İçeriğe geç
Giriş yap
0

Harf Devrimi: 9 Ağustos 1928 Gülhane'den 1353 sayılı kanuna

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt2 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Arap harflerinin Türkçeye uymadığı tartışması 19. yüzyıl ortasından beri vardı. Bir taraf eski yazının düzeltilmesini, diğer taraf Latin harflerine geçilmesini savunuyordu.

Yeni alfabe tamamlandıktan sonra Mustafa Kemal 9 Ağustos 1928'de, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Gülhane'deki galasına katılanlara harfleri bizzat tanıttı.

Mustafa Kemal yeni Türk harflerini kara tahta başında anlatırken, 1928
Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Presidency of the Republic of Turkey. Dosya sayfası
Tarih notu
1 Kasım 1928'de 1353 sayılı "Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun" kabul edildi. Kanun 3 Kasım 1928'de Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yeni alfabe Latin harfleri üzerine kuruluydu, ama Türkçenin sesleri için ayrı harfler de eklenmişti: Ç, Ş, Ğ, ı, İ, Ö, Ü. Okuma yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı ve 24 Kasım 1928'de Mustafa Kemal "Millet Mektepleri Başöğretmeni" ilan edildi.

Sorun yazıdan önce seste başlıyordu

Harf Devrimi maddesi, Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet ile birlikte Arap alfabesini Türkçenin ses düzenine uyarlayarak benimsediğini ve bunu izleyen yaklaşık 900 yıl boyunca Türkçenin hem Batı (Osmanlı) hem de Doğu lehçelerinin bu yazıyla yazıldığını hatırlatıyor. Ancak bu yazı, Türkçenin zengin ünlü seslerini göstermekte zorlanıyordu.

Maddede verilen örnekler sorunu açık biçimde ortaya koyuyor: Vav (و) harfi V, O, Ö, U ve Ü seslerini; Ye (ي) harfi Y, I ve İ seslerini karşılıyordu. Kef harfi K, G, N ve nadiren Y sesi verebiliyordu. Öte yandan İstanbul Türkçesinde anlam ayrımı yaratmayan birden çok D, H, S, K, T ve Z harfi vardı; örneğin Dal ve Dad D sesini, Ha ve Hı H sesini veriyordu. Harflerin kelimenin başında, ortasında ve sonunda farklı biçimler alması da öğrenmeyi zorlaştırıyordu.

Tartışmanın uzun geçmişi

Alfabe sorunu Cumhuriyet'le ortaya çıkmış bir konu değildi. Harf Devrimi maddesine göre Arap alfabesinin yetersizliğini ilk dile getirenlerden biri Kâtip Çelebi'ydi. Tanzimat döneminde Ahmet Cevdet Paşa, bu harflerle gösterilemeyen sesler için yeni bir yazım yolu aranması gerektiğini söyledi. 1851'de Münif Paşa, Arap harfleriyle okuyup yazmanın zor olduğunu, halkın eğitilemediğini ve alfabenin düzeltilmesi gerektiğini belirtti.

Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Gökalp, Şemsettin Sami ve Ebüzziya Tevfik gibi isimler de konu üzerine görüş bildirdi. Enver Paşa'nın harfleri ayrı ayrı yazmaya dayanan girişimi (Enveriye, hurûf-ı munfasıla) da bir arayış olduğunu gösteriyordu. Öneriler iki kola ayrılıyordu: Osmanlı yazısını düzeltmek isteyenler ve doğrudan Latin harflerinin kabulünü savunanlar.
Ek bilgi
Latin harflerinin Türkçeye uyarlanması fikri ilk kez 1860'larda Azerbaycanlı Feth Ali Ahundzade tarafından ortaya atıldı. 1911'de Manastır'da Latin harfleriyle basılan ilk Türkçe gazete yayımlandı: Zekeriya Sami Efendi'nin çıkardığı, adı Fransız imlasıyla "Eças" yazılıp "esas" diye okunan bu gazetenin yalnızca birkaç sayısı günümüze ulaştı. 1914'te Kılıçzade Hakkı'nın Hürriyet-i Fikriye dergisinde Latin harflerini öneren imzasız yazılar çıktı; dergi bu yazılar nedeniyle yasaklandı.
Çevredeki örnekler

Tartışmayı hızlandıran gelişmelerin bir kısmı ülke dışındaydı. 1908-1911 döneminde Latin esaslı Arnavut alfabesinin kabulü Türk aydınları arasında yoğun tartışmalara yol açtı. 1911'de Elbasan'da hocaların Latin harflerinin şeriata aykırı olduğu yolundaki fetvasına karşı Hüseyin Cahit sert bir polemiğe girdi ve aynı alfabenin Türkler için de uygulanmasını önerdi. 1922'de Azerbaycan Latin alfabesine geçti; Bakü'de toplanan I. Türkoloji Kongresi de bütün Türk toplulukları için Latin yazısının kabulü yönünde karar aldı. Madde, Atatürk'ün bu kongreyi yakından izlediğini belirtiyor.

Bir başka etken, gündelik hayatta zaten kullanılan Latin harfli Türkçeydi. Telgrafın yaygınlaşmasıyla Fransız imlasına göre Latin harfleriyle yazılan Türkçe sıradan bir uygulama haline gelmişti; Beyoğlu, Selanik ve İzmir gibi kentlerde dükkân tabelaları ve ticari ilanlarda bu yazı sık görülüyordu. 19. yüzyılın son çeyreğinde Rum ve Ermeni harfleriyle basılan Türkçe yayınların yaygınlığı da Türkçenin başka bir yazıyla yazılabileceği fikrini güçlendirmişti.

Mustafa Kemal ve "henüz zamanı değil"

Harf Devrimi maddesine göre Mustafa Kemal bu konuyla 1905-1907 yıllarında Suriye'deyken ilgilenmeye başladı. 1922'de Halide Edib'le konuşurken böyle bir değişikliğin sert önlemler gerektireceğini söyledi. Eylül 1922'de İstanbul basınından kişilerin katıldığı bir toplantıda Hüseyin Cahit'in "Neden Latin harflerini kabul etmiyoruz?" sorusuna "Henüz zamanı değil" diye karşılık verdi.

1923'teki İzmir İktisat Kongresi'nde de Latin harfleri yönünde bir öneri sunuldu; ancak kongre başkanı Kâzım Karabekir öneriyi "İslam'ın bütünlüğüne zarar vereceği" gerekçesiyle reddetti. Konu basında uzun süre tartışıldı.
Tarih notu
Harf Devrimi takvimi:
- 1851: Münif Paşa'nın alfabe eleştirisi.
- 1911: Manastır'da Latin harfli "Eças" gazetesi.
- Eylül 1922: "Henüz zamanı değil" yanıtı.
- Şubat-Mart 1923: İzmir İktisat Kongresi'ndeki öneri.
- 28 Mayıs 1928: Uluslararası rakamlar yasası.
- 9 Ağustos 1928: Gülhane'de yeni harflerin tanıtılması.
- 8-25 Ekim 1928: Memurlar için yeni harf sınavı.
- 1 Kasım 1928: 1353 sayılı kanunun kabulü.
- 3 Kasım 1928: Resmî Gazete'de yayım ve yürürlük.
- 24 Kasım 1928: Millet Mektepleri yönetmeliğinin yürürlüğe girişi.
- 1 Ocak 1929: Millet Mekteplerinin resmî açılışı.
1928: rakamlardan harflere

İlk adım rakamlarda atıldı. TBMM 28 Mayıs 1928'de, 1 Haziran'dan itibaren resmî daire ve kuruluşlarda uluslararası rakamların kullanılmasını öngören bir yasa çıkardı. Madde bu yasaya önemli bir tepki gelmediğini, aşağı yukarı aynı sıralarda harf meselesi için bir komisyon kurulduğunu belirtiyor.

Komisyonda tartışılan konulardan biri, eski yazıdaki kaf ve kef harflerinin yeni alfabede q ve k ile karşılanmasıydı. Bu öneri Atatürk tarafından reddedildi ve q harfi alfabeye alınmadı. Komisyon geçiş için 5 ila 15 yıllık süreler öngörüyordu. Komisyonda bulunan Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Atatürk "Bu ya üç ayda olur ya da hiç olmaz" diyerek zaman kaybedilmemesini istedi.

Alfabe 9 Ağustos 1928'de Gülhane'deki CHP şenliğinde halka tanıtıldı. 11 Ağustos'ta Cumhurbaşkanlığı çalışanları ve milletvekillerine, 15 Ağustos'ta üniversite öğretim üyeleri ve edebiyatçılara anlatıldı. Ağustos ve eylül aylarında Atatürk çeşitli illerde yeni harfleri bizzat tanıttı. Bu süreçte ekleri sözcüğe bağlayan kısa çizgi kaldırıldı, düzeltme işareti eklendi. 8-25 Ekim arasında bütün resmî görevliler yeni harflerin kullanımı üzerine bir sınavdan geçirildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Harf Devrimi sonrasında okuryazarlık oranlarına ilişkin rakamlar tartışmalıdır. Harf Devrimi maddesi, devrim yapıldığında Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 6-7'sinin okuryazar olduğunu söyleyen eğitimcilere yer veriyor; buna karşılık Osmanlı'daki okuryazarlığın çok daha yüksek olduğu ve devrimin bir düşüşe yol açtığı iddiaları da dile getirildi ve bunlar akademisyenlerce eleştirildi. Ayrıca kaynaklarda "harf devrimi komisyonunun" kuruluş tarihi kesin bir gün olarak verilmiyor; madde yalnızca rakam yasasıyla "yaklaşık aynı zamanda" kurulduğunu yazıyor.
Millet Mektepleri

Kanunun uygulamaya konmasının en büyük aracı Millet Mektepleri oldu. Millet mektebi maddesine göre yeni alfabeden önce, 1927-1928'de 3304 halk dershanesi açılmış ve buralarda 64.302 kişi okuma yazma öğrenerek belge almıştı. Bu deneme, eski harflerle geniş bir eğitim çalışmasının yürütülemeyeceğini gösterdi.

Maarif Vekili Mustafa Necati Bey'in hazırladığı Millet Mektepleri Talimatnamesi 11 Kasım 1928'de Bakanlar Kurulunda onaylandı ve 24 Kasım 1928'de Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik, okuma yazma bilsin bilmesin 16-30 yaş arasındaki her yurttaşın bu okullarda kursa devam etmesini zorunlu tutuyordu. Atatürk bu okulların genel başkanlığını ve başöğretmenliğini üstlendi; 1981'de 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü ilan edilmesinin nedeni budur.

Okulların resmî açılışı 1 Ocak 1929'da yapıldı ve gün "Maarif Bayramı" olarak kutlandı. Ancak Millet Mekteplerinin mimarı Mustafa Necati Bey açılış günü apandisit nedeniyle hayatını kaybetti.

Derslikler ve sınavlar

Öğretim 1 Kasım'da başlıyor, haftada üç gün en az altı saat ders yapılıyordu. Dörder aylık iki program vardı. Hiç okuma yazma bilmeyenler A dershanesinde okuma yazma, dilbilgisi ve hesap öğreniyordu. A dershanesini bitirenler isteğe bağlı olarak B dershanesine geçebiliyor, burada hesap ve ölçüler, sağlık bilgisi ve yurt bilgisi dersleri görüyordu.

Her dönemin sonunda sınav yapılıyor, başaranlara belge veriliyordu. Sınavlarda ilk üçe girenlere Cumhurbaşkanı'nın imzasını taşıyan birer Anayasa hediye ediliyordu. Belgesi olmayanların muhtarlık, banka, belediye, devlet kurumları ve 20'den fazla işçi çalıştıran işletmelerde görev alması mümkün değildi. Millet Mekteplerinde toplam 50.690 öğretmen görev yaptı; seyyar öğretmenler kâğıt, kalem, tebeşir ve portatif kara tahtayı yanlarında taşıyarak köylere gidiyordu.

Sonuçlar

Millet mektebi maddesine göre seferberliğin ilk yılında 20.487 derslik açıldı, 1.075.500 kişi bu okullara devam etti ve 597.010 kişi belge aldı. Dünya ekonomik bunalımı nedeniyle yeterli ödenek ayrılamayınca çalışmalar zamanla yavaşladı; yine de üç yılda yaklaşık 1,5 milyon yurttaş okuryazar hale getirildi. Kurumlar 1928-1935 arasında "Millet Mektepleri", 1936-1950 arasında "Ulus Okulları" adıyla çalıştı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap