3 Ağustos: İsmet Paşa Genelkurmay görevinden alınır, Fevzi Paşa getirilir.
- 4 Ağustos: Gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa'nın şartlı önergesi.
- 5 Ağustos: Başkumandanlık Kanunu 169 kabul, 13 ret oyuyla kabul edilir.
- 7-8 Ağustos: Tekâlif-i Milliye emirleri yayımlanır.
- 30 Ekim 1921, 4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922: Kanun üçer ay uzatılır.
- 20 Temmuz 1922: Yetki süresiz hâle getirilir.
- 29 Ekim 1923: Mustafa Kemal Paşa cumhurbaşkanı seçilir; başkumandanlık görevi sona erer.
- 17-19 Temmuz 1921: Kütahya ve Eskişehir düşer; Sakarya'nın doğusuna çekilme emri verilir.
- 3 Ağustos: İsmet Paşa Genelkurmay görevinden alınır, Fevzi Paşa getirilir.
- 4 Ağustos: Gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa'nın şartlı önergesi.
- 5 Ağustos: Başkumandanlık Kanunu 169 kabul, 13 ret oyuyla kabul edilir.
- 7-8 Ağustos: Tekâlif-i Milliye emirleri yayımlanır.
- 30 Ekim 1921, 4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922: Kanun üçer ay uzatılır.
- 20 Temmuz 1922: Yetki süresiz hâle getirilir.
- 29 Ekim 1923: Mustafa Kemal Paşa cumhurbaşkanı seçilir; başkumandanlık görevi sona erer.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Tolga Gerger. Dosya sayfası
4 Ağustos önergesi: Şartlı kabul
4 Ağustos 1921'deki gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa, kendisini destekleyen milletvekillerine teşekkür ettikten sonra Meclis başkanlığına bir önerge verdi. Görevi bir şartla kabul ediyordu: "Türkiye Büyük Millet Meclisinin haiz olduğu salâhiyeti, filen istimal etmek." Yani Meclisin orduyla ilgili yetkilerini fiilen kullanabilmek.
Tartışma iki noktada yoğunlaştı:
- Başkumandanlık payesi yerine "başkumandan vekili" payesi verilmesi önerisi
- Meclisin yetkilerinin devredilmemesi kaygısı
Tartışmalar 5 Ağustos'a sarktı. Meclis 13 ret oyuna karşı 169 kabul oyuyla başkumandanlığı Mustafa Kemal Paşa'ya verdi. Kanun metnine göre başkumandan, ordunun maddi ve manevi gücünü en üst düzeye çıkarmak ve sevk ve idaresini güçlendirmek konusunda Meclisin buna ilişkin yetkilerini kullanacaktı. Yetki üç aylık bir süreyle sınırlıydı.
Dikkat: yanlış bilinen
İlk iş: Tekâlif-i MilliyeSık rastlanan bir yanlış, bu kanunla Mustafa Kemal Paşa'ya "sınırsız ve süresiz yetki" verildiğidir. Doğrusu: Yetki yalnız orduyla ilgili konuları kapsıyordu ve ilk olarak üç ay için verildi. Kanun üç kez üçer ay uzatıldı (30 Ekim 1921, 4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922) ve ancak 20 Temmuz 1922'de süresiz hâle getirildi. Meclisin yasama ve yürütme yetkisi genel olarak devredilmedi.
Başkumandan olan Mustafa Kemal Paşa, ordu ile ilgili bu yetkiye dayanarak 7-8 Ağustos 1921'de Tekâlif-i Milliye emirlerini yayımladı. On emirden oluşan bu düzenleme, ilçelerde komisyonlar kurdu; silah ve cephanenin teslimini, yiyecek ve giyeceğin yüzde 40'ına el konmasını ve "her aile bir askeri giydirecek" ilkesini getirdi. Kaynaklar bunu halkın topyekûn savaşa katıldığı bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirir.
Ek bilgi
Kimler vardı?Yetkinin şekli dikkat çekicidir: Mustafa Kemal Paşa başkumandanlığı Meclis Başkanlığı ile birlikte yürüttü. Ordunun başına geçmek, Meclisten kopmak anlamına gelmedi; yetkinin süresini de Meclis her üç ayda bir yeniden oyladı.
- Mustafa Kemal Paşa: TBMM Başkanı, 5 Ağustos'tan itibaren Başkumandan
- Fevzi (Çakmak) Paşa: İcra Vekilleri Heyeti Reisi, Müdafaa-i Milliye Vekili ve 3 Ağustos'tan itibaren Genelkurmay Başkanı
- Hüseyin Selâhattin (Köseoğlu) Bey: "Ordunun başına geçsin!" görüşünü dile getiren Mersin milletvekili
- İsmet Paşa: Batı Cephesi Komutanı olarak görevine devam etti
Kanunun üzerinden bir ay geçmeden Sakarya Meydan Muharebesi başladı (23 Ağustos-13 Eylül 1921). Muharebenin kazanılmasından sonra TBMM 19 Eylül 1921'de Mustafa Kemal Paşa'ya müşir rütbesi ve gazi unvanını verdi. Başkumandanlık yetkisi, Büyük Taarruz'da da (26-30 Ağustos 1922) ordunun başında bulunmasının hukuki dayanağı oldu ve 29 Ekim 1923'te cumhurbaşkanlığına seçilmesine kadar sürdü.
Kanundan sonra komuta yapısı
Kanunla birlikte Sakarya öncesindeki üst komuta şu şekli aldı: Başkumandan Mustafa Kemal Paşa; Başvekil ve Genelkurmay Başkanı Birinci Ferik Fevzi Paşa; Millî Müdafaa Vekili Mirliva Refet (Bele) Paşa; Batı Cephesi Komutanı Mirliva İsmet Paşa. Yani İsmet Paşa Genelkurmay görevinden alınmış ama cephe komutanlığında kalmıştı. Mustafa Kemal Paşa ile Fevzi Paşa, Kütahya'nın düştüğü 17 Temmuz'dan beri cephede fiilen komutayı üstlenmişti; kanun bu fiilî durumu hukuki bir çerçeveye oturttu. 12 Ağustos'ta Polatlı'da teftiş sırasında attan düşen ve kaburga kemiği kırılan Mustafa Kemal Paşa, muharebeyi bu yaralı hâliyle yönetti.
Bugünkü anlamı
Başkumandanlık Kanunu, olağanüstü bir dönemde yetkinin süreli, şartlı ve Meclis denetiminde verilebileceğinin örneğidir. 169-13'lük oylama da o günün Meclisinde tartışmanın gerçek olduğunu, kararın oy birliğiyle değil açık bir müzakere sonunda alındığını gösterir.
Kaynaklar
- Vikipedi, Başkumandanlık Kanunu maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Tekâlif-i Milliye maddesi (tr.wikipedia.org)