Onuncu Yıl Marşı, bir kutlama komisyonunun şartnamesiyle yazılmış, iki şairin şiirlerinden birleştirilmiş ve devlet eliyle köylere kadar öğretilmiş bir eserdir.
"Çıktık açık alınla on yılda her savaştan" diye başlayan Onuncu Yıl Marşı, İstiklal Marşı'ndan sonra ulusal duygulara en çok hitap eden ve kitlelere en çok mal olmuş marştır. Mustafa Kemal'in Onuncu Yıl Nutku ile birlikte 1933 kutlamalarının simgesi olan iki olgudan biridir. Nutuk sitede ayrı bir konuda anlatıldı; bu notta marşın nasıl yazıldığını, bestelendiğini ve bütün ülkeye nasıl öğretildiğini topluyoruz.
Arka plan: 1933 kanunu ve üç günlük bayram
11 Haziran 1933'te TBMM'deki tartışmalardan sonra Cumhuriyet'in onuncu yıl dönümünün kutlanmasına ilişkin bir kanun çıkarıldı. Bayram 29-31 Ekim 1933 arasında üç gün süren törenlerle kutlandı. Törenlerde, gösterilerde ve resmî kutlamalarda çalınmak, Cumhuriyet'in kazanımlarını ve heyecanını paylaşmak için özel bir marşa ihtiyaç duyuldu.
Kutlamaları düzenlemek üzere Başvekâlet'e bağlı bir yüksek komisyon kuruldu. Komisyon bir marş hazırlanmasına karar verdi ve şartlarını şöyle yazdı: Marş "yeni Türkiye'nin on yılda yükselme yolunda aldığı büyük mesafeleri anlatmalı; Türk inkılabının ana vasıflarını, her şeyden üstün tuttuğu yaşama ve ilerleme aşkının şiirin heyecanı ve musikinin ahengi içinde ifade etmelidir."
Akış: güfte
Komisyon birkaç şairden bu şartlara uygun bir marş istedi. Faruk Nafiz ile Behçet Kemal'in yazdığı şiirlerin amaca uygun kısımları, iki şairin birlikte çalışmasıyla birleştirildi. Ortaya çıkan şiir bağımsızlık mücadelesini, yeni devletin on yılda yaptıklarını ve gelecek hedeflerini anlatıyordu ve marşın sözü olarak kabul edildi.
Güfteyi okuyan Gazi bir dizeye müdahale etti: İlk dörtlüğün son dizesini "Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan" diye değiştirdi. Anlatıldığına göre Atatürk bunu Devlet Demiryolları'nın kurucusu Behiç Bey'i onurlandırmak için yaptı ve Behiç Bey'i arayarak "Emeğinizi yeteri kadar yansıtmadığı için 10. Yıl Marşı'nda bir dize değiştirdim, size haber vermek istedim" dedi. Bu söz kesin bir alıntı değil, anlatılan bir hatıradır. Besteci Cemal Reşit Rey, Akşam gazetesi, 1950Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Akşam Gazetesi. Dosya sayfası
Behçet Kemal Çağlar (1908-1969): Erzincan doğumlu şair ve siyasetçi. 1929'da Zonguldak Maden Mühendis Mektebi'ni birincilikle bitirdi ve Ankara'da Maden Tarama Enstitüsü'nde merkez mühendisi olarak çalışmaya başladı. Marşı yazdığı 1933'te "Erciyas'tan Kopan Çığ" ve "Burda Bir Kalp Çarpıyor" adlı şiir kitapları da çıktı. Ulus'taki bazı şiirlerinde "Ankaralı Aşık Ömer" adını kullandı.
Behiç Erkin: Devlet Demiryolları'nın kurucusu ve 1920-1926 arasında ilk genel müdürü; "Demiryollarının Babası" diye anılır. Kurtuluş Savaşı'nda bütün cephe sevkiyatı ona emanet edilmişti.
Beste
Sözler için önce bir beste yarışması düşünüldü; ama ülkede marş besteleyebilecek çok az kişi olduğundan yarışma yerine marş Cemal Reşit Rey'e sipariş edildi. Eser bir akşam Çankaya Köşkü'nde Muhafız Bando Alayı tarafından çalındı, Mustafa Kemal beğendi ve Onuncu Yıl Marşı'nın müziği olarak belirlendi. Sonra AnkaraTürk Ocağı salonunda, Gazi'nin de bulunduğu bir törende, Cemal Reşit Rey'in yönetiminde bandolarla prova edildi.
Kaynaklarda fark
Bestenin nasıl seçildiği iki anlatımda farklı anlatılır. Bir anlatıma göre yarışma yapılmadı, beste doğrudan Cemal Reşit Rey'e sipariş edildi. Öteki anlatıma göre ise Rey, 1933'te Türkiye'nin onuncu yılı kutlamaları için yapılan bir yarışmaya katıldı ve bestesi kabul edildi. Hangisinin doğru olduğu açık değil.
Ülke çapında öğretilmesi
Marşın kutlamalarda bir ağızdan söylenebilmesi için notaları, partisyonları ve plakları ülke içinde ve dışında ilgili bütün yerlere gönderildi. Okullarda ve Halkevlerinde çalışmalar yapıldı. İllerdeki kutlama komiteleri halkı belirli gün ve saatlerde Halkevine gelip marş söylemeye çağırdı. Öğretmeni olmayan köylere marşı öğretmek için öğretmenler görevlendirildi.
Gazeteler de marşı sayfalarına aldı. Gazetelerde marşla birlikte şu satırlar yayımlandı: "Onuncu Yıl Marşı baştan başa millî gururumuzu, inkılap heyecanlarımızı, yükselme ve ilerleme hızımızı anlatan güzel mısralardan örülmüştür ve sadece üç bayram gününde okunmakla kalmayıp gelecek nesillere de aktarılacaktır. Bu marşı bilmeyene öğretmek bir inkılap borcudur."
Kenan Doğulu 1997'de "Kenan Doğulu 3.5" adlı teklisinde marşı Ozan Doğulu'nun düzenlemesiyle ve 90 kişilik bir koro eşliğinde seslendirdi. Cemal Reşit Rey1940'ta İstanbul'a dönerek öğretmenlik, piyanistlik ve orkestra şefliğini sürdürdü.
Ek bilgi
"Demir ağlar" dizesi bir demiryolu programına işaret eder. Erkin, Osmanlı'da demiryolları üzerine eser yazan ilk ve tek Müslüman Türk'tü ve Atatürk'ün 1907'den beri mesai arkadaşıydı. Atatürk'ün marşta değiştirdiği dize, böylece hem bir kurumu hem de eski bir arkadaşı anan bir dize oldu.
Bugünkü anlamı
Onuncu Yıl Marşı, bir kutlama komisyonunun şartnamesiyle yazılmış, iki şairin şiirlerinden birleştirilmiş ve devlet eliyle köylere kadar öğretilmiş bir eserdir. Buna rağmen ya da belki tam da bu yüzden, doksan yılı aşkın süredir okullarda ve törenlerde söylenmeye devam ediyor. Marşın hikâyesi, Cumhuriyet'in on yıllık bilançosunu nasıl anlatmak istediğini de gösterir: savaş, demiryolu, fabrika ve okul. Görseller marşın bestecisi Cemal Reşit Rey'i ve "demir ağlar" dizesiyle onurlandırılan Behiç Erkin'i gösterir.
Ismarlama bir marşın kalıcılığı
Onuncu Yıl Marşı'nın hikâyesinde kendiliğinden doğan hiçbir şey yok: bir kanunla ilan edilen üç günlük bayram, bir kutlama komisyonunun şartnamesi, iki şairin ayrı ayrı yazdığı şiirlerin birleştirilmesi ve öğretmeni olmayan köylere kadar görevli gönderilerek yapılan bir öğretim seferberliği. Buna rağmen marş doksan yılı aşkın süredir okullarda ve törenlerde söyleniyor. Siparişle yazılan bir eserin bu kadar kalıcı olması, onu salt bir propaganda ürünü olarak görmeyi zorlaştırıyor.
Marşın içeriği, Cumhuriyet'in ilk on yılına dair kendi bilançosunu nasıl çıkardığını gösteriyor. Savaş, demiryolu, fabrika ve okul aynı dizelerde yan yana duruyor. "Demir ağlar" dizesinin sonradan Behiç Erkin'i onurlandırmak için değiştirildiği hatırası doğruysa, bu, bir marşın bile kişisel bir teşekkür aracına dönüşebildiğini gösteren sevimli bir ayrıntı. Ama bunun anlatılan bir hatıra olduğunu ve kesin bir alıntı sayılamayacağını unutmamak gerek.
Bestenin seçimi konusunda ise açık bir çelişki var: bir anlatımda yarışma hiç yapılmamış, beste doğrudan sipariş edilmiş; ötekinde Cemal Reşit Rey bir yarışmaya katılıp kazanmış. İkisi aynı anda doğru olamaz ve eldeki bilgilerle hangisinin doğru olduğuna karar vermek mümkün görünmüyor.
Gazetelerin "bu marşı bilmeyene öğretmek bir inkılap vazifesidir" havasındaki satırları da dönemin ruhunu yansıtıyor. Marş yalnızca söylenmek için değil, ortak bir hafıza kurmak için yazılmıştı; bugün hâlâ ezbere bilinmesi, bu amacın büyük ölçüde tuttuğunu düşündürüyor.