İçeriğe geç
Giriş yap
0

Osmanlı tezhip sanatı: altın ve boyayla süslenen kitap sayfaları

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı kitap sanatlarında hat ile birlikte en çok değer verilen sanatlardan biri tezhiptir. Arapça altın anlamına gelen zeheb kelimesinden türeyen tezhip, kitap sayfalarının, levhaların ve fermanların altın ve boyalarla süslenmesi demektir. Tezhip sanatçısına müzehhip denir. Osmanlı tezhibi, on beşinci yüzyıldan itibaren kendine özgü bir üslup geliştirdi ve on altıncı yüzyılda saray nakkaşhanesinde en parlak dönemini yaşadı. 1566 tarihli Muhibbî Divanı nüshasında Kara Memi'nin yaptığı tezhip, bu dönemin en tanınmış örnekleri arasındadır. Bu yazıda tezhibin malzemelerini ve tekniklerini, Osmanlı tezhibinin gelişimini, önemli müzehhipleri ve bu sanatın bugüne ulaşan mirasını ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: TEZHİP — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: İnci Ayan Birol. Tarih: 2012.
Ahmed Karahisârî'ye atfedilen Mushaf'tan tezhipli bir sayfa
Ahmed Karahisârî'ye atfedilen Mushaf'tan tezhipli bir sayfaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0 igo, yazar: Khalili Collections. Dosya sayfası

Malzeme ve teknik

Tezhibin en önemli malzemesi altındır. Müzehhipler, ince altın varakları jelatin ya da zamk ile ezerek ezme altın adı verilen bir boya elde ederdi. Bu altın, fırça ile kâğıda sürülür, kuruduktan sonra akik ya da kurt dişi gibi sert ve pürüzsüz bir taşla perdahlanarak parlatılırdı. Altının yanında lâciverd, yani lapis lazuli taşından elde edilen mavi, zencefre denilen kırmızı ve çeşitli bitkisel ve madenî boyalar kullanılırdı. Kâğıt ise önceden aharlanarak, yani yumurta akı ve nişasta karışımıyla kaplanıp mühreyle parlatılarak hazırlanırdı.

Bir tezhip çalışması, önce kâğıt üzerinde desenin çizilmesiyle başlardı. Müzehhip, deseni ince bir kâğıda çizer, ardından iğneyle delerek silkme adı verilen yöntemle asıl kâğıda aktarırdı. Simetrik desenlerde, desenin yarısı ya da çeyreği çizilir, ardından kâğıt katlanarak tamamı elde edilirdi. Desen aktarıldıktan sonra altın ve boyalar sürülür, son olarak motiflerin çevresine ince kontur çizgileri çekilirdi. Bu işlem büyük sabır ve ustalık gerektirirdi; tek bir sayfanın tezhibi haftalar sürebilirdi.

Motifler ve üsluplar

Osmanlı tezhibinde kullanılan motifler birkaç ana grupta toplanır. Rumî, kıvrımlı ve stilize hayvan ya da kanat biçimlerini andıran bir motiftir. Hatâyî, stilize çiçeklerden oluşur. Bulut motifi, Çin sanatından gelen kıvrımlı biçimleriyle tanınır. Saz yolu ise uzun, kıvrık yapraklar ve iri çiçeklerden oluşan, on altıncı yüzyılda gelişen bir üsluptur. Bunların yanında lale, karanfil, sümbül, gül ve bahar dalları gibi doğal çiçeklerin yer aldığı natüralist üslup, Osmanlı tezhibinin en karakteristik özelliklerinden biri hâline geldi.

Tezhip, kitabın farklı bölümlerinde farklı biçimlerde uygulanırdı. Kitabın ilk sayfalarında yer alan geniş süslemeye serlevha, başlık süslemesine unvan, kitabın başındaki madalyon biçimli süslemeye şemse denirdi. Mushaflarda sure başları ve ayet aralarındaki duraklar da tezhiple süslenirdi. Sayfa kenarlarındaki süslemelere halkâr ve cetvel gibi adlar verilirdi.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Osmanlı tezhibi, İran tezhibinin olduğu gibi kopyalanmasından ibarettir.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Osmanlı tezhibi, Timurlu ve Türkmen kitap sanatlarından etkilenerek doğdu; ancak on altıncı yüzyılda saz yolu ve lale, karanfil, sümbül gibi doğal çiçeklerin kullanıldığı natüralist üslupla kendine özgü bir kimlik kazandı. Bu üslup, aynı dönemde çini, kumaş ve ciltlerde de görülür.
Aynı Mushaf'ın tezhipli son sayfaları
Aynı Mushaf'ın tezhipli son sayfalarıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Khalili Collections. Dosya sayfası

Nakkaşhane ve erken dönem

Osmanlı sarayında kitap sanatlarıyla ilgilenen sanatçılar, nakkaşhane adı verilen saray atölyesinde çalışırdı. Fatih Sultan Mehmed döneminde gelişen nakkaşhanede, Baba Nakkaş gibi sanatçılar erken Osmanlı tezhip üslubunun öncüleri oldu. II. Bayezid döneminde ise hattat Şeyh Hamdullah'ın yazdığı Mushafların tezhibi, hat ile tezhibin uyumunun güzel örneklerini sundu. Bu dönemde Timurlu ve Akkoyunlu kitap sanatlarının etkisi belirgindi; Tebriz ve Herat'tan gelen sanatçılar da nakkaşhanede çalıştı.

Kara Memi ve on altıncı yüzyıl

Kanuni Sultan Süleyman döneminde nakkaşhane en parlak çağını yaşadı. Tebriz'den gelen Şahkulu, saz yolu üslubunun Osmanlı sanatındaki öncüsü oldu. Şahkulu'nun öğrencisi olan Kara Memi, yani Kara Mehmed Çelebi, natüralist çiçek üslubunu geliştirerek Osmanlı tezhibine yeni bir soluk getirdi. Kara Memi, Kanuni'nin Muhibbî mahlasıyla yazdığı şiirlerin toplandığı divanın 1566 tarihli nüshasını tezhiple süsledi. Bu eserde lale, karanfil, gül, sümbül ve bahar dallarından oluşan çiçek süslemeleri, Osmanlı tezhibinin doğaya yakın ve canlı üslubunun en güzel örneklerini oluşturur.

Aynı dönemde ünlü hattat Ahmed Karahisârî'nin yazdığı Mushaflar da görkemli tezhiplerle süslendi. Karahisârî'ye atfedilen bazı Mushaflar, bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nde ve dünyanın önemli İslam sanatı koleksiyonlarında korunur. Bu eserler, hat ve tezhibin bir kitap sayfasında kusursuz bir uyumla birleştiği şaheserler olarak kabul edilir.
Tarih notu
Kronoloji
15. yüzyılın ikinci yarısı: Fatih döneminde nakkaşhanenin gelişmesi; Baba Nakkaş.
15. yüzyılın sonu: Şeyh Hamdullah'ın Mushaflarının tezhiplenmesi.
16. yüzyılın ortası: Şahkulu ve saz yolu üslubu.
1566: Kara Memi'nin tezhiplediği Muhibbî Divanı nüshası.
18. yüzyıl: Avrupa barok ve rokoko etkilerinin tezhibe girmesi.
20. yüzyıl: Tezhip sanatının yeniden canlandırılması.

Barok etkiler ve geç dönem

On sekizinci yüzyılda Lale Devri ile birlikte Osmanlı sanatına Avrupa'dan yeni etkiler girdi. Tezhipte de barok ve rokoko üslubunun kıvrımlı yaprakları, buket biçimli çiçekler, vazolar ve kurdeleler kullanılmaya başlandı. Bu yeni üsluba Türk rokokosu adı verilir. Renkler pastel tonlara kaydı, altının yanında farklı tonlarda altınlar kullanıldı. Bazı sanat tarihçileri bu dönemi klasik üslubun gerilemesi olarak görse de, geç dönem tezhibi de kendine özgü bir zarafet taşır.

On dokuzuncu yüzyılda matbaanın yaygınlaşması, el yazması kitap üretimini azalttı. Tezhip sanatı, Mushaflar, levhalar, fermanlar, beratlar ve hilye-i şerifeler gibi alanlarda yaşamaya devam etti. Padişah tuğraları ve fermanların başlıkları da tezhiple süslenmeyi sürdürdü.

Yirminci yüzyılda yeniden doğuş

Cumhuriyet'in ilk yıllarında geleneksel kitap sanatları zor bir dönem geçirdi. Ancak Ali Rıza Bey gibi müzehhipler ve tıp tarihçisi ve sanat araştırmacısı Süheyl Ünver gibi isimler, tezhip sanatının yaşatılması için büyük çaba gösterdi. Süheyl Ünver, eski eserleri inceleyerek klasik motifleri ve teknikleri kayıt altına aldı ve pek çok öğrenci yetiştirdi. Onun öğrencileri arasında yer alan Rikkat Kunt gibi sanatçılar, klasik Osmanlı tezhibini yeni kuşaklara aktardı. Bugün tezhip, üniversitelerin geleneksel Türk sanatları bölümlerinde ve özel atölyelerde öğretilmeye devam ediyor. Usta-çırak ilişkisi içinde yürüyen eğitimde öğrenciler, önce klasik eserlerden motif kopyalayarak çalışır; ardından kendi kompozisyonlarını hazırlar ve bir icazet töreniyle ustalarının onayını alır. Tezhipli levhalar ve kitaplar, sergilerde ve müzayedelerde de ilgi görmektedir.

Osmanlı tezhip sanatını değerlendirmek: sayfanın üzerindeki bahçe

Osmanlı tezhip sanatı, kitap sayfasını bir sanat eserine dönüştürme çabasının en incelikli örneklerinden biridir. Ezme altının hazırlanmasından desenin silkme ile aktarılmasına, aharlı kâğıdın mühreyle parlatılmasından perdahlanan altının ışıltısına kadar her aşama, büyük bir sabır ve ustalık gerektiriyordu. Timurlu ve Türkmen geleneklerinden beslenen Osmanlı tezhibi, on altıncı yüzyılda Şahkulu'nun saz yolu ve Kara Memi'nin natüralist çiçekleriyle kendine özgü bir kimlik kazandı. 1566 tarihli Muhibbî Divanı, lale ve karanfillerin sayfanın üzerinde bir bahar bahçesi gibi açtığı bu üslubun simgesidir. Aynı çiçeklerin çinilerde, kumaşlarda ve ciltlerde de görülmesi, saray nakkaşhanesinin bütün sanat dallarını etkileyen bir üslup merkezi olduğunu gösterir. On sekizinci yüzyılda barok etkilerle değişen tezhip, farklı bir zarafete büründü; matbaanın yaygınlaşmasıyla ise levhalar, fermanlar ve hilyelerde yaşamaya devam etti. Süheyl Ünver ve öğrencilerinin çabası, bu sanatın unutulmaktan kurtarılmasını sağladı. Bugün tezhip atölyelerinde çalışan sanatçılar, yüzyıllık bir geleneği yeni yorumlarla sürdürüyor. Osmanlı tezhibini anlamak, bir medeniyetin kitaba ve yazıya duyduğu saygının altın ve boyayla nasıl ifade edildiğini görmek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap